Perşembe, Temmuz 28, 2005

Dilinden utanma, Tak-çıkar! Anonim ol, "Fızıltı" ol, Kıs kıs gül!

Ne diyor bu deli?
Şunu diyor...

Bazen, bazı İngilizce kelimelerin yerini Türkçe kelimelerin alamadığını hissettiğim oluyor. Bazen, İngilizce yazdığım/okuduğum başlıkların, yaptığım/yapılmış manevraların ve oyunların Türkçe'de nasıl yapılacağını bulamadığım oluyor. Ben böyle durumlarda,
1-Daha çok oku TEMBELLL!
2-Dilini daha iyi savun yoksa uzun vadede yarattığın şey hiç de hoşuna gitmeyeceeek!
diyorum.

İkinciyi açıklayayım:
Ceylan, korkma, öyle Türkçe kelimeler bul ki, hatta yarat ki (Haluk Mesci'nin "fızıltı"sı hala aklımda:) çalmak gibi olacak olmasa neredeyse bir yerlerde kullanmak isteyeceğim yani, o derece...) kralı gelse çeviremesin İngilizceye! Tamamen olmasa da, yaşadığımız devrin "zorunlu getirileri"ni hesaptan (account’dan? Ayy ne kötü olurdu bakın burada account!) çıkardığımızda geriye kalanını telafi ediyor. Neyin? Dilimize yaptığımız bu haksızlığın.

Düşünsenize kelimeler yaratacaksınız. Anonim* olacak, yaratanı bilinmeyecek, kimi unutulacak ama belki bir tanesi tutacak… Fiilse çekilecek, isimse –de hali, -den hali yapılacak. Türkçe gibi ek zengini, tak-çıkart bir dile sahibiz, üstelik işimiz oyun! Biz kelime cambazlığı yapmazsak kim yapsın sayın sirk çalışanları?!

*Altında adının yazdığı bir şeye sahip olmaktansa, anonim bir şeye sahip olmak daha zevkli olmaz mıydı? Bilmeden konuşanları duyduğunda, içinden kıs kıs gülebilmek...

not: Bunu altına yorum olarak postalayacağım 3 post vardı. Bilemedim. Yeni konu yazdim. Gençliğime verin. Affedin.

Reklam ajanslarının birbirinden oyuncu (ç)alması

Bir önerim var: Aynen genç futbolcuların ilk transferinde olduğu gibi, oyuncuyu yetiştiren camiaya, yetiştirme bedeli olarak
bir bonservis ödenmesi söz konusu olsun.

Böylece, 1) Transferler legalize olur, düzene girer. 2) İnsan yetiştiren kuruluşların emekleri karşılıksız kalmaz. 3) İnsan yetiştirmeye daha ciddi yaklaşılır. 4) Giderek, insan özvarlığı, ajansların bilançolarında yer alabilir.

Yetiştirme, yetiştiren kurum, bonservis düzeni, bonservis bedellerinde kademeler, ödemeler, muhasebe vs. ilkeleri ve standartları ortak çabayla belirlenip yayınlanabilir.

Çarşamba, Temmuz 27, 2005

Dilinizden utanmayın!

Siz de görmüşsünüzdür mutlaka, bi' süredir Hürriyet İK'da çıkıyor ilanlar. RYD'nin "Dilinizden Utanmayın" kampanyası... Siz neler düşünüyorsunuz merak ediyorum. Işıl Kasapoğlu da dilinden utanmıyor, Güven Kıraç da dilinden utanmıyor (vs. vs.) denmesini biraz yadırgadım ben açıkçası. Sanki onlar şu marka ürünü kullanıyorlar gibi bi'durum olmuş. Bunun yerine çok sık yaptığımız Türkçe yanlışlarının doğrusunu söyleselerdi ya da gereksiz yere kullandığımız yabancı sözcüklerin Türkçelerini... Daha etkili, öğretici, akılda kalıcı olmaz mıydı diye düşünmeden de edemedim. Hazır konuya dikkat çekilmişken daha önce Ferhat'ın da söylediği gibi, daha kapsamlı, daha çok ses getirecek işler yapamız mıyız bu konuyla ilgili? Siz ne dersiniz?

Pazartesi, Temmuz 25, 2005

Ortak Defter'den çıkmak isteyenler

Sevgili Arkadaşlar,

Reklam Yazarlarının Ortak Defteri'ni herkesin serbestçe, illa katkıda bulunmak zorunda olmaksızın, okumasına izlemesine bir diyeceğimiz yok.

