Çarşamba, Mayıs 18, 2005

Reklamcı için etik

Reklamcılar Derneği için bir tarihlerde çalışmışım. Çeşitli mesleklerin etik belgelerini inceleyerek derlediğim metin hâlâ güzel göründü gözüme. Eklenmesini çıkarılmasını isteyeceğiniz şeyleri yazar mısınız ? Sonra, son halini belki daha kapsamlı bir eylemle yayınlarız...

Reklamcı için profesyonel etik.

Tanım : Profesyonellerin mesleki davranışlarını düzenleyen ve kişisel düzeyde işleyen iç hesaplaşma kuralları.

Temel kural : İnsana, topluma, kuruma bile bile zarar vermemek.

Kural 1 : İlgili yasa, yönetmelik ve düzenlemelere titizlikle uymak.

Kural 2 : Yaşama bakışta olumlu, sağlıklı ve kaliteli olanı benimsemek; zevsizlik ve bayağılıktan kaçınmak, yararlanmamak.

Kural 3 : Başkalarının eserlerine saygı göstermek; taklit, kopya, ihtilas ve intihal yapmamak.

Kural 4 : Mesleki eğitim ve deneyim konusunda eksiksiz ve hatasız bilgi vermek.

Kural 5 : Etik kurallarını desteklemek ve yaymak için çaba göstermek.

Kural 6 : Etik kurallarını bilerek çiğnerse, meslekten çıkarılmayı kabul etmek.

Pazartesi, Mayıs 16, 2005

Yaz ne kadar eğlenceli?

Yaz geldi dediler, sevindim bir an

Aklıma denizi, kumu, güneşi getirdim

Kendimi oralarda hayal ettim, dahası oralara gittim

Ama ne kadar sürdü bu hayal, döndüm işimin başına

Bir baktım ki ne iş, ne de işim var diyen var

Tek yaptığım hiçbir şey yapmamaktı

Hava sıcaktı, insanlar günler boyu bunaldı

Zamanında sürekli çayımızı, kahvemizi içmeye gelenler bir anda buharlaştı

Saklambaç oynamaya başladı herkes

Bu yaz böyle değildi eskiden

Heyecan çıkardı içinden

Galiba yaz aynı yaz, ama insanlar değişiyor biraz

Her iş böyle galiba, denizle, kumla çalışmadıkça...

Anlaşılan bu yaz da çok bunalacağım ama nemi her yaz olduğu gibi suçlamayacağım

Cuma, Mayıs 13, 2005

Yolculuk

Seyir Defteri 1. gün

Hazırlıklarını dün yaptığım ve gerekli şeyleri temin ettiğim yolculuğum bugün başladı.

Kısa sürede hazırlanabilmek ve şu an seyir halinde olmak güzel.

Umarım çevremdeki insanlar yolculuğum boyunca hep görüş mesafemde olurlar, ihtiyaç duyduğumda yanımda seyrederler.

Her şey belirsiz. Açıklara çıkmaya, kendi gölgemle başbaşa kalmaya zaman var. Hala karayı hissediyorum, ayaklarım basmasa da...

Beni bekleyen şeyleri bilmesem de, ortak bir noktada buluşmak heyecan verici.

Özellikle kulaç attığım insanları görünce...

Perşembe, Mayıs 12, 2005

Gördüm ki

Gördüm ki;
bazıları çok yetenekliydiler ama çok da çabuk şımardılar. Ajansta "günaydın" diyenlere, "birazdan size günaydın nasıl olur?"
göstereceğim dediler.
İstikrarlı olamadılar. İşin tekniğini de öğrenip mesleklerine sarılmadılar.
Gördüm ki;
"Öğlene doğru uyanmış kafası dünden kıyak"tılar...
Gördüm ki;
kulis yapmanın yaratıcılıktan daha kolay olduğunu keşfettiler.
Gördüm ki;
demokratik davrandığında tepene çıktılar.
Diktatör olduğunda "yandım Allah" dediler.
Gördüm ki;
daha önce öptükleri eli bükmeye, ısırmaya kalktılar.
Hiç bir iyiliğin cezasız kalmayacağını anımsattılar.
Gördüm ki;
akvaryumdaki balık misali, suyu deniz sandılar.
Gördüm ki;
istemenin yollarını öğrenmediler. Yetki istediler, sorumluluk almadılar. Sorumluluk aldılar, yetki istemediler.
Gördüm ki;
bir gün bile yönetmenin ne olduğu üzerine kafa yormadılar.
Gördüm ki;
her şeyi reddetmenin, eleştirmenin, o kişiyi haklı kılacağını, uzman yapacağını sandılar.

