Pazartesi, Ekim 31, 2005

Ortak Defter Saati

Saatlerimizi 1 saat geri alalım.

Ekşi Sözlük'teki "Reklamcı Olmayı İstemek" tartışması...

Birkaç gündür Ekşi Sözlük'te "Reklamcı Olmayı İstemek" başlığı altında eğlenceli bir tartışma devam ediyor... Hem sektörün içindekilerin hem de dışarıdan bakanların yorumlarını izlemekte fayda var...

Cuma, Ekim 28, 2005

nüfus cüzdanı nasıl yenilenir?

nüfus ve vatandaşlık işleri genel müdürlüğü'nden ilginç bir çalışma:
http://www.nvi.gov.tr/images/NVIPortal/SWF/sesliyenileme.swf

Mutlaka görülmeli !

http://www.ikea.com/ms/sv_SE/kampanj/fy06_dromkok/dromkok.html

Biraz yüklü bir 'resim'. Ama beklediğinize değecek. Yüklendikçe, mouse'unuzu resmin üzerine örneğin sağ kenara yakın bir yere koyun ve sağ tuşu basılı tutun...

Perşembe, Ekim 27, 2005

"FW:" Senden nefret ediyorum!!!

Size de oluyordur, sabah bilgisayarınızı bir açarsınız, 10 yeni mail,
hevesle gelenler kutusu açılır ve işte hepsi orada durmaktadır.
Birbirinden "FW" bir sürü mail. Başlıkları okunamayan, inanılmaz büyüklükteki
gereksiz komik filmler, reklamlar (!), fıkralar, yazılar ve evet "Bunu bilmem kaç kişiye yollamazsan
bir daha şöyle şöyle olmasın emi" dilekleri.
Kim bilir ilk kim, kime yolladı da düştü yollara "FW".
Ama hangi akılla hangi hisle yolladı? Golf oynamak için 15 sebepten,
kadınların erkekler karşısında laga luga'larına kadar... Çok mu sıkılıyor bunları hazırlayanlar?
Peki ya bunları bizlere yollayanlar,
zaten görüşüyor ve konuşuyor olduğun birinden geldiğinde eh bakıyorsun da,
bir de aylardır iki satır merhaba nasılsın dememiş birinden geldiğinde cinler son sürat tepeye...
Neyse. Nefret ediyorum ve okumadan silmeye devam ediyorum. Kınıyorum hatta!
:)

Okur - Yazar / Yazar - Okur

Ne okuyorsunuz?
Hangi kitaplar var bu sabah çantanızda,
masanızda, yatağınızda, aklınızda...
Ne okuyor ortak defterciler?

Bende, İhsan Oktay Anar başyapıtı "Amat",
Giovanni Scognamillo "Türk Sinemasında Şener Şen"
ve 1001 Gece Masalları Cilt 2/2 var.

Çarşamba, Ekim 26, 2005

Reklam Psikolojisi...

Böyle bir uzmanlık dalı var mıdır acep? Olsa pek iyi olurdu. Tabii reklamların insanlar üzerinde yarattığı psikolojiyi kastetmiyorum. Mesleğin reklamcılar üzerinde yarattığı farklı psikolojiler hakkında bilgi sahibi olan, çözümlemeler yapan, deva bulan ehil kişiler olsaydı ben zırt pırt giderdim onlara. Bir iş görüşmesi yapmıştım vaktiyle. Sonra anladım ki görüşmeden çok terapi olmuş o benim için. Uzun bi süre yerçekiminden etkilenmedim. Böyle bir alanda uzmanlaşmış kişiler olsa da gitsek, rahatlasak ara ara, iyi olmaz mıydı? İnsanın beyni düğüm düğüm oluyor çünkü bazen. Onlar da bize beyin masajı yapardı....

Mine Kırıkkanat'ın tespiti doğru değil mi sizce de?