Ama yana yakıla üye olan, ancak bugüne kadar bir tek harf yazmamış arkadaşların da 'Contributors' yani 'katkıda bulunanlar' listesinde bedavadan görünmesini de kabul edemeyiz.

İsimlerini burada sıralamayayım, ne olur bana bir satır yazıp atsınlar onları listeden çıkaralım.

Rica ediyorum. Dürüstlük bekliyorum. Aksi takdirde, bu arkadaşlar hakkında ortak bir karar alıp uygulayacağız.

Çarşamba, Temmuz 20, 2005

Bir reklam yazarı...

bir reklam yazarının son sözleri:

- brif... biraz daha brif!

bir reklam yazırının annesiyle telefon konuşması:

- anneciğim öyle deme ama bu mutfağa o kadar uygun koşullarla sahip oluyoruz ki! Üstelik peşin fiyatına vade farksız 150 taksit. Birbirinden güzel renkler birbirinden şık tasarımlar, hem estetik, hem kullanışlı. Gel bak bilmemne yetkili satıcısına ürünleri bir de yakından gör, bu fırsatı kaçırmamak lazım aneeeee!!

bir reklam yazarının bakkaldan ekmek alması

- kepekli bir konsept tercih edilseymiş bu tırtıklı kısım daha hoş olurmuş. Ayrıca etiketteki "Matador Frını" yazısının "ı" sı unutulmuş, niye böyle ürünler satıyosunuz kardeşim?

bir reklam yazarının iş çıkışı otobüs macerası

- acaba şu uyuklayan adamın alnına bi' enerji içeceği reklamı alınabilir mi? Evet evet alınabilir. Tanrım muhteşem bi' fikir daha buldum, hemen bunu not edeyim. Şu insanların çektiği çileye bak yahu! tıklım tıkış otobüs, kimsenin birbirine saygısı da kalmamış. Bak herif yasak olduğu hald ehala cep telefonuyla konuşuyo. Burdan da şahane bi sosyal kampanya çıkar. Hatta şöyle bir başlık çok vurucu olur: "Biraz ilerleyelim beyler!" lütfen daha çağdaş, birbirine daha saygılı, bireyler olalım, toplum içinde yaşadığımızı unutmayalım!

bir reklam yazarının tiki

- ...


bir reklam yazarının en mutlu anı

- oh! sonunda ilan dergide çıktı, harbiden güzel iş çıkarmışız be helal olsun!

bir reklam yazarının annesinin en mutlu anı

- Neriiimaaan gel gel bak sana ne göstereceğim! Şu dergideki ilan var ya, hah bak şu işte! Ayyy bunu oğlum yapmış
- nassı yani resmi filan da mı o çekmiş?
- aman boşver resmi filan işte! Herkes bi fikir sunmuş onunkini beğenmiş müdürü, asıl fikir önemli fikir... Benim oğlan bulmuş...

bir reklam yazarının kabusu

- eee şurda "fark yaratır" demişsiniz... Burda "yaratır" yerine başka bi'şey söyleyelim. "Oluşturur" desek?

bir reklam yazarının kaytarması

- metinler hala hazır değil, hala internettesin, chattesin, geyiktesin yahu!
- düşünüyorum!?
- bu nasıl düşünmek?
- zihnimi boşaltıyorum...

bir reklam yazarının şiiri

- Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

Bir reklam yazarı bir reklam yazarına ne demiş?

- abi yazmışsın gene :)

bir reklam yazarının işten çıkışı

- Ohoo saat 7 olmuş, işleri de bitirdik, bugün biraz erken kaçalım...

Herkese iyi akşamlaaaaaaaaarr!

bir reklam yazarının cinnet anı

- ben kaçtıııım yarın görüşürüüüüzz
- bu basın ilanı vardı onu yaptınız mı?
- yooooo, bana kimse bi'şey söylemedi. Ne zamanaydı?
- yarın müşteriye gitmesi lazım
- *^$%"???!!!!!^$"!*

imdat

sıcaktan beynimdeki damarlar büzüşmüş vaziyette. şuraya ne yazıyorum nasıl yazıyorum yazım hatam var mı umurumda da değil ayrıca şu anda hiçbir şey düşünecek halim yok sinirimden ağlamak üzereyim. saat 2 buçuk ve ben saatlerdir hiç suya girmeden güneşlenen birinden daha mayışmış vaziyetteyim ve yapmam gereken bir sürü iş var. buhar odasından hallice bir ortamda yaklaşık 35 derece sıcaklıkta çalışmaya çalışıyoruz çünkü. gerçekten ağlicam birazdan!!!!!!!!

