Pazartesi, Haziran 13, 2005

80'lerde Türk Sinemasındaki Reklamcı Profili

Başlığın havalı duruşuna aldanıp, bunun Atilla Dorsayımsı bir sinema eleştirisi olduğunu düşünmesin kimse :)
Küçük bir soru sormak istedim büyüklerime, büyüklerimize...

Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam ve benzer film Zeki Metin'in Nereye Bakıyor Bu Adamlar filmleri (vb. diyerek uzatabileceğimiz bir liste var yanılmıyorsam), reklam dünyasını yerden yere vuruyor. Sakallı iş adamları, gözlerini para bürümüş hırs manyakları, ne olursa olsun halkı kandırma üzerine kurulu bir meslek..

Ama sonra başka bir dönem başlıyor. Reklam meslek olarak kabul görmüş, hatta filmin başrol oyuncusu bir reklam ajansında çalışıyor -Şener Şen'in Aşık Oldum filmi gibi- hayat standardı çok yüksek, bir gün otellerden birinin havuz kenarında içiyor, ertesi gün ata biniyor... Filmin hikayesi de ajansa fotoğraf çekimi için gelen bir fotomodele esas oğlanın aşık olması ama karısını aldatmayı becerememesi üzerine (çok uzattım soruya geliyorum)...

Hep merak edip durdum, bu değişim nasıl yaşandı? Sinema sektörünün kötü çocuklarıyken reklamcılar, nasıl oldu da kendilerini kabul ettirdiler?
Siz büyüklerimizin bu durumda rolü, bilgisi var mı? Yoksa bu kendiliğinden mi oldu?

8 Comments:

Blogger Ferhat Tumer said...

sevgili dostum...
80, 100, 200...
yılı, çağı, dönemi ne olursa olsun, iyi ve kötü kavramı, insanın nefes aldıgı her alanda yerini ayırmıs bir kere... Bir dönem ellerindeki gücü kötüye kullanan reklamcılar vardı ve bir anda iyiler geldi onları piyasadan sildi mi? Zor biraz... Bu düsüncede, yani "Nereye bakıyor bu adamlar?" zihniyetli insanlar mevcut hala çevremizde. Biraz daha yakısıklı ve güzeller sadece...

Yani iki ayrı profil görmüyoruz belki de bu iki kurguda, aynı yasamın iki farklı kesiti olabilir bunlar... Sener Sen daha sirin ve sempatik görünüyor olabilir.

Ayrıca İzlediğimiz her kurgunun yaşantımıza işik tutuyor oldugu düsüncesi?...
Dileyen herkes diledigi meslegi, diledigi gibi gösterebilir? Bugün biri kalkıp aynı konuyu islese, aynı formda gösterse reklamcı profilini, bu mevcut duruma ısık mı tutuyor olacak?

Sen ne diyorsun?

Ama senin sorunu anlayamamıs ya da yanlıs yorumlamıs da olabilirim, o ayrı.

14 Haziran, 2005 14:26  
Blogger Erçin Sadıkoğlu said...

Sevgili Ferhat,
Hamam filminden sonra ayaklanan tellaklar gibi bir hava estirmişim sanırım.

Soru ya da şöylesi daha doğru; merak, sinemaya iki farklı şekilde yansıyan bir görünüm var. İlki yani kötü ve çıkarcı olan zihniyet kayboluyor. Hatta kayboluveriyor..

Durduk yerde aklıma takılan bir durumdu sadece..
Ayrıca söylediklerine katılıyorum ama taa en başta dediğim gibi, tellaklık yapmak değildi derdim. Küçük bir merak beyaz perdede yaşanan değişim için :)

14 Haziran, 2005 18:19  
Blogger Ferhat Tumer said...

Ya simdi ben seni kirdim mi sevgili dost?
Aman boyle alinganliklar olmasin. Elbette merak ve elbette yorum uzerine bir hayat bizimkisi. Ben ne bicim bir merak bu diye sorgulamadim zaten senin sorunu... bir hava da estirmedin, telas yok. :-) ben sadece fikrimi soyledim. Cok derine inemedim, malum nefesim tecrube itibariyla nefesim yetmeyebilir. Elbette bu sorunun benim verdigimin disinda yanitlari, farkli degiskenleri olabilir ki oyleyse, anlatsin buyuklerimiz dikkatle dinleyelim.