İş dünyasında bir ülkenin nabzını en iyi tutan sektör, reklamcılıktır. Tanıtılan ürünün tutması reklamın beğenilmesine, reklamın beğenilmesi ise hedef kitlenin "istemleri" yönünde etkilenmesine bağlıdır. Başarılı bir reklam kampanyası, doğru okunmuş bir toplumsal eğilimin geleceğe dönük çözümünü hayal eder ve tanıtılan ürüne yönlendirir. İşte bu yüzdendir ki reklamcılık, kültür birikimi, zekâ ve yaratıcılık gerektiren bir meslek olup, Türkiye'de dünya standartlarını kolayca tutturan, hatta ötesine geçen bir gelişim göstermiştir. Reklam sektörü böylesine başarılı olduğuna göre, Türk toplumunu, istemlerini ve hayallerini de doğru çözmüş demektir.Ne var ki Türkiye televizyonlarında gösterilen reklam filmleri, sanki bambaşka bir ülkede çekilmiş, "hedef kitlesi" bambaşka bir toplummuş gibi.Reklam filmlerindeki Türkiye'de herkes çağdaş, herkes uygar. Sanki Türkiye'de değil, İsveç'te bile değil (çünkü orada da epeyce Türk ve Kürt var), İzlanda'da yaşıyor reklam filmlerindeki insanlar. İstisnasız tüm kız ve kadınların başı açık, istisnasız tüm erkekler sinekkaydı tıraşlı. Nadir bıyıklı ve daha da az sayıda sakallılar, ya "komik" rollerine soyunuyorlar, ya da isimlerinden menkul "star"lar.Bu durum yalnız "tarafsız" ürünler için söz konusu değil, yeşil sermaye de en yemyeşil ürünlerini çağdaş, uygar Türkiye imgesi üstüne bindiriyor. Ramazan reklamları bile bağnazlık sembollerinden uzak bir toplum modeli çiziyor. Dikkat ederseniz hep yaşlı kuşağın başı bağlı, o baş bağı da günümüz tesettürü değil, geleneksel baş örtüsüyle sınırlı, zaten tek tük dede de sakalı ağarmış türden oluyor.Aynı reklam filmlerinde, 'nostalji' teması işlendiği zaman da referanslar aynı: İlk cumhuriyet çocuklarının çağdaşlık yolundaki adımları. Başka bir noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim: Salt yazılı medyada yer alan az sayıda tesettür modası reklamları, nedense yaratıcılık yoksunu, tatsız tutsuz, çekimsiz olup, 'ilan'dan öteye geçemiyor. Ve televizyonlarda yıllardan beri, her gün defalarca böyle bir Türkiye seyretmek kimsenin garibine gitmiyor...Oysa hepimiz biliyoruz ki, Türk toplumu bu değil. Kadınların üçte ikisi öyle ya da böyle 'örtülü'. Başı açık kadın yoğunluğuna, artık yalnız kent merkezlerinde rastlanıyor. Her dört erkekten biri takkeli ve sakallı, geniş geneli ise takkesiz, sakalsız ama bıyıklı. Öte yandan, yetenek ve başarısını çoktan kanıtlamış reklam sektörünün 'hedef kitle' seçimi ve bu kitlenin 'istemlerinde' yanılıyor olması mümkün değil. Zaten kampanya sonuçları doğru gördüklerini her seferinde yeniden test ediyor. Eee? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu: Yarısı tutucu bir toplumun, güncel söylemde sözüm ona reddettiği çağdaş ve uygarlık çizelgesini, reklam filmlerinde benimseyip izlemesini nasıl açıklayacağız?Acaba Türk toplumu 'kapansa' da açılmak mı istiyor? Doğu'ya baksa da Batı'yı mı gözlüyor?

Mine Kırıkkanat'a katılıyorum. Siz ne dersiniz?

interaktif reklam yazarlığı

http://www.webcopywritinguniversity.com
özellikle, interaktif işler yapan yazarların bir göz atmasında fayda var.

hepimize iyi çalışmalar...

