Perşembe, Kasım 30, 2006

Bob Garfield

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul'da Adschool'un açılışına katılan Bob Garfield, Amerika'ya dönüşünde küçük bir program hazırlamış. Podyayın diyebiliriz buna. Buraya tıklarsanız programın deşifre halini okuyabilirsiniz. Podyayını da, "listen" bölümüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Mediabistro blogunda karşılaştım. Paylaşayım dedim. Reklamla ilgili olacağını düşünerek tıklamıştım...

Salı, Kasım 28, 2006

Sony Bravia

Sony Bravia
“Renkler... hiç olmadığı gibi”

Orijinal slogan: “Colour... like no other”

Tv filmindeki aşırı frapan renkli boyaların fırlatılmasını “like no other” sloganı ile okuduğunuzda televizyonumuz benzersizdir anlamını veriyor, gayet güzel.

Ama aynı filmin sonuna, zaten fırlatılan boyaların renkleri abartılmışken “Renkler... hiç olmadığı gibi” sloganını eklediğinizde, bana mı öyle geliyor, sanki başka bir anlam çıkıyor.

Televizyon doğadakinden daha abartılı renkler mi gösteriyor? Yani televizyonumuz yapay renkler mi gösteriyor? Hani renk ayarını fazla açmışız gibi... (Olay raketlerde daha belirgin, zaten ilk orada dikkatimi çekti.)

“Renkler, diğerlerinde hiç olmadıkları gibi” anlamlarına gelecek bir slogan olmalı sanki.

Siyah-beyaz frak giymiş, koşarak kaçan palyaço ile rakip televizyonlara atılan hoş çengeli ise çok beğendim.

Sevgilerimle.

Pazartesi, Kasım 27, 2006

Okuma testi :)

Gandhi ve fikirleri...

Yüzyılın liderlerinden
Mahatma Gandhi'nin fikirler
için yaptığı harika bir açıklama.

First they ignore you,
then they laugh at you,
then they fight you,
then you win.

Mahatma Gandhi


Kaynak: www.provokateur.com

Ölmüş ansiklopediler rafı

KÜTÜPHANE evim eski deyimiyle tadilat ve tamirat geçirdi. Yani onarıldı, değişiklikler yapıldı.

Ne zaman rafları yerleştirsem, kitapların kapaklarını seyre çıksam, gülerim, hüzünlenirim, anıların içine gömülürüm.

Hafta sonu, gene dolaşırken ansiklopedilerin konulduğu rafın önünde durdum. Birden internetin ne büyük bir icat olduğunu düşündüm. Eğer o rafa bir plaket çaksaydım, ölmüş ansiklopediler rafı yazacaktım.

Dünya Edebiyatı Ansiklopedisi’nin yayın tarihine baktım, 1969. Yeni baskısı da yapılmamış, yapılsa da ne değişecek... Yeni eserlerin yayını, hayatın engebelerinin getirdiği değişimler an meselesi.

İnternet olmasaydı kim bilir nerelere başvuracaktım, bir yazarın yeni kitaplarının adlarını bulmak, yaşayıp yaşamadığını öğrenebilmek için. Kaç günde, hadi iyimser olalım kaç saatte doğru bilgiye ulaşabilecektim.

Onları teknoloji tarihinin, ihanetine uğramış, bana emeği geçen, emekli olmuş yaşlı dostlar gibi köşelerinde bıraktım.

Sanırım, artık onların sayfalarını açmayacağım .

İnternette bir tuş ile en son bilgiler, biyografilerin en doğrusu ekranımda belirecek.

* * *

BÜTÜN ansiklopedilerin işlevi bitti mi? İçindekilerin hiç mi değeri yok?

Hayır sakın böyle bütüncül bir yargıya varmayın. Edebiyat kavramları üzerine bir incelemenin yer aldığı sözlükler, ansiklopediler her zaman gereklidir.

Britannica gibi bazı ansiklopedilerde, birçok maddeyi alanının uzmanı, ünlüsü yazmıştır, onlar geçici birer ansiklopedi maddesi değil, birer başvuru kaynağıdır. Değiştikçe de aynı değeri taşırlar.