Ben ustalık payesinin, ekip yönetmenin, bizzat o işi ekiptekilerden daha iyi olduğunu göstererek kazanıldığını
gördüm. Titr alınarak değil.
Bir sabah Yaratıcı Yönetmen olanların, ekiptekiler dolu olduğundan, işi onun yapması istendiğinde,
aynı gün öğlen işi bıraktığını, kendisinden bir daha haber alınamadığını da gördüm.
İşçilik psikilojisiyle çalışanların hep işçi kaldıklarını da...
Yönetmeyi bilmeyinin yaratıcı da olsa Yaratıcı Yönetmen olamayacağını...
Hiç kimsenin vazgeçilmez olmadığını ve yerinin mutlaka dolacağını, doldurulacağını...
Para almanın değil, paranın nasıl kazanıldığını bilmenin o kişiyi meslek adamı yaptığını...
Kendi meslek tarihini, gelişimini, ustalarını bilmeyenin gelecek ummamasını...
Çalışılan yerleri değiştirmeye çalışmamak gerektiğini...
Mutluluk ve huzurun içsel olduğunu...Kim, nereye giderse, içinde ne varsa, yine onu oraya taşıyacağını...

Kuralları bilmeden kuralların yıkılamayacağını...Herkesin kafasına göre kural yaratma girişiminin
çoğu kez bilisizlikten kaynaklandığını...
Yeni kuralların ancak uygulamalarla yaratılabileceğini...


Gördüğüm ve bildiğim şeylerin ilk akla gelenleri bunlar.
Bugünlük bu kadar demeden önce, yakınanın asla kazanamayacağını da gördüm diyorum.

Çarşamba, Mayıs 11, 2005

Reklam yazarının içinde hayal, dışında hayat var...

Sevgili günlük,

Bugün aklımdan geçenlere, içimde kopan fırtınalara engel olamıyorum. İç sularım dalgalanıyor. Dalgakıranlar dalgalara kırılıyor. Saçmalarsam, sana döktüklerim etrafa saçılırsa kusuruma bakma... Öylece al beni... Kabul et içine... İçini kirleteceğim anlattıklarımla... Belki çok bencilce, ama kendi içimi senin sayfalarınla temizlemeye niyetliyim.

Ben neler düşünüyorum bir bilsen. Ne büyük hayallerim, ne çok yolum var bir bilsen. Mesleğim, hayatım, her şeyim... Hayallerime giden yolda, bazen öyle şeylerle karşılaşıyorum ki... Bunalıyorum, sıkılıyorum, bir an önce büyümek istiyorum! Ufaklıksam da ufaklığımı bileyim istiyorum. Arada kaldım. Sıkıştım. Sıkıştığım yerden çıkmak için yine ben çırpındım. Kimse yardım etmedi, içimde kopan fırtınaları, savurduğum çığlıkları kimse duymadı, duymaya çalışmadı.

Ama duyurdum... Birine yaklaştım, omzuna dokundum ve “benim içimde neler var biliyor musun” diye sordum sessizce... Görsün istedim, bilsin, hak versin, yardım etsin istedim. Kimseden yardım istememiştim. Nasıl isteneceğini bilmezdim. İstedim. Dinlemeye başladı beni... Sonra başkaları da duydu sesimi... Orada olduğumu, onlara baktığımı, ben olduğunu, içinde bir şeyler olduğunu gördüler. Dinlediler, dinlediler, dinlediler...

Daha kaç kişiye duyurabilirim sesimi? Kaç kişi dinler beni? Bilmiyorum... Bildiğim bir şey var ama... Herkesin duymasını istediğim söyleyeceklerim var hayatta.

Hayata dair,
Mesleğe dair yeni şeyler söylemek lazım...
Avaz avaz...
Yeni şeyler keşfetmek, “ben de buradayım” demek lazım...

Bundan sonra:

“Ya kebikeç! Yo, copy catch!

Er reklam, vel kelam ve hüsn-ül kalem.
Kellem, keellem, eklem ve emeklem.

Hükm-ül latif, hakim-ül lütuf.
Hurufen taltif ve ruhen tuhaf.

Ol rezil-ü rüsva çünki taam-ül haram:
Eatin’ forbidden und essen verboten.”*

AMİN!