Paylaştıkça çoğalır

www.bestadsontv.com
Ben yeni duydum. Şöyle bir inceledim.
Paylaşayım, çoğaltayım, işe yarasın dedim.
Neticede terrabyte'da bir bit'lik bilgi...

Salı, Ekim 25, 2005

az biraz jimnastik size

SEN BAŞIBOŞ BİR NOKTA,
BENSE SANA HEP BİR YARIÇAP UZAKLIKTA.

NEYİM BEN?

Hoş bir kaç dakika geçirmek için...

http://www.watchmechange.com tıklayın, stil yapın. Eğlenceli. Oldukça da uğraşılmış bir site anladığım kadarıyla.

Pazartesi, Ekim 24, 2005

Sallandık, sallanıyoruz, sallanacağız!

İzmir'de geçen cuma inanılmaz şeylere şahit olduk. Kamu daireleri, hastaneler boşaltılmış, saat 15'te feci bir deprem bekleniyor diye. Ülkemin polisi de zorla işhanlarını boşaltmış. Çok merak ettim, böylesine hızlı ve öncelikli bilen bir sistemimiz var da onca insan niye öldü Gölcük'te? Niye Japonya'ya, Pakistan'a filan gönder miyoruz bu aleti yardım niyetine?

Bu ülke hakikaten çok komik yahu. Aklıma yıllar önce Nokta Dergisi'nin yaptığı bir araştırma geldi, belki hatırlayanınız vardır. Haberciler polis rolündeydi, sokaktaki insanları zorla yerlere yatırmışlardı, silah varmış gibi korkutarak. Herkesin yerlere uzanmış görüntülerini hatırlıyorum hayal meyal. Polis yat diyo yatıyoruz, kalk şaka yaptık diyo kalkıyoruz, ne iş bu yahu? Annem Güzelyalı'da oturuyor, onu almaya gittim o feci gün. İğne atsan yere düşmez bir vaziyette herkes battaniyesi ve suyu ile Güzelyalı parkındaydı. Korku dağları bekler, tamam da nedir bu toplumsal etkilenim. Kimsede sorgulama yok. Bence iyice incelenmesi gereken bir konu bu. Hani bir gün bir deli çıksa - ki sık sık çıkar bu memlekette, iyi biliriz - olmadık birşey dese, yandık vallaha.

Sizleri bilmem ama biz İzmirli yazarlar aynı zamanda yazılan herşeyi (ve hatta çizilenleri de) kontrol ederiz. Bizdeki redaksiyon işi yazarların yakasına yapıştırılır ve hayatımız kayar, bir daha her okuduğumuz başımıza bela olur. Yirmi yılın etkisiyle ben de feci durumdayım. Sıkı bir kitap okuruyum ama artık okuduklarımdan tat alamıyorum. Son günlerde en çok taktığım konu virgül konusu. Yahu, şu çevirmenleri nasıl adam edeceğiz? Bırakın diğer yazılım hatalarını, şu "virgül" ve "ve" işini ne yapacağız. Bu hatayı reklam yazarlarında da görür oldum. Ve bağlacı aynı zamanda bir çeşit virgül demek ikisi yanyana gelmez. İngilizce mi bu yahu? Bu yanlışları düzeltme hastalığı yüzünden çeviri yayınları okumaktan helak olmaktayım. Nerededir bu çevirmenlerin merkezleri, yazıp hıncımı almak istiyorum. Bilen varsa söylesin.

Cumartesi, Ekim 22, 2005

Reklam Türkçesi derken...