Pazartesi, Temmuz 18, 2005

Domestos ve Şiddet

Valla bu filmi yapan reklam yaratıcılarını kutlamak istiyorum.

Küçük bir çocuğun şakağına -parmaklardan da olsa- tabanca dayamak ne hoş bir fikir değil mi? Kendilerine hak veriyorum; zamanında trt'de o kadar kovboy filmi izlersen etkilenmemek elde değil. Hani reklamcı her şeyden etkilenir ya, her şeyi izler, süzer, tartar ya... Bravo, tebrikler... çok klas bir hareket ama son planda bir silah ve çocuğun şakağında... Bu filme elma, armut ne varsa vermeyen ölsün!

Yaşasın Reklamcılar

Hey neredesiniz? Herkes tatilde mi?

Geçen hafta hemen hergün fırsat buldukça ortak defteri okumak istedim ama hiç yeni yazı yoktu. Çok yoğun bir hafta geçirdiğim için bir türlü yazmaya fırsat bulamadım. Ne oldu? Herkes tatilde mi? En son, güzel bir şiirle kaldı defterin notları.

Haluk, haklısın galiba, okumak daha kolay geliyor. Bir de ortak kitap mı planlasak acaba, ne dersin?

İzmir durgun bir yaz rüzgarı içinde, ekonomide yaprak kımıldamıyor. Sizde durumlar hangi cihette acep?

Pazartesi, Temmuz 11, 2005

Bu gün benim şiirim bu.

"O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
incecik melankolisiymiş yalnızlığının
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı pera'nın

Esrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuş
tüllere sarılmış mor bir karadağ tabancasıyla
zakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri camekânda

Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilemem
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın"

Ece Ayhan

Jak Deleon

Jak Deleon'un da kaybetmişiz. Bilmiyenler için kayda geçireyim : Jak Manajans, Grafika ve Birleşik Reklamcılar'da reklam yazarlığı yapmayı denemişti. Ruhu şad olsun.

Cuma, Temmuz 08, 2005

Eğlenceye Davet!

Hatta bir gün belirleyip Touchdown'da (Çok mu klişe oldu? Ne bileyim evimin orası diye dediydim) eğlence yapalım, o gece reklam yazarları gecesi olsun. Memnun kalırsak tekrarlarız. Memnun kalmazsak iade ederiz. Tarih önerisi olan var mı?

Edit your profile

Çok yararlı. Birbirimizi daha yakından tanıyabiliriz. Ben bilgilerimi girdim, siz de yapın. Reklam Yazarlarının Ortak Defteri bizi daha iyi tanısın.

Çarşamba, Temmuz 06, 2005

Göndermeleri beklemeden gidebilmeli insan...

Şimdi okudum Tunç Balaban'ı... Bu aralar buralarda da bol bol göndermeler ya da gitmeler var. İnsan göndermeleri beklemeden gidebilmeli. İstediği zaman, istediği gibi... Ya da gitmesini istemediğiniz kişi bir türlü gidememeli.

Bencilce mi şimdi bu dediğim?

Hayır, aslında masumca...

Tek başınayken paylaşmanın anlamı nedir ki, birlikteyken güzel hayatın tadı.

Bayram...

Herşeyin bir bayramı ya da özel günü var. Biz de bu aralar yaz başladı ya, her yerde eğlence var. Aklıma gelip gelip gidiyordu, niye bizim bayramımız yok? Reklamcılar Bayramı olamaz mı? Deliye hergün bayram dedi burada biri, eh, pek de akıllı sayılmayız, hâlâ bu mesleği yaptığımıza göre.

Durun, ben bunu bizimkilere bir daha söyleyeceğim. Eylül ayında yapar, bir güzel eğleniriz. Bir kısım medya da gelir, manşet oluruz. Siz de gelir misiniz?

İnsanlar gelirler ve de giderler...

Zamanında gelen insanlar şimdi gidiyorlar...

Ne kadar kolay git demek...

Gitmek istemeseler de gidiyorlar çünkü kimse istenmediği yerde durmuyor.

Onca insan, onca emek bir günde yok oluyor.

Sabahlara kadar çalışmışsın, sabahın köründe başlamışsın kime ne, yeter ki git...

Zor, çok zor gitmesen de gidenlere bakmak

Bakalım sıra bize ne zaman gelecek...

Salı, Temmuz 05, 2005

'Buzz' sözcüğünün Türkçesi yerine

Reklam ve pazarlama iletişimi yazılarında epeydir geçen 'buzz' sözcüğünün Türkçe karşılığı olarak bir önerim var :

'Fızıltı'.