* Dua için teşekkürler sevgili Haluk Mesci... ;)

Pazar, Mayıs 08, 2005

Gani Turanlı


Reklam sektörünün de Gani Abi'siydi. Dostları için büyük kayıp.Tanımamışlar için büyük şanssızlık. Gani gani rahmet diliyorum. 

Cuma, Mayıs 06, 2005

Yaratıcılık Yönetimi

Vicari diye biri, yaratıcılığı şöyle tanımlamış: “Organizasyonun/kurumun tamamının içinde bulunduğu koşulların sonucu.”

Yani, bireysel yaratıcılıkla kısıtlı değil.
Bireysel yaratıcılıkların toplamı değil.
Sinerjiyi öven, bütünü kapsayan bir sonuç.

Binnig diye birinin tanımı da şöyle: “Bir sistemin evrilebilme yeteneği”

Mediacat'te Uğurcan Ataoğlu'nun yaratıcılık yönetimiyle ilgili açıklamaları vardı. Son derece doğru ve güzel şeyler söylemiş. Mutlaka okuyun.

Araştırmalar, sürekli yenilik yapan ve kurumsal yaratıcılığı yüksek olan organizasyonlarda, bireysel yaratıcılığın da arttığını; aksi durumlarda azaldığını gösteriyor.

Yaratıcılık yönetimi, kurumsal anlamda “evrilebilme, yeniliğe açık olma, hiyerarşik yapıları kırabilme, uygun ortam ve fırsatları sunma, ödüllendirme ve benzeri gibi” birçok kavramı içeriyor. Bana göre, yaratıcılık “yöneticiler” eliyle değil, liderler eliyle yönetilebilir. Çünkü yönetici varolan sistemin bekçisidir. Lider, Yusuf Has Hacip’in 1000 yıl önce yazdığı gibi, insanların enerji ve fikirlerini serbest bırakan, psikolojiye hakim, bağımsız bir kişilik sahibi, canlı ve sabırsız, kazanma isteği yaratan, güven aramayan, tepenin öbür yanını sisli havada bile görebilen, ordusunun başında savaşan kişidir.

Sanat, ustalarıyla sanattır. Ancak ustalık; “ben biliyorum” demek değil, “en hakir görülen bir kişiden bile öğreneceğim çok şey var” demeyi lafta bırakmayıp yaşama geçirmektir. Böyle ustalar, aynı zamanda liderlik özelliklerine de sahiptirler.

Türkiye’de tek gerçek pazarlama araçları “yaratıcılık” olan reklam ajanslarının büyük bir çoğunluğunun, oturup bu “yaratıcılık yönetimi” meselesini ciddiye alıp, dönüp kendilerine şöyle bir bakmaları gerekiyor. Yaratıcılar işletmenizdeki işçi sınıfı mı? Yoksa sizi de parlatacak yıldızlar mı?

Geminin motorları arızalanmış, bir de su almaya başlamış. Kaptan ve tayfalar çaresizlik içinde... Derken geminin bağlı bulunduğu şirket yönetimi, gemiye yeni bir kaptan ve ekip yollamış. Bu yeni kaptan ve ekip, büyük bir heyecanla gemiyi kurtarmaya girişmişler. Başarmışlar da... Ama geminin ROTASI yanlışmış aslında. Bunu fark edememişler...

Çarşamba, Mayıs 04, 2005

Usul hakkında

Bir ricam, önerim, uyarım var. Belli bir konuyu -yeni- yazan arkadaşımıza cevap yazmak ihtiyacı duyduğunuzda, bunu lütfen o arkadaşımızın yazısının altındaki yorum/comment bölümüne yazın. Hem konuların iyi sınıflanmasını, dolayısıyla sonradan kolay ulaşmamızı, hem Ortak Defteri bir e-mail forumuna dönüştürmemeyi sağlayacak şey, bu.

Ana fikir, “FİKİR”dir.

Spesifik bir örnek olmuş gerçekten.

Tesekkurler Tayfun, diğer ortaklara da merhaba!

Konunun, Türkçe'yi yanlıs ya da dogru kullanmakla bir ilgisi yok.
Noktalama işaretleri, sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde kullanılıyor.
Nokta her yerde, her dilde nokta, eninde sonunda 

Düşünüyorum da kimin icadı bu simge? Amacı ne?
Cümle bitti diyor. Dur diyor.
Sonrakine başlamadan önce, önündekini bitir diyor.
Eee, benim cümlemin sonunda başka cümle yok mesela, ben bir daha neden dur diyorum okuyana... Cümlemin ortasında gerekiyorsa, dinlendirmek için okuyanı, kullanırım virgülü. Her şey bir amaca hizmet eder bence. Etmelidir de.