Kim bilir kaçıncı defa blog "tabelası"nı okuyordum. "Reklam Türkçesini kollama karakolu... " kısmına takıldım. Hazır aklıma gelmişken de ilk postumu yazayım dedim. (Doğru ya, post serilebilir de:)
Daha önceden de yayınlanıyor muydu bilmiyorum ama dünkü Beşiktaş-Bolton maçının öncesinde dikkatimi çeken bir "mobilya" reklamı oldu. Türkçe giriş yapıp son kısmında da İtalyanları konuşturan "mobilya" reklamından farklı olarak, web site adresini verip İngilizce dış ses kullanan reklam filmini görünce oldukça şaşırdım.
Hattâ "Acaba MTV'ye gönderilecek bant ile Kanal D'ye gönderilen bant mı karıştı?" diye düşünmeye bile zorladım kendimi. Hani bazı reklamlarda sadece marka adını Amerikalı gibi söyleme hastalığı henüz tedavi edilememiştir de, tüm reklam filmini İngilizce yapmak yasal mı? Bir mobilya markası, ülkemizde göstermek için yaptırdığı bir reklam filminde neden böyle bir yola sapar?
Veya ben, dün dış sesi yanlış duydum. Efendim? Komserim??

Cuma, Ekim 21, 2005

Yazan yazmayan sağolsun.

Arkadaşlar, aramıza yeni katılan arkadaşlarımız var. Hoş. Ama eskiden katılıp, tek harf yazmamış 'yazar'lar da var.

Düşününce, birkaç arkadaş, Aralık 2005 başında 'Sil' tuşuna basalım ve bu yazılmaz blogu hepten yazılmaz hale getirip kurtulalım dedik.

Bilginiz olsun, görüşünüzü önerinizi lütfen yazın, yanlış bir şey yapmayalım.

Sevgiler,
Haluk Mesci

İlginç bir site...

http://www.hk29.com

Türkçe yazım denetimi vs yapıyor. Ben tesadüfen ve yeni keşfettim. Sizler biliyorsanız tekrar için kusura bakmayın.

Pazartesi, Ekim 17, 2005

Elçiye zeval...




Bir yerlerden geçti elime...
Çok iyi düşünmüşler, ellerine sağlık!

Pazar, Ekim 16, 2005

Saldırgan maymun...


Eğer amaç gazete ilanı yoluyla web sitesine ziyaretçi çekmekse, kuşkusuz etkili bir ilan, hatta epeyce de cesur ve "saldırgan"... Ama sempatik mi, emin değilim. Umarım kaçırdığım bir ayrıntı vardır...

Cumartesi, Ekim 15, 2005

Sizin de gözünüz...


... soru işareti aramıyor mu?

Cuma, Ekim 14, 2005

Bilgi Mimarisi ve Etkileşim Tasarımı: Yeni bir uzmanlık alanı...

Richard Saul Wurman
Ticari amaçlı bir web sitesi için içerik yazmamız istendiğinde, Bilgi Mimarisi ve Etkileşim Tasarımı denilen yeni uzmanlık alanlarından "rol çalmak" da, bir reklam yazarı olarak ister istemez görev ve yetenek tanımımızın içerisine giriyor...
En basitinden, nereye link verirsek hangi sayfaya bağlanmalı ya da hangi ziyaretçiler hangi içeriğe en kolay nasıl ulaşırlar gibi temel sorular da "sınır tanımayan" reklam yazarlarının meseleleri arasında bugün.

Amerikalıların "Information Architecture" dediği konunun hem isim babası hem de öncülerinden sayılan Richard Saul Wurman'ın yazdıklarını okuyorum bir süredir: Bilgiyi çekici ve anlaşılır biçimde sunmanın yeni yollarını geliştirmek, Wurman'ın temel meselesi...

Olayı sadece web sitesiyle de sınırlamayıp, müşterinin/kullanıcının bir ürün ya da hizmetle yaşayacağı "etkileşim" üzerine düşünmek de gerekiyor bana sorarsanız. İtalya'daki Ivrea Institute, bugün "Interaction Design" konusundaki sağlam kaynaklardan birisi...