Bizde de böyle ansiklopediler yapılmaktadır, onlar birer kitap özelliği taşır.

Benim söz konusu ettiğim özellikle biyografilerin yer aldığı genel ansiklopediler.Çocukluğumuzun dünya, keşifler, icatlar ansiklopedilerini ne yapacağız? Ne yazık ki onlardan da yararlanamayacağız, çünkü her an güncellenen bir konuyu gene internetten izlemek zorundayız.

Çocuklarımızın kitaplığına koyamayacağız.

Kısacası genel bilgi/kültür ansiklopedilerini internet hükümsüz kıldı.

Birçok ünlü ansiklopedi, sitelerinde bilgiyi güncel kılıyorlar, ancak onlara abone olmanız gerekir. Gene internet aracılığıyla bunu gerçekleştireceksiniz.

* * *

YA KİTAP? diyeceksiniz...Bırakın tahtından indirmeyi, internet kitabın tahtını sallayamadı bile.

Doğan Hızlan
27.11.2006 / Hürriyet

‘Ali Baba’da reklamlı arya

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Selman Ada’nın orkestrasını yönettiği ve bestesini yaptığı ‘Ali Baba ve Kırk Haramiler’ adlı eseri 3 Ekim’de sergiledi. Dünyaca ünlü klasik eserin prömiyerinde, Ali Baba’nın haramilerin mağarasından altınları evine getirdiği sahneden sonra görülmemiş bir olay yaşandı. Altınları eşine gösteren Ali Baba, eşinden, opera sanatçısı Bülent Atak’ın canlandırdığı kardeşi Kasım’dan altınları tartmak için bir ölçek almasını istedi. Ölçeği veren Kasım’ın eşi ise ne tartıldığını merak ederek, altına bal sürdü. Ölçek geri geldiğinde ise Kasım, bala bir altının yapışmış olduğunu görüp ’Goldaş Altın’ diye bağırdı.

Ünlü şef Selman Ada, yaşanan olayı "Oyunun ilk temsilinde benden izinsiz olarak böyle bir olay yaşandı. Küplere bindim ve derhal kaldırttım. Provalarımızda hiç böyle bir şey yapılmıyordu. Sanırım idare yapmış" diyerek değerlendirdi. Goldaş’ın sponsorluğunun karşılığında sahnelenen eser için, 30 bin dolar alındığı iddia edildi. Libretto (metin) sahibi Tarık Günersel’in esere yapılan eki onayladığı öğrenilirken, ’Goldaş Altını’ sözlerini söyleyen sanatçı Bülent Atak’ın ise ısrarlar üzerine bu eylemi gerçekleştirdiğini belirttiği öğrenildi.

Pes doğrusu. :))

Reklam her yerde olmalı mı?

Cuma, Kasım 24, 2006

Reklamcılığı size kim öğretti?

Hala öğreniyoruz, evet! Bunu bir kenara bırakalım. Bugün bildiklerinizi size kim anlattı, kim belki de sen bu işi yapamıyorsun diyerek aslında sizi kamçıladı? Asıl ustam diyebileceğiniz biri var mı? Çantanızda, kafanızda, kulağınızın arkasında, kulağınızda küpe olarak, not defterinizde kimlerin sesi var? Bir desenize.

Erke dönergeçi

"Bilimsel düşüncenin gücü" sloganıyla haftalardır teaser yapan Erke, emekli paşaların katıldığı bir basın toplantısıyla bunun "enerji harcamadan enerji üreten bir icat" olduğunu açıkladı. Termodinamik yasaları uyarınca bunun olanaksız olduğunu iddia edenler, dalga geçenler çok. Ben beklemeden ve ürünü görmeden bu konuda yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Hele ki bu bir fiyasko da değilse, oldukça renkli ve heyecanlı günler bizi bekliyor demektir. Türkiye'de az rastlanır (hatta hiç rastlanmaz) bir innovasyon - pazarlama örneği ile karşı karşıyayız. Sizler ne düşünüyorsunuz?
Bu arada TDK Sözlüğü'nde "dönergeç" diye bir sözcük yok.

