Cuma, Temmuz 01, 2005

Birikimim, yaratıcılığımdan üstün.

TEZ:

Juan Benet, ‘Madrid’te Sonbahar’ isimli kitabının önsözünde, yaratım sürecinin sonuna geldiğini hisseden yazarların, ya anılarını yazdıklarını, ya da günlüklerini yayımladıklarını anlatıyor. Yani, kurgulamaktan sıkılan, durumlar, fikirler icat etmenin, karakterler yaratmanın gerektirdiği çabalardan usanan yazar, ezbere dönüyor. Kalemini daha sıkıntısız hareket ettirebiliyor. Bu nedenle sanatı ya da mesleği, yaratıcılığına üstün geliyor. (muş)

.....................................................


ANTİTEZ(İM):

J.R.R. (JOHN RONALD REUEL )Tolkien’in güzide eseri ‘Yüzüklerin Efendisi’, yazarın hayal gücü karşısında dilimizin tutulmasına yol açıyor. Ancak ‘Yüzüklerin Efendisi’ Belgeselini izleyenler ya da J.R.R. Tolkien’in yaşamı hakkında bilgi edinenler, bunun hayal bile edilemeyecek bir hayal gücü olmadığı konusunda benimle hemfikirler sanırım. J.R.R. Tolkien’in yaşamına göz attığınızda, kitaptaki pek çok kurgunun masum halini çıplak gözle bile görebiliyorsunuz. (Aman, hafifsediğim sanılmasın.)

Örneklemeler:

Yazarın çocukluğunun geçtiği bölgenin yakınında bulunan bir köyde yaşayan insanların görüntüleri var belgeselde. Bunlar son derece iyi yürekli, kısa boylu, tarımla geçinen, bira içmeyi çok seven, sıklıkla köy meydanına masalar kurup eğlenceler düzenleyen ve dış dünyaya tamamen kapalı yaşayan insanlar... Yani Hobitler.

Yazarın çocukluğunun geçtiği bu yemyeşil alanlar, Sanayi Devrimiyle birlikte korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. Simsiyah dumanlar çıkaran, dev bacalı fabrikalar doğal yaşamı -hatta döngüyü- tehtit etmeye başlar. Mordor Dağı ve Orklar.

Yazar bir dönem orduya katılır. Orduda mürekkep yalamışların yanına, yalamamış olanlardan yardımcılar verirler ve onları her tehlikeye önce atılmakla görevlendirirler. Frodo ve Sam’in ilişkisi.

........................................................

SENTEZ:

Yaratıcılık için çöplüğümüzde çıktığımız keşiftir diyebiliriz. Zaten ‘Reklamcı/yaratıcı kendi çöplüğünden beslenir’ dendiğini duymuştum, hatta okumuştum da. Yazdığımız şey ne olursa olsun, içimize bakıp yazıyoruz, yani çöplüğümüze. Çöplüğünde yalnız kendini biriktirenler yaşayacaklardır sanırım bu sıkıntıyı ya da kısırlığı. Hayatın içine karışmak, insanları ve tutkularını tanımak –ki bu yalnız bizim için gerekli değil-, öyle yazmak lazım, tabii yaratıcılığın belki de tek kuralının yaratılmış şeyler çemberini kırmak olduğunu unutmadan...

Not: Ne zamandır comment dışında yazmamıştım. (‘yazamamıştım’dı cümlemin yüklemi, inandırıcı bulmadım sonra.) Biraz uzun oldu o bakımdan.

3 Comments:

Blogger Haluk Mesci said...

Vahide ne olur daha sık yaz !

02 Temmuz, 2005 11:52  
Blogger Bülent Şentay said...

Anı yazmak aslında yaşadıklarına/tanıklıklarına sahip çıkmak. Daha doğrusu sahip çıkma bilincine sahip olmak. Bizimki gibi belleksiz toplumlarda kurumlara, mesleklere, insanlara ilişkin anılarını yazanlara teşekkür etmek gerek!

03 Temmuz, 2005 17:03  
Blogger Baran Gündüzalp said...

“Öyle tecrübeliyim ki, artık yeni bir şey yaratamam” sözü kimindi, hatırlayamadım ama sentez bölümünde buna da güzel bir yanıt vermişsin...

04 Temmuz, 2005 15:40  

Yorum Gönder

<< Home