Sonuç olarak, özellikle bizden bir kuşak daha genç olan reklam yazarlarının yeteneklerini geliştirirken sınır tanımamaları gerektiğini düşünüyorum...

14 Ekim 2005 Radikal'den, Hakkı Devrim'in bölümünden : "Adlar"

"Yabancı adların imlası konusunda okurum Cem Say'ın hepimizi ilgilendirecek gözlemleri var.

Latin alfabesi kullanan yabancı dillerdeki özel adları, kendi dilindeki imlasıyla yazıyoruz. Latin alfabesi kullanmayanların adlarınıysa Türkçe okunduğu gibi... Fakat bu kurala Radikal dahil hiçbir yayımda uyulmuyor. Örnekler vereyim. Milanolu futbolcunun adı Kaka yazılıyor, oysa «a»ların birinde aksan var. Norveç şehri Tromso'nun son harfi «çizgili o»dur. Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın Aliyev adının ilk harfi ters dönmüş «e» olmak gerekir (Azerice de artık Latin alfabesi kullanıyor).
Bir de ters yönde yapılan hatalar var: Rus adı Şarapova'yı Sharapova diye yazanlar oluyor. Çince bütün yer ve insan adları nedense İngilizce yazılıyor. Yabancılar bizim adlarımız konusunda dikkatsiz. Gazetelerinde Erdoğan'ın «yumuşak g» ile yazıldığını görürsem kurban keseceğim. Aslında bilgisayar teknolojisi bütün bu adları doğru yazma imkânını sağlar, ama bunun için de herkesin aynı sisteme geçmesi gerekir. Sizce ne yapmalı? Doğruda mı ısrar etmeli, yoksa kuralı değiştirerek bütün yabancı adlar Türkçe okunduğu gibi yazılır diye, kuralı bir kere daha mı değiştirmeli?

– Bizde olmayan üç harfi (q, w, x) kullanarak Fransızca, Almanca, İngilizce, İtalyanca adların hemen tamamını yazabiliyoruz; aksanlar ve trema gibi noksanları da görmezden geliyoruz. Tarihimizden gelen ve kullanma sıklığı çok olan adları da okunduğu gibi yazıyoruz.

Biraz daha böyle gidelim. Yakın bir gelecekte AB ülkelerinin bu konu üzerinde yeniden durup, ortak kararlara varması beklenebilir. (Benimsenmiş alfabelerle yan yana kullanılacak, AB özel adları için gerekli bir ek alfabe gibi).

Bakın Çinliler Pinyin Alfabesi ile bu konuyu kesin karara ve uygulamaya bağladılar."

Online İngiliz Argosu Sözlüğü

İngilizceden çeviri yapmaktaysanız işinize çok yarayabilir :

http://www.peevish.co.uk/slang/

Salı, Ekim 11, 2005

pia gitmiş

ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
beni böyle bırakıp bırakıp gitmese


Bana şiiri sevdiren, bana şiir yazdıran, bir de üstüne üstlük, hiç üşenmeyip
arayıp, "devam devam" diyen o sıcak ama gür sesi çok arayacağım.

Rahat uyu...

Ortak bir reklam yazarı profili var mıdır?

Reklam yazarı normal midir yoksa anormal mi? Kendisiyle barışık mıdır? Reklam yazarının ruh hali nedir? Dolduğu kabın şeklini mi alır? IQ'su Yüksek midir? EQ'sundan haber var mıdır? Kendileriyle savaşanların en başında gelen midir? Depresif
midir? Manik midir? Paranoyak mıdır? Yoksa hepsi birden midir? Kurar mı kafasında? Çok mu koşar? Çabuk mu yorulur? Kaç sene reklam yazarlığı yapılır? Jübilesi var mıdır? geriye dönüp bakar mı? baktığında ne görür?

Attila İlhan da...

"...artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti ışıklarımı söndürdüler..."