Konuyla ilgili bilgi edinmek için tıklayın:
erke

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Yorumsuz...

Size komik bir öykü anlatacağım. Bu sabah öğrendim, günüm aydınlandı, ışıl ışıl oldum.

İzmir'de bir ajans, büyümeye, kurumsallaşmaya hazırlanan bir firmaya logo ve kurumsal kimlik çalışması yapmış. Tahmin edeceğiniz gibi iş gelmiş gitmiş, gitmiş, gelmiş, günlerce görüşmeler sürmüş. Ajansın ne kadar çalıştığını, ne çok logo yaptığını tahmin edersiniz.

Neyse sunum yapılmış, müşteri logoları bir gün dinlendirmek istediğini söylemiş. Ertesi gün müşteri ajansı aramış, düşüncelerini şöyle dile getirmiş; "Dün gece benim hanım rüyasında bir logo yaptığını görmüş. Öyle beğenmiş ki bana da anlattı, ben de beğendim. Size de anlatayım, ben o logoyu istiyorum, onu yapalım."

Ajansın neler söylediğini tam olarak bilmiyorum ama "Size hizmet vermek istemiyorum, gidin, logoyu karınız yapsın!" gibi birşeyler dediğini tahmin ediyorum ya da öyle olmasını diliyorum.

Kabalığımı affedin ama tek bir söz çıktı ağzımdan; "Oohhaaa!"

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Kuluçka döneminden...

Yakın zamanda birkaç arkadaş bir dernekle tanıştık. Bize geçtiğimiz günlerde bir reklam ajansından arandıklarını söylediler. Arayan kişi dernek için bir ilan hazırladıklarını, dernek izin verirse bir kez yayınlatıp ödüle göndermek istediklerini, zamanlarının kısıtlı olduklarını söylemiş.

Dernek için bir ilan hazırladıklarını duyduğumda önce sevindim. Sonraki cümleleri dinleyince derneğin neden bu teklifi reddettiğini anladım. Ödül için bizi kullanmalarına izin veremeyiz dediler.

Belki sevdiğimiz ayakkabı markası için bir ilan fikrimiz olabilir. Bununla ödül almak için onların kapılarını da çalabiliriz. Ancak söz konusu toplumsal bir meseleyse ve bunun için uğraşan birileri varsa, önce ne söylemek isterler acaba diye onlara danışmak gerekmez mi? Ödül almak için tezgah kurmanın bile uyulması gereken bazı kuralları olmalı değil mi?

Bunları yazdım çünkü toplumsal meseleler, sosyal kampanyalar ve onlara verilen ödüller, başarılı bir reklamcı olmak için yapılması gerekenler hepimizi yakından ilgilendiriyor. Madem rekabet etmek istiyoruz, hakkını vererek edelim.

Cuma, Kasım 17, 2006

Kırmızı'nın Kuluçka Dönemi


Kırmızı'ya başvuruların son tarihi* 17 kasımdı. Bu ilanla 24 kasım olduğunu öğreniyoruz. Tavukların kuluçka dönemi 21 gün. Bakalım Kırmızı'nın kuluçka dönemi kaç günmüş..?

* Bu arada 'deadline var ya deadline, ölmüüüş!' :)

Buna ne buyrulur?


THY sandviç kutusu kapağı...

Ne mutlu yüzüm kızarmıyor diyene...


Bu ilan, Türkiye'de Türk insanı için etkili basın ilanı yapan Türk reklamcılarının çalışmalarını, Türkler'den oluşan bir seçici kurulda, Türkçe'yi kullanma beceri yetenek, birikim ve yaratıcıklarını da göz önüne alarak ödüllendiren bir yarışmanın son katılım tarihini duyurmak amacıyla yayımlanmıştır. Bu açıklama da, ilanın yanlış anlaşılmalara yol açmasını önlemek için yapılmıştır.