15 Haziran, 2005 01:40  
Blogger Erçin Sadıkoğlu said...

Olur mu öyle şey Ferhat? Ne kırması?
Ne kırılması? Yanlış mı anladım acaba diye sordun diye, belki de ben yanlıs anlatmısımdır dedim ve bir defa daha anlattım sadece..

Kırılmak, alınmak, çok uzak şeyler onlar :)

15 Haziran, 2005 09:23  
Blogger Ferhat Tumer said...

Budur.

15 Haziran, 2005 13:59  
Blogger Eylül Ataklı said...

"Mustafa Hakkında Herşey" filmindeki reklamcıyı hatırladım bir an... Oradaki Mustafa isimli karakter de bir reklamcı; zeki, zengin, yakışlı aynı zamanda acımasız, çalışanlarına ters davranan, herkese üstten bakan... Aslında film adı üzerinde Mustafa hakkındaydı; fakirlikten çıkıp nasıl yükseldiği ve hayatındaki acı gerçeklerle yüzleşmesi hakkında. Peki Mustafa bir iş adamı olsa aynı etkiyi yaratır mıydı sanmıyorum çünkü günümüzdeki reklamcı profili Mustafa'nın profiliyle çok iyi uyuşuyor. Bence kötü ve çıkarcı zihniyet hala kendini koruyor.

15 Haziran, 2005 23:04  
Blogger Haluk Mesci said...

Erçin'in yazısı üzerine hemen ertesi gün bir yorum ekledim. Yani eklediğimi sandım. Yazdım dikkatlice. Ama nedense sayfaya aktarılamadı. Yazdıklarımı hatırlayıp tekrar etmeye çalışayım...

Sözü edilenlere eklenmesi gereken iki ilginç film daha var reklamcılarla, ajanslarla ilgili. Biri Başar Sabuncu'nun önce tiyatro eseri olarak yazdığı ve sahneye konan, daha sonra filmi de yapılan Talihli Amelesi. Bunda, ajans patronu olarak Eli Acıman bayağı karikatürize edilmiş ve reklamcılık aşağılanmış. İşin ilginç ve acıklı tarafı, Başar Sabuncu'nun, çok bilinmese de, Manajans'ta kısa bir süre yazar olarak çalışmış olması. Ne yaşamış, ne hissetmiş olsa da, Acıman'ı bu biçimde hicvetmesi garipsenmişti.

Diğer film ise, aslında bir tv filmi olan At Gözlüğü. Bunda da, o dönemde (yanılmıyorsam yine 80'ler veya '70lerin sonu) popüler olduğu üzere, vurun reklamcıya formülü kullanılıyor. Reklamcılar kötü. Acıklı olan, çekimlerde rahmetli Ege Ernart'ın o ara kurmuş olduğu Konsey isimle ajansın bürosunun kullanılması. Filmde, yanlış hatırlamıyorsam, bir dönemin ünlü ve başarılı reklam filmleri yönetmeni Tunca Yönder de rol almıştı.

Denebilir ki kurgusal eserler bunlar. Ve yaratıcısının dilediği gibi olurlar. Gocunulacak bir şey yoktur. Belki. Ama bir sektörün hem içinde hem karşısında olmak nasıl bir anlayış, onu anlamak güç.

Bu filmleri bulsak da seyretsek...

15 Haziran, 2005 23:27  
Blogger Erçin Sadıkoğlu said...

Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam isimli filmi bende var (VCD olarak), ama diğerlerini (Talihli Amele, Nereye Bakıyor Bu Adamlar, Çıplak Vatandaş...) özellikle de Şener Şen'in Aşık Oldum filmini çok aramama rağmen bulamadım.

Keşke bulsak da izlesek gerçekten.

16 Haziran, 2005 09:05  

Yorum Gönder

<< Home