Yasak Sevişmek - Attila İlhan 1968

İnanasım gelmedi. Kabullenesim gelmedi. Bilemedim elimi ayağımı nereye koyacağımı.
Söz de bitti.

Bilgilenelim.

Bu konunun bahsi geçince kimi şaşkınlıkla "aaa bilmiyordum" , kimisi de "aa evet öyle bir uygulama varmış" diyor. Şaşkınlıkla karşılayanların sayısı çok olunca ben de "ortak deftere" yazmaya karar verdim.

Konu şu arkadaşlar: Devlet, işten çıkarılana işsizlik ödeneği veriyor. Yani maaş bağlıyor. Evet çok az bir para ama yine de brüt maaşımızdan kesilen paraların bir kısmını dahi olsa devletten geri alma şansımız var. Ben de bunu "ani" bir şekilde öğrendim. Hiç beklemediğim bir anda işten çıkarıldım. Muhasebenin beni yönlendirmesi ile bundan haberim oldu. Dün gidip Türkiye İş Kurumu'na başvuruda bulundum.

Haberiniz ola, devlete ödediğimiz onca paranın bir kısmını ihtiyacımız olduğunda geri alabiliyoruz. AB uyum yasaları gereği ;)

Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyen arkadaşlar var ise bana atuzel@superonline.com adresinden ulaşabilir. Tecrübe konuşuyor :)

Pazar, Ekim 09, 2005

Birileri bana açıklasın!

Öncelikle merhabalar. Hemen söze girmek, hatta balıklama dalmak istiyorum. Kampüscell reklamında acaba yanlış, ya da manipüle edici bir metin mi var? Nasıl mı? Reklamın başında "Kampüscelliler çenenizi düşürmeye hazır mısınız?" diyor. Sonra uygun konuşma tarifelerinden bahsediyor ve liseliler,üniversiteliler diyerek devam ediyor. Reklamın sonu "gençturkcelli ol avantajlı ol" gibi bir sloganla bitiyor.
"Nedir takıldığın nokta?" diyeceksiniz. Hemen anlatayım. Arkadaşlarımdan biri gnctrkcll'li fakat kampüscelli değil. Sağolsun arkadaş reklam filmini izlediğinde kampanyanın tüm gençtürkcell'lileri kapsadığından yola çıkarak; hemen aramış arkadaşını ve üç dakikaya bir saat konuşacağını umarak başlamış konuşmaya, sonra kontör iflasına uğramış tabii.
Yani şu sorular sorulmalı
1-Bu kampanya sadece kampüscell'lileri mi kapsıyor?(Bu arada Kampüscell'liler zaten otomatik gnctrkli)
2-Asıl soru gnctrkl'liler, kampüscell'li değiller mi yani kampanya dışında mı kalıyorlar?
3-Reklam filminde kampanyanın gnctrkli herkesi yani sadece kampüscell'lileri değil tüm gnctrkli'leri kapsadığı mı anlatılıyor yoksa ben mi yanlış anlıyorum.

İşin aslını bilen varsa lütfen beni aydınlatsın. Aksi takdirde gerçekten büyük bir hata yapılıyor olması söz konusu.

Cumartesi, Ekim 08, 2005

Puffery = Üfürü

Ağırlıklı olarak Ceylan Pojon ile bir kayıt tutar gibiyiz : İngilizce bir takım allengirli sözcüklere yakışıklı Türkçe karşılıklar çıkınca-çıkarınca seviniyoruz ve umarım bir yerlere yazıyoruz... (Ceylan, yazıyor muyuz ??)

Örneğin, Güven Turan söyleşisi sırasında 'corporate puffery' geçti, bundaki puffery için 'üfürü' dedim. Fena da olmadı sanki.

Belki bir işinize yarar.
: )

Cuma, Ekim 07, 2005

türkçe karakterleri temizleme programı.