Uydurduğum bu sözcük, bence, fısıltı ve vızıltıyı hem ses hem anlam olarak birleştiriyor.

Elinden tutarsanız, belki de tutar...

BEN OLSAM...

Ben olsam...

Kitapta daha önce başka yerlerde yayınlanmış “yazılara” bu kadar fazla sayfa ayırmazdım.

Kitabın kahramanının yaşamına daha uygun düşeceği için daha akıcı bir dil kullanırdım.

Daha çok tanıklığa yer verirdim.

Kitabın belgesel niteliğini güçlendireceği için daha fazla sayıda iş örneği koyardım.

Fotoğrafların bazılarını daha büyük değerlendirirdim.

Kahramanın zaman içindeki gelişiminin layıkıyla kavranabilmesi için kendisiyle yapılmış röportajlara ilişkin arşiv taramasının sınırlarını daha geniş tutardım.

Yazmayı tamamladıktan sonra kitabın dosyasını “düzeltmesi” için kitabın kahramanına okutmazdım.

Ersin Salman’ı anlatacak bir kitabı kendisiyle -hiç değilse makul bir süre- işin mutfağında da birlikte olmuş bir meslekdaşının yazmasını tercih ederdim.

Cuma, Temmuz 01, 2005

Birikimim, yaratıcılığımdan üstün.

TEZ:

Juan Benet, ‘Madrid’te Sonbahar’ isimli kitabının önsözünde, yaratım sürecinin sonuna geldiğini hisseden yazarların, ya anılarını yazdıklarını, ya da günlüklerini yayımladıklarını anlatıyor. Yani, kurgulamaktan sıkılan, durumlar, fikirler icat etmenin, karakterler yaratmanın gerektirdiği çabalardan usanan yazar, ezbere dönüyor. Kalemini daha sıkıntısız hareket ettirebiliyor. Bu nedenle sanatı ya da mesleği, yaratıcılığına üstün geliyor. (muş)

.....................................................


ANTİTEZ(İM):

J.R.R. (JOHN RONALD REUEL )Tolkien’in güzide eseri ‘Yüzüklerin Efendisi’, yazarın hayal gücü karşısında dilimizin tutulmasına yol açıyor. Ancak ‘Yüzüklerin Efendisi’ Belgeselini izleyenler ya da J.R.R. Tolkien’in yaşamı hakkında bilgi edinenler, bunun hayal bile edilemeyecek bir hayal gücü olmadığı konusunda benimle hemfikirler sanırım. J.R.R. Tolkien’in yaşamına göz attığınızda, kitaptaki pek çok kurgunun masum halini çıplak gözle bile görebiliyorsunuz. (Aman, hafifsediğim sanılmasın.)

Örneklemeler:

Yazarın çocukluğunun geçtiği bölgenin yakınında bulunan bir köyde yaşayan insanların görüntüleri var belgeselde. Bunlar son derece iyi yürekli, kısa boylu, tarımla geçinen, bira içmeyi çok seven, sıklıkla köy meydanına masalar kurup eğlenceler düzenleyen ve dış dünyaya tamamen kapalı yaşayan insanlar... Yani Hobitler.

Yazarın çocukluğunun geçtiği bu yemyeşil alanlar, Sanayi Devrimiyle birlikte korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. Simsiyah dumanlar çıkaran, dev bacalı fabrikalar doğal yaşamı -hatta döngüyü- tehtit etmeye başlar. Mordor Dağı ve Orklar.

Yazar bir dönem orduya katılır. Orduda mürekkep yalamışların yanına, yalamamış olanlardan yardımcılar verirler ve onları her tehlikeye önce atılmakla görevlendirirler. Frodo ve Sam’in ilişkisi.

........................................................

SENTEZ:

Yaratıcılık için çöplüğümüzde çıktığımız keşiftir diyebiliriz. Zaten ‘Reklamcı/yaratıcı kendi çöplüğünden beslenir’ dendiğini duymuştum, hatta okumuştum da. Yazdığımız şey ne olursa olsun, içimize bakıp yazıyoruz, yani çöplüğümüze. Çöplüğünde yalnız kendini biriktirenler yaşayacaklardır sanırım bu sıkıntıyı ya da kısırlığı. Hayatın içine karışmak, insanları ve tutkularını tanımak –ki bu yalnız bizim için gerekli değil-, öyle yazmak lazım, tabii yaratıcılığın belki de tek kuralının yaratılmış şeyler çemberini kırmak olduğunu unutmadan...

