Cuma, Haziran 24, 2005

Bozuk Türkçe

Finansbank ilanındaki şu cümleyi okuyun lütfen:
"Parası çok olan krediyi kolayca alır,
ya benim yeterince param yoksa?" diye
dertlenmeden, evi beğenin.

(...) alır, (...) dertlenmeden, ' beğenin' şeklinde bağlanamaz.
Olsa olsa beğenirsiniz diye bitmesi gerekirdi.

Ayrıca "ya benim yeterince param yoksa?"
dertlenmeye girmez. İnsan, parasını olup olmadığını
zaten bilir. Ya bunu ödeyemezsem diye dertlenirsiniz.
Ne yani İsviçre bankasında bir hesabı var da
miktarının ne kadar olduğunu hatırlamayıp,
ya benim yeterince param yoksa mı diyor,
her kim diyorsa...

Bir zamanlar Türkçe'nin bayrağını taşıyan (Manajans, Ada vb.) gibi
ajansları düşününce reklam yazarlığının düştüğü bu acıklı duruma
üzülüyorum. Reklamyazıları'na yazacaktım ama, oradaki kozmopolit kitleye
bunu anlatmaktansa siz meslektaşlarımla konuyu paylaşmayı daha doğru buldum.
Kol kırılır yen içinde kalır, diyerek.

7 Comments:

Blogger Emrah Kural said...

garanti kobi ilanlarına bakmanızı tavsiye ederim body copy'nin sonunda saglam bir yanlış var ama 1 aydır ilanlar hep aynı sekilde cıkıyor.

24 Haziran, 2005 12:00  
Blogger Tunç Balaban said...

Bu tür yanlışları ben de gözlemliyorum. Daha önce burada tartışılmıştı. Galiba yeni nesil yazarlar işin bu tarafıyla ne acıdır ki ilgilenmiyorlar. Doğru görsel düşünmenin işin tamamı olduğunu düşünüyorlar. Hemen şimdi aklıma geldi; Levent'teki Vakıfbank binasına yapılan bir giydirme vardı ve üzerindeki yazıda bariz bir hata yapılmıştı. Bağlaç olan de bitişik yazılarak...
Düşünün, koskoca binanın üzerindeki giydirmede hata var. Korkunç...
Daha onlarcası var, hergün görüyoruz(okuyoruz).

24 Haziran, 2005 12:26  
Blogger Emrah Doğu Akay said...

Büyük yazar Cengiz Aytmatov, "Gün uzar yüzyıl olur" isimli romanında "mankurt"u anlatır. Bu romanda Kırgızlar'ın son derece gaddar ve acımasız komşusu olan Juan-Juan'lar her yere saldırır, yakar-yıkar, yağmalar, insanları katlederler. Alıp götürdükleri genç tutsakların kafa derilerini diri diri yüzüp, yerine yaş bir manda derisi geçirirler. Genç tutsağı çöle atıp, manda derisinin kuruyarak kafaya iyice yapışmasını beklerler. Sonunda tutsağın beyni zedelenip hiçbir şeyi hatırlayamaz olur. O artık bir mankurttur.
Kaçırılan Kırgız gençlerinden birinin annesi oğlunu aramaya başlar. İzini bulur ve karşısına çıkar. Ona kendi adını, anasının-babasının adını boş yere tekrarlayıp durur. Oğlan bir türlü hatırlamaz "kim olduğunu". Söylenenleri de anlamaz. Sonunda durumdan rahatsız olan Juan-Juanlar, oğlana kadını oklayıp öldürmesini buyururlar. Ve oğlan kendi anasını öldürür.

Alev Alatlı da "Schrödinger'in Kedisi"nde enteresan bir yere işaret ediyor ve "afazi"yi Türkiye için en büyük tehlikelerden biri olarak görüyor:
Diyor ki: " Kelimeler dilden düştü. Onların temsil ettiği bilgi, düşünce, çağrışım, tasarım ve tasavvurlar bir daha geri gelmemek üzere kayboldular. Hırsıza 'hırsız', arsıza 'arsız' diyemedik."

Yozlaşma böyle giderse öyle sanıyorum ki birkaç kuşak sonra Türkçe içi boş bir çuvala dönecek. Yazık! Üstelik iş sadece Türkçe'yle bitmiyor...


Not: "Mankurt" kelimesi bu roman vesilesiyle tüm dünya literatürüne, sözlüklere aynen girdi. Anadolu'da "mankafa" olarak bilinen kelimeyle eşanlamlı olduğunu da belirteyim.

24 Haziran, 2005 13:06  
Blogger Nokta Çelik said...

Bu konuda iki örnek de benden. Tesadüf ikisi de Şahanlı film. Ritmix'te metnin Şahan'ın doğaçlamasına bırakıldığını hissediyorum ama bahsedeceğim hata yine de çok gözüme batıyor. Barmenin kıza eğlenip eğlenmediğini sorduğu film. Barmen olumlu cümle kuruyor ama 'Ritmix yüzünden eğleniyorsun' diyor. Oysa "yüzünden" kelimesi olumsuz, "sayesinde" ise olumlu cümlelere daha uygun.

