Cuma, Haziran 30, 2006

Sürç_ü lisan ettiysem affola.



Geçen hafta içinde bir büyüğümüzle bir arada oturmuş sohbet ederken, üstadımız aniden hadi bakalım dilinizi burnunuzun ucuna değdirebilir misiniz dedi. Önce afalladık, niye, nasıl, anlamadım gibi tepkiler verdikten sonra denedik. Başarılı olanlar da oldu olamayanlar da. Pek çoğumuz neden böyle bir şey yapmaya çalışıyoruz sorusuna cevap ararken, üstadımız diline hakim olan onu kontrol edebilen pek çok şeyi kontrol edebilir cümlesiyle yanıtın anahtarını verdi.

Aslında üstadımız bize küçük bir oyunla önemli bir ayrıntıyı anlatmaya çalışıyordu. Dilimizi burnumuza değdirebilme kaygısı, bunu nasıl yapmamız gerektiği üzerine teorilerin kafamızda dolaşmasına neden oldu ve acaba nasıl oluru zorladık. Dilimizle daha önce böyle bir şey denememiş olma durumu bizi yavaşlattı. Aslında çok basit olan hareket daha önce yapmadığımız için bizi zorladı. İşte asıl cevap burada yatıyor. Yazı yazdığımız, söz söylediğimiz dilin sınırlarını zorlamış olmak, onu olabildiğine geniş görmek size genişlettiğiniz alan dahilinde bir hareket kabiliyeti sağlar. Yetkin ve kontrollü bir dilin işimizin en önemli gerekliliklerinden olduğunu hepimiz biliyoruz.

“Bir imge bizi tutsak almıştı. Ve dışına çıkamıyorduk, çünkü dilimizde yatıyordu ve dil onu acımasızca tekrar eder gibi görünüyordu.”

Wittgenstein

Ünlü dil profesörü ve filozof Wittgenstein böyle der. Evet her kelime bir şeye işaret eder. İmge kelimesi meta-phora’dan gelir. Yani bir şeye işaret eder, kafamızda görsel bir imge yaratır. Böylece kelimeler düşüncemizin sınırlarını belirler. Kullandığımız her kelime karşımızdakinin algısını çerçeve içerisine alır ve tanımladığınız şey kelimenin yarattığı imgesel alan içinde bir gerçeklik kazanır. Kelimenin kendine ait gerçekliği.

Diğer yandan dil yaşayan bir varlıktır. O da yaşadığına göre ölebilir. Yüzyıllardan bu yana dilin geçirdiği evrimi hepimiz biliyoruz. Türkçe gibi zengin bir dilin evrimini incelemek heyecan verici bir o kadar da üzücü. Çünkü artık gün içinde kullandığımız kelime sayısı hayli düşmüş durumda. Yaşayan bir varlık olan dil yaşanılan çağın toplumsal ve kültürel yapısına göre biçim değiştirir. Toplumun ekonomik, bilimsel ve kültürel anlamda gerçekleştirdiği her yenilik dilin gelişimine katkıda bulunur. Türkçe’nin problemi ise bilim ve sanat alanında üretimleri yeterli olmayan bir millet olmamız. Üretim gerçekleşse bile yükselen değerler farklı olduğundan sanat ve bilim alanında gerçekleştiren üretimler ve yaratılan değerler pasif hale geliyor. Kolay olanla yetiniyor, var olanı alıp yapıştırıyoruz. Eklektik bir bilgi yapısı kuruyoruz.

Konuyu daha fazla dağıtmayayım. Uzun lafın kısası “DİL YAŞAYAN BİR VARLIKTIR”. Onu ne kadar iyi tanırsanız onun aracılığıyla o kadar iyi iletişim kurarsınız. Ama onu beslemezseniz zamanla zayıflar ve hastalıklı hale gelir. O zaman ne yapıyoruz, çok okuyor., çok yazıyoruz ve dil dediğimiz o güzel ata hakkını veriyoruz.

Hasan Sancak Coca Cola'yla mahkemede!

Alaçamlı halk şairi, reklam yazarı, eğitimci, gazeteci Hasan Sancak'tan yeni bir haber var. Burada yazılan yorumlara yanıt içerdiği için yayınlamakta fayda görüyorum.