Not: Ne zamandır comment dışında yazmamıştım. (‘yazamamıştım’dı cümlemin yüklemi, inandırıcı bulmadım sonra.) Biraz uzun oldu o bakımdan.

Hadi hareket!

Türkçe'nin yaşadığı sıkıntılar, gönlünü ve kafasını bu işe vermiş, misyoner ruhlu yazarların biraraya gelip iyi bir ders çalışması ile çözülebilecek sanırım. Kesin doğrular olsa da dil gelişir ve yenilenir.

Şu biraz geride kalmış takıntılı sözlere geri dönmek istiyorum. Evet "tercihan" mı yoksa "tercihen" mi? Ben "tercihen"i kullanırım... Ses uyumu böyle doğru çünkü. Sanıyorum "tercih anı" yani son karar anı için bu tanım kullanıldı eskilerde ve zamanla son takı olan "ı" harfi düştü. Dolayısıyla tercihan oldu.

Peki "yemek yeyin" mi yoksa "yemek yiyin" mi dersiniz? Kök yemek olduğuna göre "yeyin" doğru değil mi? Ama yiyecek derken yeyecek dememişiz. Ses uyumu burada da karşımıza çıkmış ve kök değişmiş. Peki doğrusu hangisi? Ben, mesleğe başladığımda müşteriyle ilk kavgamı bu kelime uğruna yapmıştım. Ben hep "yeyin" dedim ve hâlâ da öyle derim.

İşte takıntılı olduğumuz bir konu daha; şapka durumu... Şapkalı çıkmak isteyen kelimelerle şapka atmayan yeni dönem yazarlar arasında süregelen bu tartışma nasıl sonuçlanacak? Ben şapkayı sevmesem de bazı sözcüklerin şapkaya ihtiyaç duyduğunu düşünürüm. Halamla karıştırmamaları için hâlâ, kışın yağanla karıştırmamaları için kâr derim. Ama lakin derken de başka lakin yok der, şapkayı atarım. Doğru mu?

Bir de şu birleşik kelimelerin ayrı ayrı yazılması meselesi var. Bana göre, birleşik kullanıldığında, tekil hallerinden farklı bir anlam ifade eden her kelime birleşik olmalı. Geçen gün bir yazar arkadaşımla bu konuyu tartıştık. Elimize aldığımız tüm yazım klavuzlarını karıştırdık (TDK dahil) hepsinde farklı gösterilen sözcükler de var.

Doğru bir kök üzerine oturtulan ve mesajını doğru veren her sözcük yazılımı/kullanımı beni etkiler. Yazar arkadaşlarımdan beklentilerim de o yöndedir.

Hatalar nasıl durdurulacak dersek, yeni yetişen gençlerin dile sahip çıkıp doğru kullanmalarını sağlamakla başlayabiliriz. Staj yapmaya gelen, yazarlık okuyan ya da gönlü yazarlıkta olan arkadaşlarıma bakıyorum da, çok büyük bir çoğunluğu en basit kuralları bile bilmiyor.

Yahu hakikaten bu işe ciddi ciddi eğilecek adamlara ihtiyaç var. Naapsak?

Düşündüm de…

Ben yediğim içtiğim her şeyin ambalajının üstünü okurum. Çoğu insan okur… Mesela sabah portakal suyu içiyorsunuz, karton kutu elinizde diyelim… Şöyle bir göz atmaz mısınız? Peki madem insanoğlunun bakma, görme, okuma vs. ihtimali olan her yere reklam veriliyor, binalardan, tuvaletlerden, metro hatlarından, kaldırımlardan sonra ürün ambalajlarının üzerleri neden bir reklam mecrası olmasın?

Benim bir süt markam var, kutumun üzerindeki bilmem kaç cm2’lik alanı satıyorum! Daha doğrusu sütün raf ömrü kadar kiralamış oluyorum. Pek tabi kutular baskıya giderken üretim maliyetim artacak ama reklam gelirimi öyle bir ayarlarım ki, bunu kendim için pozitif bir getiriye dönüştürebilirim.

Tabi ki bir tereyağı ambalajının üzerine epilasyon aleti reklamı konulmayacak (aslında tam tersi esprili olabilir) ama doğru kombinasyonlar pek de güzel sonuç verebilir.

Peki acaba bu mecra ne kadar “tutar”? Bunu test etmek, reklamveren açısından bir risk oluşturmuyor mu? İlk uygulama nerelerde kimler tarafından yapılacak? İnsan gerçekten ambalajların üzerlerini okur mu? (yoksa ben mi deliyim?)

Yorumlarınızı beklerim efem.