Salı, Mayıs 20, 2008

Görüşme adabı

Aymazlık mı yoksa iş yoğunluğu mu bilmiyorum.
Son zamanlarda çok rahatsız olmaya başladığım bir durumla karşı karşıyayım.
İş görüşmesi sonrası, olumlu ya da olumsuz cevap alamama durumu.

Görüşünceye kadar karşılıklı seviyeli ilişkinin devam ettiği işverenler, nedense görüşme kendileri açısından olumsuz olarak sonlanınca nezaketen dahi haber verme zahmetine girmiyorlar.
İşi iletişim olan bir sektörün, bu kadar basit bir iletişimden bile kaçıyor olması tuhaf değil mi?

Ya da ben çok şey bekliyorum.

Perşembe, Nisan 24, 2008

jrekindenkurtulmakisteyenreklamcinin@kendiajansi.com




Pazar, Nisan 06, 2008

Acaba gerçek mi?

Ben çözemedim.

Salı, Mart 18, 2008

Postmodern Kelimeler Sözlüğü

Hakan Yaman; son kitabı 'Postmodern Kelimeler Sözlüğü'nün çıkışını göremeden 24 Ocak 2006'da aramızdan ayrıldı. Ortak Defter'de daha önce Maksude Kılınç'ın paylaştığı 'Dilimize yeni kelimeler' yazısındaki zahmetli(!) kelimeler, Nokta Çelik'in de yorumlarda belirttiği gibi Hakan Yaman'a ait.

Daha önceki baskısında, 'Kelimenü' adlı kitabında yer alan bazı kelimeleri şu adreste bulabilirsiniz:

http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=zBK333339JG812


Resimde gördüğünüz baskısı da Hakan Yaman'ın Alametifarika'nın katkısıyla çıkan son kitabı...

Kelimelerle oyunlar oynayan ve onlara yeni anlamlar yükleyen yazar kitabın arkasında son paragrafta şöyle demiş:

Peki, kelimeler bu kadar eziyete değerler mi? Neden elimizdekilerle yetinmiyoruz? Yetinmeyiz, yetinebilemeyiz. Boş verin kelimeleri. Söyleyin, siz en son ne zaman herhangi bir şey uydurdunuz? Sonra da karşısına geçip hayran hayran seyrettiniz, dinlediniz, dokundunuz?

Bu kadar eziyete değmiş, iyi ki elimizdeki kelimelerle yetinmemiş. 'Sözlerin Özü-Terimlerin Sessizliği' başlıklı önsözünde ise şu satırlar dikkatimi çekti:

Topluluk karşısında yazı yazma beceriniz mi yok? Şu üzüldüğünüze bakın. Varsın olmasın! Hem yazı, kelime dediğiniz nedir ki; yazarın elinin kiri. Yaratıcılık, yazı yazmak, resim yapmak, beste düzmek veya şarkı söylemekle sınırlı değildir. Yaratıcılık bir işin, şirketin, pozisyonun veye çalışanın tipinin tekelinde hiç değildir. Birisi satışta başarılıysa, diğeri sporda, bir diğeri de insan ilişkilerinde iyi olabilir. Herkesin kendisiyle övüneceği bir 'numarası', bir yeteneği, yaratıcı eseri veya fikri vardır...

Dakika beklemeyin. Her uğraşta sabah bülbülleri gibi döktürmeye gerek yok, çatra patra da işimizi görür... Hedef, ne AIDS'e çare bulmak, ne de Mars'a adam kondurmak. Hedef, yaratıcı hücrelere daha çok kan gitmesini sağlamak.

Umutmayın, rüzgâr yoksa, el altında her zaman küreklerimiz var!...


Hakan Yaman
Aralık 2005, Beşiktaş, İstanbul


Ayrıca; kitapla ilgili görüş ve önerilerinizi şu adresten iletebilirsiniz:

hakanyamanpostmodern@yahoo.com

Perşembe, Şubat 28, 2008

Sıradışı reklamcılar tahtaya kalkıyor!





Hem sektör çalışanlarının hem de üniversite öğrencilerinin ilgiyle takip ettiği “Reklamcılar Tahtaya” eğitim semineri 15 Mart 2008 Cumartesi günü “Reklam” konulu gündemiyle İTÜ Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda yapılacak.

Yıllardır, ünlü reklamcılar, sektör takipçileri, çalışanlar ve öğrenciler için bir buluşma noktası haline gelen etkinlikte, bu sefer de çok önemli isimler tahtanın başına geçiyor.