Diğeri de Garanti filminde dönülen bir yanlışlık. Filmin sonunda "Her şey güzel olacak" cümlesinde "her şey"i ısrarla bitişik yazıyorlardı. Birkaç gündür düzeltildiğini görüyorum, seviniyorum.

Yıllar önce okuduğum bir yazı beni derinden etkilemişti, çünkü bu şekilde ifadelendirmemiştim hiç. Kelime haznesinden bahseden bir yazıydı. "İnsanlar, kelime karşılığını bilmedikleri kavramları da bilmiyor" gibi bir tezi vardı.

Bu çerçeveden baktığımda yapılan yanlışların pek çoğunun tashih değil kavram hatası olduğunu görüyorum. Daha da üzülüyorum.

26 Haziran, 2005 01:09  
Blogger Eylül Ataklı said...

Ben ufak tefek imla hatalarına pek takılmıyorum; mesela "herşey" ya da "her şey" gibi (doğrusu ikincisi); hatta kimi zaman dilbilgisi kurallarının bilinçli bir şekilde çarpıtılarak kullanılması da hoşuma gidiyor ama ayrı yazılması gereken bağlaçların bitişik yazılması, özel isimlere küçük harfle başlanması veya olmayan kelimelerin kullanılması ("stratejist" gibi) sinir bozucu olabiliyor.

Bir de olayın farklı bir yönü var; ben burada yazı yazarken yazdığım yazıyı 20 kere kontrol etmiyorum ya da yazım başkalarının kontrolünden geçmiyor. O nedenle kimi yanlışlar gözüme çarpmıyor ama şirket ilanları, sunumları, reklamları ve broşürleri vb. materyaller onlarca kişinin elinden geçiyor. O nedenle bu konularda hata yapılmasını kesinlikle anlayamıyorum.

Not: Mesela yorumlarda da çok değişik hatalar gözüme çarpmadı değil ; ) İnanıyorum bende de tonla hata vardır.

26 Haziran, 2005 22:29  
Blogger Önder Öncel said...

Bence ufak tefek imla hatalarına takılmamak biraz tehlikeli olabilir. Hatta belki de bu konuda küçük büyük ayrımı yapmadan bütün yazım yanlışlarına takılmak gerek. Yoksa "bir kere delmekle bi'şey olmaz" demiş olmaz mıyız biz de?Toplumlar dillerini öyle bir günde kaybetmezler ki! Böyle böyle o bilinci yitiriler.Bilinçli bir şekilde çarpıtmak ise sanırım daha büyük bir gaflet hatta cinayet olur ama burda Eylül'ün kastettiği sanırım dilin "canlı" olmasıyla, ilgili bi'şey. Yeni sözcükler türetilebilir,sözcüklerle oyun oynanabilir, dilin sınırları( var mıdır onu bilemedim belki imlanın sınırları demek lazım)zorlanabilir ama bunlar için iyice bir pişmek, ustalaşmak gerekmez mi? Biraz babayiğit olmak gerek yani.

Yani demem o ki: ufak tefek demeden yazım yanlışlarına takılmak gerek. Uykuların kaçması gerek. Yazdıklarımız şiir olsa anlarım. İstemeyen dizesine büyük harfle başlamayabilir ama bizim sözcüklerin ağırlığını tartabilmemiz gerek. Yazdığımız metnin içinde ahengi bozan sözcüğü hemen akort edebilmemiz gerek, ya da yerine daha hoş tınısı olan bir sözcüğü yerleştirebilmemiz gerek. Ya da o sözcüğü atabilmek gerek. Onun için diyorum takıntılı olmak gerek diye. Yoksa kimin hayatında ne değişecek "herşey" i ayrı yazmışsın, bitişik yazmışsın...En fazla bi'kaç kişinin uykusu kaçar:)

27 Haziran, 2005 14:56  
Blogger Önder Öncel said...

Konuyla ilgili şunu da yazmak istemiştim,unutmuşum.

Cumartesi akşamı, ismi lazım değil tv, ana haber bülteninden başlıklar:

*Yazın gelmesi ile birlikte Aquaparklar da dolup taşmaya başladı!

* Beachclub larda eğlence bitmiyor...

*Motocross yapan çocuklar, hem eğlendi hem yarıştı...

*Çeşme'de surf şampiyonası...

* Bodrum'da herkese, herkeseye göre tatil...

Başka da bi'şeyden bahsetmediler zaten. İçeriği tatil magazininden öteye geçmeyen bir anahaber bülteni içinde aquaparklar, beach clublar, surf şampiyonaları... Böyle örneklerle çok sık karşılaşıyoruz biliyorum. Ben de bir tanesini yazayım dedim. Bir önceki yorumda yazdıklarımı iyice bir desteklesin diye:) Böyle şeylerle o kadar sık karşılaşıyorum ki elimde olmadan takıyorum ben. E ben takmazsam, sen takmazsan...

27 Haziran, 2005 15:48  

Yorum Gönder

<< Home