Perşembe, Kasım 16, 2006

İllüzyon/Gerçek

Tam 16.491 gündür güneşin doğuşunu görmüşüm, akşam üzerime inmiş. Tam bu kadar gün toprağa ayak basmışım, saçlarımı rüzgar savurmuş. Bir yerlere bir iz bırakmışım. Ne için gelmişim, nereye gidiyorum çok bilmiyorum ama ne önemi var?

Gecenin bir vakti, bir dostumun yazdığı İllüzyon/Gerçek adı ile çıkacak kitabının redaksiyonunu yaparken, okuduklarım beni dürttü ve aklıma hesap yapmak düştü. Hesap makinesiz -başka türlü yapamıyor(d)um- yaptım gitti hesabı. Bir de baktım ki aman allah, ben çok eskimişim. Peki neden bu heyecan, bu geleceğe meraklı bakış?

Bu sabah geldim, Öcal'a söyledim, güldü ve "yuh derler adama" dedi. Yok, merak etmeyin, bozulmadım.

Sanırım aşırı yoğunluktan azıcık kaydım ve bir süredir yaptığım mesleki sorgulamayı, yaşamıma da uyarladım. Bu kadar güne uyanmış olan ben, gerçek miyim yoksa esaslı bir illüzyon mu?

Hadi bakalım!

Pazartesi, Kasım 13, 2006

Katlan Video-Televizyon Servisi


Abdullah Katlan'ın sahibi olduğu bu servis Yozgat'ta halen varlığını sürdürüyor mu bilemem, fakat o yıllarda ambleminden tutun da TV tasarımlı kartvizitine kadar düşünülmüş olması doğru yolda olduğuna işaret...

Aşşağılık bir iş. Spam pazarlama.


Her gün, her saat posta kutunuza yağan abuk sabuk mesajların dağıtımı için utanmadan aynı yöntemle reklam gönderen birileri daha. Ne akla hizmettir ki posta kutuma yolladığı pislikle benim de başkalarına aynı şeyi yapabileceğimi söylüyor, bununla benden para kazanmayı umuyor. Yuh. Oha. Çüş.

Cumartesi, Kasım 11, 2006

Biraz deli işi biliyorum...

Bugünün cumartesi olması ve şu saatlerde kendime zaman yaratabilmemin sevinciyle, tek tek sık kullanılanlarımdaki siteleri inceliyordum. Ama her zaman ki gibi, yine ilk iş olarakOrtak Defter'i incelemeye başladım. Yeni yazılar eklenmiş mi diye okurken, son zamanlarda defterimizin katılım oranının düşüklüğü canımı sıktı. Geçen aylarda ki yazılara göz gezdirdim. Ve üşenmedim tek tek saydım. Hangi ayda kaç yazı eklenmiş ve kaç cevap yazılmış? Biraz deli işi biliyorum ama çok da normal olduğumu söyleyemem. :) Sıkılmadan saydığım konular ve cevaplarında ki dağılım da şu şekildeymiş:

Ağustos ayında 48 yazı eklenmiş ve 243 cevap yazılmış.
Eylül ayında 75 yazı eklenmiş ve 232 cevap yazılmış.
Ekim ayında 55 yazı eklenmiş ve 172 cevap yazılmış.
Kasım ayında (11 Kasım itibarı ile ) 16 yazı eklenmiş ve 34 cevap yazılmış.

Hımmm!

Tabi bir de, geçen aylarda yazılarını keyifle okuduğum bir çok ustamın da yazmadığı yada eskisi kadar yazamadığı da dikkatimi çekti. Ben defterimizde bir çok ustama göre daha çok yeni sayılırım. Ama bu defterde sağ sütunda adım yazılı olsun diye üye olmadım ben. Elbette ki, yazı işi biraz keyif işidir, hatta keyif almazsanız yazamazsınız. Zorlamayla yada görev olsun diye de yapılamaz. Bizler de burada keyifli yazıları paylaşmak adına varız. Okurken inanılmaz keyif aldığım o yazıların eklenmesinde ve cevaplarında ki düşüş beni üzüyor. Fikir almak, fikir belirtmek, ustalarımı okumak ve bir şeyler yazabilmek adına buradayım. Yaz mevsiminde genel olarak bir rehavet vardır ve bilgisayar başından kalkmak, kendimizi dışarıya atmak için fırsat kollarız. Kışın tam tersi olur, en azından benim için...