E-MAİL GÖNDEREN ARKADAŞLARIN DİKKATİNE!..
Başıma gelen olayları en ince ayrıntısına kadar yazdığım hâlde,
ne yazık ki kimse konunun özüne inememiş.Bir öğretmen dört tane büyük
şirketin RÜYA REKLAM SENARYOLARINI çaldığını söylüyor.Yazı yazan hiç bir
arkadaştan tık yok.Çalınanlar bir öğretmenin emeğidir. ALINTERİNİN ÜRÜNÜDÜR.
Sizin bunlara saygınız yok mu?
Ben sesimi duyurmak için çırpınıyorum.Siz konuyla alakası olmayan bir sürü
şeyler yazıyorsunuz.Şu anda İstanbul’da bu haberimi yapacak bir kaç tane
gazeteci ve televizyoncu hariç; hür, bağımsız, onurlu, yüreği yeten ne bir
gazeteei ne televizyoncu var!
Niçin bu konu üzerinde görüşlerinizi belirmiyorsunuz! Yazılarımı baştan
yeniden okumanızı ve ondan sonra bu konular hakkında görüşlerinizi
açıklamanızı rica ediyorum. Kendinize göre anlamak istediğiniz şekilde
yazılarınızı yazıyorsunuz. Bazılarınız da yaptığım şeylerin
yadırganacak,ayıp bir şeymiş gibi anlatıyorsunuz.Anlamak istediğiniz
kişinin üç şiir kitabı ile birlikte 40 tane şiir kitabı,notere onaylanmış 20
reklam senaryosu ile birlikte alternatif 400 tane reklam senaryosu
bulunmaktadır. Ben size göre reklam senaryolarımı ve şiirlerimi yazıp notere
onaylatmamam mı gerekir?
Tuzu kuru olanlar, sıkıntııyı çekenlerin ıstırabını göremezler ve
anlayamazlar. Noktalara, virgüllere takılanlar… Bu fikirler çok güzel
açıklayanlar…Ben onları çalacağım diyenler… Kendi depresyonlu durumunu
yazılarında gösterenler… Arkadaşlar evime hırsız girdi, diyorum.Hırsızın
farkında olmayanlar…Yazı yazanların içki, kumar … İçtiklerini ya da
oynadıklarını bilmiyorum.Sizin o masa başında harcadığınız zamanın küçük bir
bölümünü düşünerek, reklam senaryosu haline getirerek şiirlerimi
yazıyorum.Bazılarını da rüyamda görüyorum.Kendime geldiğim zaman bomba gibi
reklam senaryoları olduğunu fark ediyorum.Onları notere onaylatarak
İstanbul’daki yüzlerce yere mail yoluyla gönderiyorum.Bunların dersle ne
ilgisi var.Dersi anlatmadığın zaman okul idaresi var.Kendinizi niçin
müfettiş yerine koyuyorsunuz?
Eğer reklamdan anlıyorsanız reklamlarımı eleştiriniz. 4 tane firma
hakkında ileri sürdüğüm görüşlerinizi merak ediyorum!Yazılanların bazıları
seçmelerden saçmalara benziyor. “Hasan Sancak Hoca, sınıfındaki
öğrencilerin gördüğü en büyük kabus olabilir, o başka mesele.””Bu ilginç
kişilik iyi bir incelenmeyi hakediyor? Çocuklarını ona emanet edenlerle de
konuşmak lazım.”…
Sizle benim farkım şuradadır.Siz İstanbul ya da Ankara’dasınız.Ben ise
kimsenin aklına getiremediği ücra bir Karadeniz ilçesindeyim.En azından
yazdığınız yazılarda gerçek anlamda insansanız bir öğretmenin feryadını
duymanız gerekir. Goegle’den girerek Hasan Sancak veya NOTER ONAYLI RÜYA
yazın.73 milyonluk Türkiye’de ençok hangi Hasan Sancak’ın habeerleri
olduğuna bir bakınız.
Not;22 Eylül 2006 Cuma Günü Samsun 3 Asliye Mahkemesinde saat 9.30’daki
Coca Cola ile yapılacak mahkememize sizleri de bekliyorum.
Saygılarımla.


