Pazartesi, Kasım 20, 2006

Kuluçka döneminden...

Yakın zamanda birkaç arkadaş bir dernekle tanıştık. Bize geçtiğimiz günlerde bir reklam ajansından arandıklarını söylediler. Arayan kişi dernek için bir ilan hazırladıklarını, dernek izin verirse bir kez yayınlatıp ödüle göndermek istediklerini, zamanlarının kısıtlı olduklarını söylemiş.

Dernek için bir ilan hazırladıklarını duyduğumda önce sevindim. Sonraki cümleleri dinleyince derneğin neden bu teklifi reddettiğini anladım. Ödül için bizi kullanmalarına izin veremeyiz dediler.

Belki sevdiğimiz ayakkabı markası için bir ilan fikrimiz olabilir. Bununla ödül almak için onların kapılarını da çalabiliriz. Ancak söz konusu toplumsal bir meseleyse ve bunun için uğraşan birileri varsa, önce ne söylemek isterler acaba diye onlara danışmak gerekmez mi? Ödül almak için tezgah kurmanın bile uyulması gereken bazı kuralları olmalı değil mi?

Bunları yazdım çünkü toplumsal meseleler, sosyal kampanyalar ve onlara verilen ödüller, başarılı bir reklamcı olmak için yapılması gerekenler hepimizi yakından ilgilendiriyor. Madem rekabet etmek istiyoruz, hakkını vererek edelim.

3 Comments:

Blogger Maksude Kılınç said...

Vaaaaay nasıl bir oyun bu Vahide?

Bu nasıl bir hırs, nasıl bir anlayış? Meslekteki bunca yıldan sonra öğrendiklerim, kimden nefret etmemi sağlayacak? Meslekten mi? Hırslı insanlardan mı?

Ben yarım sayfayı 9x26 düşünüp fiyat verirken, başkalarının 9x25 verip daha ekonomik olmakla ve müşteriyi kandırmakla bana rakip olduklarını öğrendiğimdeki gibi, daha öğrenecek çooook şey olduğunu bir kez daha görüyorum.

Bu nasıl bir rekabettir hiç anlayamayacağım.

20 Kasım, 2006 10:59  
Blogger Meriç Eryürek said...

Sadece bununla kalmıyor.

Bir kaç "meslektaşımız," varolan müşterilerinin dayatmalarıyla şekillenmiş kampanyalarının medya gücüyle dahi ödüllere "layık" olamadığını farketti.

Çözüm mü? Çok basit. Ürettiğin kampanya, mesaj, yaklaşım ile uyuşmayan, ama "ödüllük" bir iş üret. Reklam alanı satma sıkıntısını gırtlağında hisseden bir dergicik bul. Parasını verip yayınlat.

Ne şiş yansın, ne kebap.

20 Kasım, 2006 13:27  
Blogger Tuğçe Özel said...

Lajans'ın yaşadığı vahim olay geliyor aklıma, gerçekten üzücü...

20 Kasım, 2006 14:31  

Yorum Gönder

<< Home