İşlerin çok yoğun olmasından dolayı ( ki dilerim çok yoğundur ) yazılamadığını ve bu yüzden deftere katkıda bulunulamadığını umuyorum...
Sizleri okumak ve sizlerle aynı defterde olmak büyük bir mutluluk...
Dilerim en kısa zamanda tekrar hangisini okuyacağımı şaşıracağım kadar çok yazı eklenir defterimize...

Tüm ustalarıma güzel bir hafta sonu diliyorum. :)

Cuma, Kasım 10, 2006

self servis

Her yerde yarı Türkçe yarı İngilizce olarak kullanılan bu tabirin tam Türkçe'si nedir? Kendin al, biz masana getirmiyoruz, önce öde sonra ye... bilemedim. Var da ben mi bilmiyorum? Ne demek lazım acaba...

10 Kasım


Saat 09:05 olmadı hiçbir zaman...
Sen hiç gözlerini yummadın Atam.
Sen hiç uyumadın Atam...

İzindeyiz...

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Sorular?

Bekliyor musun beni ?
Kaçta gelmemi istiyorsun ?
Geldikten sonra seni neden arayayım ki ?
Adına yakışıyor mu bu söylediğin ?
Beni rezil etmeye mi çalışıyorsun ?
Kaç gündür uyumadığımı bilmiyor musun ?
Artık dayanamadığımı anlamıyor musun ?
Yeter demek yetmiyor mu ?
Sen kimsin ki ?
Ben kimim ki ?
Bu kadar üzmek zorunda mısın ?
Hiç dokunamadığım burkulmuş ayağın nasıl ?
İstanbul’u neden bana soruyorsun ?
Karların yağmasından bize ne ?
Romantizmi başaramadığımızı bilmiyor musun ?
Kör müsün, içimdekileri görmüyor musun ?
Benden çaldıklarını ne zaman geri vereceksin ?
Kleptomanin mi var ?
20 yıldır aynı duyguları hissetmekten sıkılmadın mı ?
Acılarını anlamıyor muyum ?
Küstahlığın lüzumu var mı ?
Sorularımdan, sorunlarından bıkmadın mı ?

7 Kasım 2006
01:20

Ustalarımın seçimi...

Merak ediyorum, Ortak Defter'imizin yazarlarının en beğendiği reklam çalışması hangidir? Kendi çalışmalarınızın dışında yer alan, ülkemizde yapılmış ya da yabancı meslektaşlarımızın hangi çalışmaları sizin için en başarılılar arasında yer alıyor?

Salı, Kasım 07, 2006

Oyun

Hepimiz bir piyonuz bu hayatta...

Siyah beyaz bir tahtanın üzerinde,
kimimiz siyah,
kimimiz beyaz.
Nereye çekilirsek,
oraya gidiyoruz.
Neresi boşsa,
orayı dolduruyoruz.

Hepimiz bir piyonuz bu hayatta,
kaç hamlelik ömrümüz varsa,
o kadar yaşıyoruz.
Hepimizin sonu şah-mat...
Kazansak da,
kaybetsek de,
oyunun sonu belli...
Gideceğimiz yer belli,
telaşa gerek yok.
Siyaha, beyaza gerek yok...


Kim kırarsa bizi,
orada bitiyor oyunumuz.
Hepimiz bir piyonuz bu hayatta, sonumuz belli...
Kazanmaya gerek yok...
Telaşa gerek yok...

06/11/2006

20:58

Ergün abiyi kaybettik...

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Nevale



İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 4. sınıf öğrencisi Metin Kaplan 'sefertası meselesi'ni tekrar ele alarak daha modern görünümlü, her katı ayrı sıcaklığa ve zamana ayarlanabilen bir sefertası tasarlamış ve Electrolux'ün 4 yıldır tüm dünyadaki üniversite son sınıf öğrencileri arasında düzenlediği Electrolux Uluslararası Tasarım Yarışması 'nda 9 öğrencinin arasına girerek finale kalmış.