HASAN SANCAK
ALAÇAMLI HALK ŞAİRİ
REKLÂM YAZARI
(EĞİTİMCİ-GAZETECİ)
TEL: 0362–621 27 79
CEP: 0–505–395 81 68

E-MAİL hasansancak55@hotmail.com
hasansancak55@yahoo.com
hasan_sancak@mynet.com
Alaçam-SAMSUN

Salı, Haziran 27, 2006

küçük stajyer

Çift yönlü yorumlanabilecek bir durumdan bahsedeceğim. Çalıştığım ajansta şu anda 14 yaşında olan ve staj yapma talebiyle gelmiş, talebi kabul edilmiş bir çocuk var. Adını vermeme gerek yok. Ufaklığın staja gelme gerekçesi ise bu sene lisenin İngilizce hazırlık bölümünü bitirmiş olması ve bölüm seçebilmek için işi yerinde görmek istemesi. Bu olaya pek çok yönden bakabiliriz. Aferin çocuğa ne aşk varmış reklamcılığa karşı diyebiliriz. Ya da bak çocuk ne kadar bilinçli hareket ediyor keşke biz de zamanında bu kadar bilinçli davransaydık da diyebiliriz. Bunlar asıl olarak çocuğun karakterinde olumlu tanımlayabileceğimiz belli çizgilere işaret ediyor. Şimdi çocuğun girişimci ruhunu bir yana bırakalım. 14 taşında bir çocuğu yaz tatilini farklı şekillerde değerlendirmek gibi bir şansı varken staj yapma hevesini tetikleyen nedir?
Hep şunu soruyorum acaba reklamcılık dediğimiz kelimenin içi boşaltıldı mı? Son zamanlarda reklam yazarıyım demekten çekiniyorum. Bunun sebebi reklamcılıkla ilgili olumsuz düşünmem değil. İnsanların kendi içinde pek çok zorluk barındıran bu meslekle ilgili yorumları.

- İstanbul’da yenisiniz galiba?
- Evet, öyle.
- Öğrenci misiniz?
- Hayır reklam yazarıyım.
Bir kaç farklı ağızdan bir kaç farklı cümleyle tanımlayalım gelen cevapları.
- İyi kazanıyorsunuz o zaman.
- Sizin iş, güzel iş.
- Ooooo çok iyi.

- Aslında çocukları yönlendirmek lazım çok iyi iş reklamcılık.

- Bizim amcaoğlu da reklamcılık yapıyordu tabela dükkanı vardı.

Vesaire vesaire. Yukarıdaki cümlelere benzer cümleleri çoğaltabiliriz.

Reklamcılığın dışarıdan neonları yanan bir vitrin gibi algılandığı düşüncesindeyim. Vitrinin içi gerçekten boş mu dolu mu bunun cevabını zamanla öğreneceğim.

Şimdi düşünün 14 yaşında bir çocukken neler hayal ediyor, neler yapıyordunuz?
Ve 14 yaşında bir çocuğa bir reklam ajansının kapısına gelip ben ajansınızda stajyer olmak istiyorum dedirten gerekçeler neler olabilir?

Aynı sayfada ikinci yanlış...














Ana yüreği ulvi bir kavramdır. Oğluna torpil yapan ananınkine dense dense kürek denir. Bu da Hürriyet'in ana yüreiği anlayışı...

Hürriyetin yanlışı - 27 Haziran 2006


Altını okumadan söyleyeyim, 'O Kahraman Pilot, Kadınmış' başlığı büyük yanlış, ayıp, dikkatsizlik, ne derseniz siz seçin işte.

Kahramanlık diye nitelenen bir durumun altında, beklenmediği halde bir kadının çıkması (!) Hürriyet'i çok şaşırtmış belli ki !

Kime yazıp işaret etmeli ? Okur temsilcisine mi, genel yönetmene mi ?

