Çarşamba, Haziran 08, 2005

Neden kimse yazmıyor?

Tamam! Herkesin işi gücü var, gün boyu yoğun bir şekilde çalışıyor. Konkurlar, kampanyalar, ilanlar...

Yine de bir iki satır yazmak zor olmasa gerek.

Geçen günlerde dost insan, yazar kişilik, ortakdefter üyesi bir arkadaşımla konuşuyorduk. Bana "ölü toprağı serpilmiş" dedi. Kendisine hak verdim.

Burada bu kadar insanız, daha fazla yazmalıyız, tartışmalıyız, konuşmalıyız diye düşünüyorum. Yazmayacaksak niye üye olduk ki! Adımız görünsün, şanımız yürüsün diye mi?

Şimdi bana " sen yaz da tartışalım" diyeceksiniz. Şimdiye kadar tartışma yaratacak veya üzerinde konuşulacak bir şey yazmadım belki, ama yine de yazıyorum.

Haydi, bileğinize kuvvet.

7 Comments:

Blogger Ferhat Tumer said...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

08 Haziran, 2005 20:43  
Blogger Ferhat Tumer said...

Belki kelimeler yetersiz kalıyor? Belki çıta yükseğe konuyor... Herkes için bir neden mutlaka var. Belki de bu sitenin kuruluş amacı bunun nedeni. Sadece bir düşünce... Belki yararı olur diye. Bir özeleştiri ama şahsıma değil. Ben dahil bütün ortak defter üyelerine. Belki Türk zihniyetine...

Acaba diyorum...
Bir fayda mı bekliyoruz yaptığımız her şeyden. Ya da fayda yanlış, çabuk bir geri dönüş? Tıkanıklık burada olabilir mi sizce?
Burada yazdıklarımın bana ne faydası olacak şeklinde. Bana ne sağlayacak bu yazdıklarım şeklinde bir beklenti duvarı mı var önümüzde?

Hayır bize çabuk ve direkt faydası olmayacak yazdıklarımızın. Bize ne şan şöhret, ne para pul olarak dönecek. Ne övgü dolu sözler, ne de başka şeyler egolarımız için. Bizler, yazarlar, gelecek, yani yazacak nesillerin isimsiz kahramanları olacağız. Bizi şahsen tanımayacak ama aydınlanacaklar okudukça... Onun için, sırf bu nedenle yazmalı belki de.
Onlar için önemli olabilir mi, ne dersiniz?

Sorguluyorum kendimi işte.

08 Haziran, 2005 20:46  
Blogger Haluk Mesci said...

Ölü toprağı serpilmiş gibi diye arkadaşımız herhalde kendi suskunluğunu da adlandırıyordu...

Arkadaşlar, kesin ve kökten bir çözümü var bu işin aslında :

Delete this blog düğmesi var, tüm blogu tarihe gömüyor. Bir süre daha bakarız, kimseler yazmıyorsa, Ortak Defteri kaldırır atarız.

Canınız sağolsun. Zorla güzellik olmaz.

08 Haziran, 2005 21:36  
Blogger Eylül Ataklı said...

Belki de kısa zamanda çok fazla şey beklememek gerekiyor. Çok kısa bir süre önce blog kurmuş biri olarak şunu söyleyebilirim ki eğer gerçekten yazdıklarınıza inanıyorsanız ve onların arkasında durabiliyorsanız mutlaka ama mutlaka birileri gelecektir. Belki iki kişi olacak belki 100 kişi olacak ama ulaştığınız kişilerin sayısının bir önemi var mı gerçekten?

Ya da şöyle de sorabiliriz; sadece kendimize yarar sağlamak için mi yazıyoruz yazıları... Ben öyle yapmıyorum; tanıdığım çoğu blog yazarı da öyle yapmıyor. Amaç sesimizi duyurmaya çalışmak; "biz de varız" demek.

"Kimse yazmıyorsa kaldırırız bu blog'u" demişsiniz Haluk Bey. Ama kimse yazmazsa yazmasın; siz burada olduğunuzu gösterdiniz ve internet var oldukça bunu göstermeye devam edeceksiniz. Gerisi çok mu önemli?

08 Haziran, 2005 23:03  
Blogger Haluk Mesci said...

İronik olan şu ki, yazarların ortak defteri olmaya soyunmuş bir blog'da, yazarlar yazmıyor ! Tek tek kişilerin günlüğü olarak çıkmış bir kavramı, çok kişili kullanmaya kalkışmanın getirdiği açmazdan fazlası var burada sanki :

Belki yazarların ortak bir deftere ihtiyacı yok gerçekte. Belki yazarlar yazmıyor aslında. Onlara bunları dayatmanın gereği yok belki. Belki en iyisi vazgeçmek bu sevdadan.

Şu 'çıtanın yüksek olması' meselesi kendi başına düşündürücü. Bir yazar için, reklam yazarı için, çıta zaten yüksek olmak durumunda değil mi ? Ha bire inen çıtalar mı günümüzün geçerli belirleyeni yoksa ? Başka türlü söylersek, çıtası yerlerde sürünen bir blog olsaydı Ortak Defter, herkes deliler gibi yazacak mıydı acaba ? Hem, her yaptığmız şeyden bir fayda beklemenin ne zararı olur, söz konusu ortak bir mesleki zeminse ? Paylaşmanın, yalnızlık giderici yanı bile yeterli bir yarar değil midir ?

Sorular, sorular, acabalar, belkiler, kim bilirler...

Reklam Türkçesinin kollama karakolu olma umudundaki bir yerde garip kaçmazsa, İngilizce bir şey eklemek istiyorum : Graham Nash, şu Crosby, Stills, Nash & Young'daki Nash yani, bir şarkısında, 'sit yourself down at the piano, just about in the middle, put all your fingers on the black notes, sing along, write a song, understand you can play' diyor... Sırf çalabildiğini veya yazabildiğini görmek bile mutlu edebilmeli insanı.

09 Haziran, 2005 01:10  
Blogger Eylül Ataklı said...

Bence sadece reklam yazarlarının değil herkesin ortak bir deftere ihtiyacı var paylaşmayı öğrenmek ve kendilerini ilerletmek için.

Çıta konusunda aklıma şöyle bir şey geldi... Alice Harikalar Diyarı'nda geçer olay. Alice Kraliçe'yle beraber ormanda koşmaktadır. Alice bir türlü ulaşmak istediği yere varmadıklarını görür. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun hep olduğu yerde kalmaktadır. Alice Kraliçe'ye kendi ülkelerinde bu kadar hızlı koşan herkesin bir yerden bir yere gittiğini söyler. Kraliçe'yse umursamaz bunu ve Alice'e, bu kadar hızlı koşarak kişinin ancak yerini koruyabileceğini, bir yerden bir yere gitmek istiyorsa bundan daha hızlı koşmak zorunda olduğunu söyler (Arman Kırım bunu bir kitabının açılış notu olarak kullanmıştı hatta).

Peki ben niye burası kapanmasın diye yazıyorum... Güzel soru... Çünkü reklam dünyası hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorum ve sizler bana bu fırsatı sundunuz. Sokakta yürürken bir reklam yazarına rastlayacak halim yok bildiğiniz gibi.

Ferhat Bey "Bizi şahsen tanımayacak ama aydınlanacaklar okudukça..." demiş. Evet, ben aydınlanmak istiyorum. Ne olacak şimdi?

09 Haziran, 2005 08:11  
Blogger Ferhat Tumer said...

takip et öyleyse... başlıyoruz...

09 Haziran, 2005 11:42  

Yorum Gönder

<< Home