Peki bu sefertasının ismini ne koymuş dersiniz...
Nevale.

Milliyet gazetesinin yaptığı röportajda bu yaratıcı ürünün ismini neden ‘nevale’ koyduğunu şöyle açıklıyor:

- Sefertası olamazdı çünkü o zaten yapılmış bir şey. Bu onun ikinci versiyonu. Nevale yolluk, yolda yenen yiyecek anlamına geliyor. Çağımızda her şeyi İngilizce adlandırıyorlar. Bu çok bizden bir ürün. 40 yılda bir bir şey yapıyoruz, onu da İngilizce yapmayalım, Türkçe olsun diye düşündüm. Nasıl bize yabancı isimli bir ürün daha önemli, gizemli geliyor, bu gizemin de bir albenisi oluyor. Bu sefer aynı gizemi, albeniyi yabancılar yaşasın istedim. Veya Türk de Nevale'yi gördüğünde "Vay be Türkçe bir şey dünya çapında isim yapmış" desin istiyorum.

Çok güzel bir noktaya parmak basan Metin Kaplan ’ın öncelikle yaratıcı fikrini ve ürününe Türkçe bir isim koymasını takdirle karşılıyorum.

‘Nevale’nin İngilizce’deki karşılıklarına göz atalım:
nevale: food and drink, provisions, victuals, eats.

Hatta daha da ileri gidelim; genellikle sofra hazırlamak anlamında kullanılan şu fiili ele alalım:
nevaleyi düzmek: to get some food together, to obtain some provisions.

Sakın bunun albenisi de beğenmeyenler ‘niveyl’ ya da ‘neval’ demesinler!
Aman demesinler!

Umarım bu proje başarıya ulaşır ve ‘nevale’ tüm dünyada tanınır. 28 Kasım’da Barselona’daki finalin sonucunda kazanan belli olacak.

Bakalım nevale’nin fendi, fast-food’u yenebilecek mi..?


Röportajın tamamı için http://www.milliyet.com.tr/2006/10/22/pazar/paz03.html

Takvim!!!!


Ortağım Cin Kapancı'nın Atölye Reklam arşivinden çıkan, Berktan Alphan yaratımı. Her ajansa lazım 'iş isteme' takvimi.

Başımız sağ olsun...

Yasa

Elmalarda diş izi
senindir bu dişlem
yapıldı hanene
gereken işlem

melekler de tanık
suçlusun
işbu yasa hükmünce
sen bir insanoğlusun

insanoğlu

MADDE BİR
dünyaya gelmelidir

MADDE İKİ
sevmeli sevilmeli
dünyayı cenneti
kendisi bilmelidir

MADDE ÜÇ
yaşama sevgisinin
kökleri gönlünde
insanoğlu günün birinde
ölmelidir

dönmelidir dudaklarına
buruk bir elmanın tadı

(DÖRDÜNCÜ MADDE OKUNAMADI)

işbu yasayı
kim yürütür bilinmez
bilinmeyen ellere
karşı gelinmez

1954

Bülent Ecevit

Pazar, Kasım 05, 2006

Bir merak sorusu ve sessizlik...

Deftere sessizlik hakimdi. Bunu da ben bozayım dedim. :)

Ara sıra hepimizin sektördeki ve kendi çalıştığımız
ajanstaki bazı çarkların işleyişinden şikayet ettiğimiz oluyor.

Sizlere sormak istediğim soru:

Bir ajans açmaya karar verseniz nasıl bir ajans olmasını isterdiniz?

Perşembe, Kasım 02, 2006

Fransız Ürünler

Sanal Ortak Defterimize 'merhaba' diyorum ve konuya geçiyorum...