15 Mart Cumartesi günü Maçka’daki ilk zil Serdar Erener’in “Gerçek mi, değil mi etkisinden belli olur” başlıklı dersi için çalacak.

Ardından Alametifarika Ajans Başkan yardımcısı Yasemin Sümer “Müşteri temsilcisiz ajans mı olur?” başlığıyla birikimlerini paylaşacak.

Verilecek bir saatlik öğle teneffüsünün ardından bu kez katılımcılar, Televizyon ve reklam dünyasının yakından tanıdığı oyuncu Sarp Apak ve Alametifarika prodüktörlerinden Yağız Bak’ın birlikte tahta başında olacakları “Show Business” başlıklı dersi için tekrar buluşacaklar.

Öğleden sonraki ikinci ders, yine televizyon ve reklam dünyasının profesyonellerinden Okan Bayülgen’in “İletişim dünyasında disiplinlerarası bir adam” başlıklı konusuyla her iki tarafta da bulunmasının üzerine birikimlerini paylaşacak.

Dört ayrı bölümden oluşan “IAA Reklamcılar Tahtaya Eğitim Seminerleri”nde öğrencilere her ders günü için bir katılım belgesi verilmekte. Bir eğitim yılında 4 kez yapılan bu seminerlerin tümüne katılanlaraysa “Katılım Sertifikası” sunulmakta.

Başvurular için; 0212 325 3788 numaralı telefonla IAA Türkiye Bölüm Sekreterliği’nden Ayşenur Yürekli’yi arayabilir, iaaturkey@iaaturkey.com adresine elektronik posta atabilirsiniz.

Cuma, Şubat 15, 2008

Yazmak eylemi

Geçen Mayıs’ta okuldaki Yazı Atölyesi Dersi’nde Doğan Yarıcı, Ferit Edgü’nün Yazmak Eylemi kitabından bahsetti. “Bir Toplumsal/Siyasal Olay Üzerine 1001 Çeşitleme”. Bir de gelecek derse eğlenceli bir ödev verdi:) Bir konu seçtik ve farklı biçimlerde yazdık. Kitabı okumanızı öneririm. 1980’de 14 Şubat’ta Beyoğlu’nda gerçekleşen dükkan kapatma eylemi üzerine kaleme alınmış 101 farklı yazı. Şaşkınlık, kaygı, öykümsü, kızgın, ayrıntı, sorgu, iç konuşma, devrik, politikacı, mani, mektup, röportaj, gerçeküstücü, eğreltileme, militan, film öyküsü, 1. tekil kişi, günlük, dış basın, söylenti, roman, aforizmalar, rapor, dolaylı, olumsuz, masal, telgraf, simgesel...

Kitapla ilgili bilgi için http://www.selyayincilik.com/kitaptanitim.asp?kod=216

Aşağıda kitaptan birkaç yazı örneği göreceksiniz. Diyorum ki, benzer bir çalışmayı biz de yapalım. Aynı konuyu farklı biçimlerde yazalım! Konu olarak Hollywood senaristlerinin grevine ne dersiniz? Örnekteki olay gibi toplumsal/siyasi bir konu değil ama yazarların grevi, deftere uygundur diye düşündüm heh he:)

http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=108673,8


Kitaptan birkaç yazı örneği:

NOTLAMA (Sayfa 9)
Beyoğlu. Tüm dükkanlar kapalı. Hemen hemen tümü. Açık olanlar yalnız banka ve sinemalar. Anarşistlerin marifetiymiş. Esnafı tehdit etmişler. Esnaf da korkmuş, açmamış kepengi. Bugünkü gazetelerde konuyla ilgili bir haber yok.

MİLİTAN I (Sayfa 34)
Bana da görev verildi. Örgütün aldığı bir kararı uygulatma görevi. Benim gibi birkaç arkadaşa da bu görev verilmiş olmalı. Eylemimize aynı gün, aynı anda başlayacağız. Belli semtlerde, tüm dükkanların yarın kapalı olması gerekiyor. Başka bir bilgi vermediler. Zorda kalmadan silah kullanmamamız istendi. Kendimizi gizlemedik. Dükkanlara bir bir, müşteri gibi girdik. Patronu bulup, yarın kepenk kapatmasını istedik. Korkanlar vardı. Peki, diyenler vardı. Niçin? diye soranlar vardı. Biz eczaneler de mi? diyenler vardı. Tümüne, gereken yanıtı verdik.
Bizim gruptakiler hiçbir karşı koymayla karşılaşmadı.