Bu kendini bilmezliğin tamiri için ne kadar uğraşsak azdır.
Ses verin denmiş, ne kadar ses versek azdır... Ne yapsak?
Misal benim aklıma gelen ilk çözüm kaba kuvvet oluyor nedense. Islak sopa nam bir ilaç bilirim, dertlere devadır.


düzeltme: aslen bu bir konudan çok yorumdur, fark ettiğiniz üzere. ancak konunun altına yorumu yazamayan biriymişim, bahaneyle onu öğrendim.
ama bakınca bu konuyu tekrar en yukarı taşımak da fena olmadı gibi?

Volkan Dalkılıç

Üşenmemiş yapmış biri:

Perşembe, Ekim 06, 2005

Nasıl olur?

Dün bir yazı yazdık buraya.
Hemen iki aşağıda sanırım.
Sonra da bugün (saatler önce) Reklam Yazıları mail grubunda
şu maili gördüm... Üzüldüm...

******
bugün sabah gazetesinin arka kapak icinde cikan ilana bir goz atin.
sonra o ilanının kenarındaki imzaya bakın. daha sonra da "satan reklam yaratmak"
kitabinin 113. sayfasina ve o kitabin ciktigi yayinevine bir bakin.

olmadi direkt asagidaki jpg'e bakin...

*******

Reklam Yazıları'na da yazdım ya, neyse,
araklamalar üzerine, araklama bir mail.
Gerçekten üzücü...

Şimdi de,

Avis/Atlas vukuatına şimdi de bambaşka bir açıdan bakalım.

Biz reklamcıyız, reklam tarihini biliyoruz, ne çalıntıdır, ne esintidir şıp diye anlıyoruz, anlamayanlarımıza da anlatıyoruz. Diyelim. Peki hedef kitle biliyor mu? Örneğin şu Atlasjet ilanı hakkında yazılar yazmadan önce hangimiz tutup da ilanı hedef kitleden olması muhtemel bir “tarafsız”a gösterdi ve tepkisine baktı? Çalıntı iş meslektaşlar arasında tabii ki haklı olarak ayıplanıyor, benim de tepkim aşağıda yazılı (üstelik ilandaki mantık hatasını da belirttim), ama ya milyonlar buna ne diyor? Peki ya müşteri?

Tüm bildiklerinizi unutun, ve ilana bir daha bakın. Bir de böyle eleştirin.

Yani, olayın üstüne bir gece yatıp kalkınca sinirim geçiyor ve soruyorum ki, YA TUTARSA**?

----------------------------

**Hani bazen önümüze gelen örneklerde insanların tutumları, izledikleri yol, mesleki anlayışları sizi mesleğinizden ara ara soğutur gibi olur ya… Tutarsa ben böyle hissedebilirim. Ama şimdiden söyleyeyim. Tutabilir. Hem de bunun az efor, bol esinti bir iş olduğunu bir avuç insan haricinde hiç kimsecikler bilmeden. Meyvalarını yiyen de “Evet yaptım, n’olmuş? derken…

Çarşamba, Ekim 05, 2005

'Herkesin Yalancısı'

E-postadan bir blog promosyonu çıktı. Adres biraz polisiye ama baktım, blog var :

sorumsuz.blogspot.com

adresinde, anonim olarak girilip reklam vs 'dedikodu'su yazmak mümkünmüş !

Şenlikli olabilir biraz duyulduğunda.

Bir isteğim var sizden...




Bugün sabah gazetesinin arka kapak içinde çıkan şu ilana bir bakın,
sonra da diğerine...
Sonra o atlas jet ilanının kenarındaki imzaya bakın.
Daha sonra da "Satan Reklam Yaratmak" kitabının 113.sayfasına
ve o kitabın çıktığı yayınevine bir bakın...

Bir sigara yakın!!
Çok şey mi istedim?

İyi halt !