Marketing Türkiye 'nin 1 Kasım sayısında 'Krizde Fransız Kalanlar' başlığıyla güzel bir konu ele alınmış. Kısaca Fransız Parlamentosu 'ndan geçen yasa tasarısından sonra tıpkı daha önce İtalya'da Apo krizinde yaşandığı gibi ortalığın ne ölçüde karıştığını ve boykot seslerinin nasıl yükseldiğini, buna karşı da Türkiye' deki Fransız firmaların ne tarz bir tavır aldıklarına ve nasıl bir strateji izlediklerine dair bilgiler verilmiş. Tabii bunların yanında Fransız zannedilen LCWaikiki 'nin Türk firması olduğunu duyurmak için basın ilanları yayınlaması ve 'Boykot edilecek Fransız markaları' listesinde yer alan Amerikalı bir kozmetik firması olan Avon 'un Fransız markası gibi algılanması durumları ele alınıyor. Ayrıca Fransız markası olan Danone 'un kriz iletişimini nasıl yönettiğinden bahsediliyor.

Her ne kadar dergide Türkiye'deki Fransız markaların listesi yer alsa da daha geniş çapta Fransız markaların neler olduğunu gösteren bir listeyi sunmak istiyorum.

Hangi ülkenin bilinen hangi markaları olduğunu öğrenmek için bildiğiniz bir kaynak var mıdır? Yardımcı olursanız sevinirim.

Benzin: Total, Elf
Süpermarket: Carrefour, Gima, Dia Endi, ChampionSA
İnşaat: Ondulin Avrasya (Onduline -Bituline-Isoline) , Lafarge, Chryso, Weber Markem Seyahat: Air France, Club Med
Tıraş Bıçağı: BIC
Çakmak: BIC, Cartier
Kırtasiye: BIC, Sheaffer
Yoğurt: Danone, Yoplait
Şişe Suyu: Perrier, Danone, Evian
Mutfak ve diğer ev eşyaları: Tefal
Oto Lastiği: Michelin, Uniroyal, Recamic Oto
Yedek Parça: Valeo
Otomobil: Renault, Peugeot, Citroen
Spor Ekipmanı: Le coq sportif
Motosiklet, Bisiklet: Peugeot
Giyim: Lacoste , Givenchy, Pierre Cardin, Yves Saint Laurent, Etam, René Derby, Sonia Rykiel, Cacharel, Daniel Hechter
Çanta: Longchamps, Lancel, Louis Vuitton
Şampuan: L'Oreal, Studio Line, Lancome
Saç ürünleri: L'Oreal, Studio Line, Garnier, Kerastase
Cilt Bakım ürünleri: Clarins, Guerlain, Avene
Bebek giyim, mama, oyuncak: Bledina, Mellin, Majorette, DPAM, Petit Bateau
Kozmetik: L'Oreal, La Roche Posay, Biotherm, Christian Dior, Clarins, Vichy
Parfüm: Chanel, Christian Dior, Clarins, Drakkar Noir, Fahrenheit, Lancome, Lavendar Harvest Dergi: Marie Claire, Elle
Telekom: Alcatel
Sigorta: AXA, Güneş Sigorta, Başak Sigorta, Başak Emeklilik (Groupama International)
Finans: Societe General Bankası, TEB (Türk Ekonomi Bankası)
İlaç firmaları: Sanofi(Aventis&Synthelabo&Pasteur ortaklığı), Servier, Fournier, Guerbet, Pierre


Not: Umarım bir yanlışlık yoktur, varsa düzeltilir. Teşekkürler şimdiden...

isten cikarilma üzerine

* maaşları ödemekte zorlanıyoruz (işten çıkarılan kişi 10 milyar maaş alıyordur! işten çıkarılarak sorun ortadan kalkar)
* senin de bildiğin gibi işlerimiz biraz durgun (işten çıkarılan kişi, sabahtan akşama birçok iş yapmakta, konkura hazırlanmakta, gelebilecek olası müşteriler üzerine konuşulanları duymakta ve fakat işine son verilmekte)
* bunu ücretsiz izin gibi düşün (işten çıkarılan kişinin iki aylık sigortasının ödeneceği gibi zırvalamalarla ağzına bal çalınmakta. tabii bu iki aylık süreçte iş bakması gerektiği laflarını da duymakta)

iklimler'i izlemek üzere işten 10 dakika erken çıkmak üzere olan kişi, ayaküstü aldığı haberle neye uğradığını şaşırdı. ilk defa işten çıkarıldığı için hafif bir dumur yaşadı. şu an iyi. şoku atlattı. işsiz ama kendine güveniyor.
dönüşü muhteşem olacak.
en kısa zamanda kişi*yi aramızda görmek istiyoruz.