Basak'ın söylediklerine şu açıdan katılıyorum: tartışmalarımızın ana fikri, "FİKİR" olmalı.

İmla kuralları değil. Onu tartışmak yorucuı, sıkıcı.
Buna mesai ayırmak ne demek? İlim adamı değiliz ki biz, fikir adamıyız.
Bize söylesinler doğruları, en çok bilenler. Profesörler.

Ama bir bakalım dünyamıza. İnsanlar, bizden daha iyi olmadıklarına inandığım insanlar, kurallar yaratıyor. Biz, takip edenler oluyoruz. Onlar kim oluyor yaaa… Kimler onlar gerçekten.

İmla kuralları Türkçemiz için gerekli, önemli.
Birçok kuralı havada kalmasına, tartışmaya neden olmaktan başka bir işe yaramamasına rağmen...
Tarz yaratma çabası değil benimki. Türkçe'yi yanlış kullanma isteği, umursamazlığı hiç değil. Ben insanlarla konuşurken, yazışırken nasıl dikkat ediyorsam kullandığım dile, insanlar benimle, başkalarıyla konuşurken ne kadar dikkat ediyorsa, yaptığım reklam iletişiminde de o ölçüde dikkat ederim. Bu yeter. Bu gerçektir.

Hatalar düzelir. Biz bozalım.

Selamlar, saygılar.

Ferhat.

Salı, Mayıs 03, 2005

Düzgün yazmak mı? Reklam yazarı olmak mı?


Dün akşam bir arkadaşım aradı, konuştuk.
Anlamın anlamsızlığı üzerine...
Sıkılmış biraz anladım...
Zaten hepimizin zaman zaman böyle anları oluyor.
"Ne için çalışıyorum"u sorguladığımız anlar...
"Kendimi neden bu kadar hırpalıyorum"a cevap bulamadığımız anlar...
Arkadaşım bir reklam yazarı...
Benim gibi...
Sizin gibi...
Söyledikleri bir ayrımı yapmamda çok yardımcı oldu.
Başarılı ve isim yapmış bir reklamcıyla, çok yetenekli olmasına rağmen bir türlü yırtamamış reklamcı arasındaki en belirgin farkı anlamamda yardımcı oldu...
Hayır...
Yanıt tembellik değil.
Şans da değil...
Bazen detaylara çok takılıyoruz...
Öyle ki bütünü görememeye başlıyoruz.
İşte o bütünü görebilenler başarılı oluyorlar.
Noktasına, virgülüne, anlatım bozukluğuna, çizgisine çok takılmayıp, bütününün doğru olup olmadığına daha fazla kafa yoranlar...
Işığına, sesine, elin güzelliğine, saçın rengine takılmayanlar...
Takılsalar da onları dünyanın merkezine koymayıp, ufak detaylar olarak görerek, nasılsa hallolur diyenler...
Başarılı olanlar bunlar.
Peki diğerleri ne yapıyor?
"Aman efendim bu cümlenin sonunda noktalama işareti olmaz mıymış, yok efendim bu sözcük böyle yazılmaz mıymış" diye kendilerini paralıyorlar.
Düzgün cümleler yazıyorlar.
Bir süre sonra en fazla odaklandıkları şey bu oluyor.
Düzgün cümleler kurmak...
Ayrıntılarda boğulup, ne iş yaptıklarını unutuyorlar...
Elbette önemsiz şeyler değil bunlar...
Ama sadece ayrıntılar!
Evet, ayrıntılar önemlidir, ama onları hayatımızın başköşesine oturtursak, etrafımızı göremez hale geliriz...
Düşünsenize, gerçekten bir reklam yazarında aranan en önemli nitelik bu olsaydı; iki kelimeyi bir araya getirip, iyi cümleler kurabilen herkes reklam yazarı olabilirdi...
Konuya genel olarak reklamcı diye girdim, reklam yazarında kaldım...
Ama istediğiniz işe uyarlayın siz...
Hepsi için sonuç aynı:
Başarılı olmak için vizyon gerekiyor...
Vizyonu geniş olanlar, başarılı oluyor.