Efendim, bir çoğumuzun farkında olduğunu sandığım, benim de kıyısından taraf olduğum bir Türkçe harf krizidir gidiyor Reklam Yazıları forumunda. (Mac üzerinden yazanların Türkçe harfleri okunamıyormuş ! Bilgisayarlarına biraz daha hakim olabilse arkadaşlarımız, harf meselesinin çözümü tabii var ama kimse şuradan şuraya gayret göstermiyor galiba.) Önerilen şeylerin başında, 'Canım Türkçe harf kullanmayalım' geliyor ! Bir kişi de Sabancı Üniversitesinin bir hizmetinden söz etmiş... Hizmet, gittim baktım, koskoca Sabancı Üniversitesi eliyle sunulan 'Türkçe harfleri temizleme' programı !!!!! (Hepinizden çok çok özür dileyerek, böyle herkese açık bir alanda, kocaman bir 'Oha' demek istiyorum. Affedin ama, 'Oha !')

Sabancı Üniversitesi gibi bir kurumun, 'Ne yaparız da herkesin Türkçe harfleri bilgisayar standarı olarak görmesini sağlarız ?' diye yaratıcı düşünecek yerde, 'Türkçe harfleri temizleme (!)' programcığı yazmasını ve bu programa böyle bir isim vermesini affedemeyiz. Türkçe harfler pis mi ? Mikroplu mu ? Temizlemekle yetinmeseydiniz, dezenfekte etseydiniz bari metinler ! Birileri kalkıp, 'Kurumu bağlamaz, IT bölümünden birilerinin işgüzarlığı' demeye çalışabilir. Bu da kabul edilemez. Kurumu temsil eden bir web sitesinde yer alan şeyler, altında veya üstünde kimin imzası-logosu varsa onu pek güzel bağlar. 'Canım, kurumu bağlamaz, kapıdaki bekçi veya temizlik görevlisi işlemiş cinayeti' demekten ne farkı kalır yoksa... Gerçi Türkçe harfleri temizlenmiş (!) metni alan taraf da başka bir hizmet programcığını çalıştırıp Türkçe harfleri 'büyük ölçüde' görülür kılabiliyormuş ama, bence 'Türkçe harfleri temizleme' etiketini affettirmiyor. Hem 'büyük ölçüde' ne demek, ben size söyleyeyim : Tahminime göre, ğ ve ş dışındaki çengelli-noktalı harfler, başka alfabelerde bulunduklarından, orijinal metindeki harfleri karşılıyor.

Türkçe harflerin reklamlarda da yaratıcılık-gençlik kisvesi altında temizlendiğini (!) düşünürsek, bu hastalık epidemik olmaktan çıkıp ülke çapında bir salgın haline geliyor belki de.

Ne günlere kaldık. Çıkartın sesinizi ne olur ya !!


Not : Sabancı Üniversitesinin hizmet adresi http://www.hlst.sabanciuniv.edu/TL/

Salı, Ekim 04, 2005

Niye ?

Merak ediyorum bazen...

'Aşağılamak' varsa niye 'yukarılamak' yok ?

Ve buna benzer başka kutuplar ?

Büyük bir değişimin...

"Büyük bir değişimin, küçük bir ipucu"

TEB'in son günlerde görmekte olduğumuz ilanı...
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama ben son derece rahatsızım,
hatta kafayı takmış durumdayım.

Bir yanlışlık varmış gibi gelmiyor mu size de?
Sanki "ipucu" kelimesi bir ek almış gibi kullanılmış,
tamlayan/tamlanan uyuşmazlığı var.
"ipucusu" yazılması gerekiyormuş da, yazamamışlar gibi,
ya da "...değişim için..." mi yazılmalıydı?
Bir de şu var, 'ipucu'nun büyüğü küçüğü mü olurmuş?
Sıfat mı gereksiz yoksa?

Çok mu kurcalıyorum, bilemedim, labirent bir konu değil mi?
Yorumu olan var mı acaba?