*ben

NOT: Artık ORTAKDEFTERE daha çok yazacağım gibi görünüyor. Hepimize hayırlı olsun.

HaberTürk'ün Ahlaksızlığı


Az evvel gündem tararken Habertürk'te bu haber bandıyla karşılaştım.
Ve Hakkı Devrim'in vefat ettiğini sandım doğal olarak.
Oysa haberin içeriğinin Hakkı Devrim'in (Alllah uzun ömürler versin) sağlığıya ilgisi dahi yok.
Bir yazıdan alıntı yapıp, haberin okunurluğunu artırmak için böyle bir yol seçmek...
ahlaksızlık değil mi?

Seller Altında 20000 Fersah

Neredeyse yok denecek kadar az bir şiddette yağan yağmurda,
selden 30'a yakın insan başka hangi ülkede ölür?

Çarşamba, Kasım 01, 2006

MTV Türkiye Filmleri

O kadar hoş fimler olmuş ki, yapanların ellerine, beyinlerine sağlık. :)
Acaba ajansını bilen var mı? Kimlerin elinden çıkmış merak ettim.

http://www.youtube. com/watch? v=BcZcdDrsOF8& mode=related& search

http://www.youtube. com/watch? v=FWYP-woKi9g& mode=related& search=

http://www.youtube. com/watch? v=qmDNYUu170g& mode=related& search=

Nasıl Konuşacağını Bilmeyenin Ne Dediğinin Kıymeti Kalır Mı?

Gerçekten merak ediyorum bu sorunun yanıtını: Nasıl konuşacağını bilmeyenin ne dediğinin kıymeti kalır mı? Bence kalmaz. Zaten bir kıymeti kalmadığını yaşadığı ülkeyi uzaktan seyredebilenler fark ediyordur. Yoksa bu kadar çok yanlış anlaşılırmıydık, bu kadar çok anlaşılmamaktan dert yanar mıydık? Tartışmalarımız kısa bir süre sonra karşılıklı hakaret etme yarışına dönüşür müydü? Bu kadar çok konuşup bu kadar az şey ifade edebilir miydik? Sonunda konuşmaktan umudu kesip böyle en ufak anlaşmazlıkta kavga etmeye başlar mıydık? Kredi kartına 4 taksitle silah satın almak için kuyruğa girer miydik?
Sağlıklı ve güvenli bir ortamda diğer insanlarla yaşayabilmek için iletişim kurmak zorundayız. Bu iletişimi kurmak için de bir dile ihtiyacımız var. Ve bizim çok güzel bir dilimiz var. Sanırım bunu unutuyoruz bazen. O yuzden arasıra birbirimize hatırlatmamızda fayda var, diye düşünüyorum. Lütfen şu eğlenceli filme bir göz atalım ve unutanlara hatırlatalım. http://caymolasi.blogspot.com/2006/10/vurun-trkeye-video.html

Uzlaşma çıkmış


Elia Kazan'ın Nazar Büyüm usta tarafından Türkçeye çevrilmiş romanı Uzlaşma, gözden geçirilmiş yeni baskısıyla Adam Yayınlarından çıktı. Bulamamış dolayısıyla okuyamamış olanlarımız için güzel bir fırsat. Kitap Ideefixe sitesinde var görünüyor. Kabalcı ve Pandora'da göremedim...

Not: Nazar Büyüm romanın yine Kazan tarafından çevrilen ve baş rollerinig Kirk Douglas ve Faye Dunaway'in oynadığı filmini beğenmediğini söylüyor. Yine de ilginç bir filmdi. Bulabilseniz seyretmeye değer derim. (Değil mi Murat Kaya?)