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Yanıltıcı reklam

Haluk Abi konuyu açtı, ben kaşıyayım. Hem bir reklamcı hem de araştırmacı-soruşturmacı bir tüketici olarak Türkiye’de özellikle gıda ve kozmetik alanlarında tüketiciyi yanıltıcıyı reklamlar yapıldığını düşünüyorum. Tabii bu anlamda reklamcıları suçlamıyorum, denetleme kuruluşları da şikayetler doğrultusunda gerekeni yapıyor. Ama yapılamayan durumlar da var. Bunun temel sebebi bilgisizlik de olabilir, mevzuatta eksiklik de olabilir, bilemiyorum, konuya derinlemesine hakim değilim. Ama şunları sorabilirim: Mesela rafine edilmiş herhangi bir ürüne “doğal” denebilir mi? Türkiye’de deniyor. Yine raf ömrü uzun olsun diye içine kimyasal madde eklenmiş ürünlere %100 doğal damgası basılabilir mi? Türkiye’de basılıyor. Hatta çoğu üniversite, dernek gibi kuruluşlar da bu aldatmacaya “öneren veya test edip onaylayan” olarak ortak oluyor. Kozmetik reklamları da aynı kategoride.
Bununla birlikte bizim yasalarımızda da belirtilen ve yine de dikkate alınmayan hususlar var. İşte bir yönetmelik:

GIDALARIN ÜRETİMİ TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR YÖNETMELİK
Madde 15
d) Özel beslenme amaçlı gıdalar dahil herhangi bir gıda maddesinin hastalıkları önleme, iyileştirme ve tedavi özellikleri olduğunu bildirmek veya bu özellikleri ima etmek yasaktır.
f) Gıdaya ilişkin reklamlar araştırma sonuçlarını veya teknik ve bilimsel yayınlardan yapılan alıntıları çarpıtmamalıdır. İstatistikler gerçekte olduklarından daha fazla geçerlilik taşıyormuş gibi sunulmamalıdır. Bilimsel terimler yanıltıcı biçimde kullanılmamalıdır. Reklamlarda iddiaları, gerçekte sahip olmadıkları bir bilimsel temele sahipmiş gibi göstermek üzere bilimsel terminoloji ve yersiz bilimsel ifadeler kullanılmamalıdır.
p) Yanıltıcı reklam teşkil eden bazı haller şunlardır:
1) Abartma,
2) Mukayeseli reklamlarda, mukayesesi yapılan malın kime ait olduğunun belirtilmediği haller veya mukayesesi yapılan malın kime ait olduğunun belirtildiği ve en iyi kaydıyla yapılan reklamlar,
3) Hatalı bilimsel araştırma sonuçlarına ve tanık beyanlarına dayandırılan reklamlar,
4) Reklamlarda fiyatların kullanılması durumunda özel indirim iddiaları, hediyeli satışlar, toptan satış fiyatına satışlar, tahliye dolayısıyla satış iddiaları,
5) Gıdanın belli bir ödül kazandığını belirten reklamlar,
6) Reklamlarda yanlış unvan veya mesleki adların kullanılması,
r) Yukarıdaki (p) bendinde belirtilen hususlarla birlikte reklamın yanıltıcı olmaması için ayrıca gıda reklamında;
1) İfadenin vaadi desteklemesi,
2) İfade ile gösteri arasındaki ilişkinin birbirini desteklemesi,
3) Önemli noktaların açıklanması,
4) İfadenin birden fazla anlamının olmaması,
5) Belirsiz ifadeler kullanılmaması

…. yönetmelik gayet açık aslında. Ama bizde şikayetler bunlardan çok cinselliğe ya da fiyatla ilgili konulara endekslenmiş durumda. Aşağıda bazı link’ler var. Merak edenler inceleyebilir.
Şikayetler:
http://www.rtuk.org.tr/ReklamSikayet04.HTM
Yanıltıcı reklam cezaları:
http://www.gidasanayii.com/modules.php?name=News&file=article&sid=6379

İz Air ve güzellik platformu

İz Air'in Pazar günü çıkan reklamında platform 'güzel' ve 'güzellik'. İyi, güzel. Ama aklıma takılan bir şey var : Görseldeki hostesler de 'güzel' olsun diye, sanırım fotomodeller kullanılmış.

Gerçek hostesler böyle değilse, Reklam Kuruluna başvurup 'tüketiciyi yanıltıyorlar' desem ne olacak ?

Galiba 'reklamda yanıltıcılık' kavramını yeniden tanımlamak ve yorumlamak gerekiyor.

Pazar, Haziran 25, 2006

Bilgi Paylaşımı


Aklınıza bir konu takıldı diyelim. "Bu konu Ortak Defter'de geçmişti" de dediniz. Ama ilgili post'ların ne zaman yapıldığını hatırlamıyorsunuz. Mesela "tüm-bütün" tartışması hangi ay yapılmıştı, "reklam fıkraları" bahsi geçmişti bir kere, "Rosser Reeves'in bir yazısı vardı Ortak Defter'de.." gibi.