ÇÖZÜMLEME (Sayfa 81)
Cins isimler: Sokak, cadde, dükkan, banka, yağmur, anarşist, ekmek.
Özel isimler: Beyoğlu, Kadıköy, Ali, Demirel.
Sıfatlar (belgisiz): Öteki, birkaç, birtakım.
Sıfatlar (niteleme): Soğuk, korkak, kapalı, özgür.
Fiiller: Kapamak, kapatmak, zorlanmak, alıkonulmak, çevrilmek, yakalanmak.
Edatlar: Beri, dolayı, karşı, gibi.
Zamirler: Az, öte, erken, öte yanda.
Zamirler (soru): Kim, ne, hangisi, kaçıncısı, neyi?

RUHSAL (Sayfa 134)
Niçin? Bütün gün kendi kendime bunu sordum. Niçin kapatmaya zorlamak dükkanları? Ben bir fare zehiri bulamayayım diye mi? Tavan arasında gene cirit atmaya başladılar. Sanki benim eve girmemi bekliyorlar. Fare zehiriyle yeniden imha edeceğim onları. Ama evde yok, kalmamış. Yarın açacaklar mı bakalım? Bugün niçin kapalılar? Esnaf da korkuyormuş. Demek herkes korkuyor bir şeylerden. Benimki korku değil, tiksinti. Seslerine bile dayanamıyorum. Uykularımı kaçırıyorlar. Bir müteahhitle anlaşsam. Bu yıkılası evi yıksalar, buraya 5 katlı bir apartman dikseler. Betonarme. İki katını bana verseler. Birinde otursam, birini kiraya versem. Farelerin tıkırtısından da böylecene kurtulsam. Ama bu ortamda, hangi müteahhit böyle bir işe girişir? Girişirlerdi, eğer evimiz, Şişli’de, Maçka’da, Bebek’te olsaydı. Bakalım, yarın açık olacaklar mı? Şu fareler için, belki daha kuvvetli, daha öldürücü bir zehir bulmak gerek.

Çarşamba, Şubat 13, 2008

Bir şiir...

Dilimiz için yeni kelimeler ilginizi çekmedi sanırım. O halde size yeni bir yazı daha, üstelik şiirli...

Şu forward marifetiyle aldığını dağıtma alışkanlığına bazen çok fazla kızsam da ara sıra da hoşuma gidiyor doğrusu. Kızıyorum; bir imza bile olmadan cart diye bir bilgi geliyor birinden. İmzasız gönderi ayıptır öğretildi bana ama ne gezer. Üstelik aynı familya içine ben de giriverdim. Eh arada hoşuma da gidiyor; dünyanın her yerinden bilgi akıyor. İlginç, sevimli, neşeli, üzücü, uyandırıcı, bilgilendirici vs. Bazen hiç tanımadığım insanlarla birşeyleri paylaşıyorum. Bir de msn var. Arkadaşlarla aramızda kalacak şekilde mesane diye tanımlıyorum msn'i. Her neyse, işte o msn için geçen gün pat diye bir şiir geldi. Yine yazarı bilinmiyor. Belki aranızda bilen vardır. Yine izinsiz alıp buraya aktarıyorum, eğlenceli ve azıcık yanık bir şiir. Bu kez hoşunuza gidecek mi bakalım.

Msn şiiri...

Sana karşı hep çevrimiçiydim
Ellere karşı mütemadiyen away
Boru değil dört saat dile kolay
Msnde oturum açmanı bekledim...

Sensiz alınan winkslerin tadı yok
Moodslar coşmuş, ucu bucağı yok
Senin nudgelerin sanki elektro şok
Tüm gece oturum açmanı bekledim...

Gece boyu bilgisayar başında pinekledim
Online badileri contact listime ekledim
Seviyo bu çocuk beni diye kendimi kekledim
Azim üzeri sabırla oturum açmanı bekledim!

Not. Ardı ardına yazacağımı sanan varsa sanmasın. Canım çok sıkıldı her şeyden, üzgünüm, mutsuzum, umutsuzum. Sanırım bir yerlerde aynı mayadan birileri var sangısıyla (sanma yargısı deyip geçelim) yazıyorum habire.