Ortak Defter blogu içinde arama yapmak için en üstteki Blogger bar'ındaki boşluğa aradığınız kelimeyi yazdığınız zaman sonuçlar karşınıza çıkıyor. "Diğer bloglar o bar'ı kaldırıyor oradan, Ortak Defter'deki niye duruyor" sorusunun da cevabı bu oluyor herhalde : )

Ben geçenlerde öğrendim onun fonksiyonunu. Eh, ortaklarla da paylaşayım dedim.
Ben de "reklam yılıyla kaç yaşında olduğumu" hesaplamaya gideyim. Ama önce post'u bulayım.

Perşembe, Haziran 22, 2006

Bu kredi kartı kitap için, diğeri televizyon için...

Orjinal adı La Linea olan 90’lı yılların Bay huysuz Vestel’inden bu yana Vestel reklamları çok değişti. Küçüklüğümde hep kaliteli bir ecnebi markası diye düşündüğüm Vestel zaman içinde Çelik’le gençleşen Arçelik’e karşısında, Ata Demirer’le tam bir Türk olarak zihnimizde yerini aldı.
Çocukluğumun Vestel’e saygı ve sempati duymama neden olan Abaragandi’li reklamlarını çok severdim. O huysuz çizgi adam söylenir durur sonra Vestel ürünlerinden birinin üstün performansıyla susardı. Çocukluğuma dair hatırladığım en güzel, akılda kalan ve marka sadakatine güdüleyen reklamlarındandır. Şimdi Vestel’in çizgisel reklamlarını Akbank’ta görüyorum ve çok başarılı buluyorum. İnsanlarla kurguladığı son reklam filminden önceki reklam filmlerinde de logosunun kırmızı bantını kullanan Akbank bütün bankalardan farklılaşmayı başardı. Bana göre Akbank’ın yalın anlatımı insanda güven yaratıyor. Hazır Akbank’tan söz etmişken küçük bir bankalar analizi yapalım.)

Hsbc’ye ait olan Advantage reklamları bende hep bu kartın sadece alışveriş için olduğu hissini uyandırıyor. Diyeceksiniz be şaşkın zaten o kart alışveriş için. Öyle tabii, ama ben Advantage’la sadece tekstil ürünleri alınırmış hissine kapılıyorum.
Bonus ve Worldcard’ta ise durum farklı. Derdini renkli animasyonlarla şenlik havasında anlattığından bu kartlarla gezmeye, tozmaya, eğlenmeye gidilir, kitap alınır, sinemaya gidilir, uzun lafın kısası bu kartlarla her türlü sosyal faaliyet gerçekleştirilir diye düşüyorum. Axess’te ise daha çok ev eşyası alırım, televizyon, dvd player, çamaşır makinası vs. alırım hissine kapılıyorum. Kredi kartlarını bir bırakıp bankalara dönecek olursak.

Garanti benim için Cumhuriyet’in aydın insanı, Yapıkredi işini bilen dahi çocuk,
Akbank ise odak noktası kazançtan ziyade kültürel değerler olan sanatçı ruhlu bankadır.
Yine kaptırdım kendimi.)

Bu kadar laf kalabalığından sonra Vestel’in ünlü Abaragandisi’ni özleyenler için aşağıdaki linkte bir kaç bölüm var.

http://www.tv5.org/TV5Site/la_linea/index.php?numero=7

Çarşamba, Haziran 21, 2006

kısa... kısa...

Cannes’da altı işle finaldeyiz!

Media Lions dalında "Radikal Gazetesi" işiyle Mindshare shortlist’te yer alırken Basın ve Açıkhava dallarında DDB&Co finale kaldı. DDB&Co,; "Cafe Del Mondo" için hazırladığı basın dalında 3, Açıkhava dalında 2 işiyle shortlist’te yer aldı.

Kaynak :Marketing Türkiye


Hakaret?

Türkiye’nin tanıtımı için hazırlanan reklam filmi “I dream of Turkey” Rusya’da tepki gördü. Türkiye’nin tarihi dokusunu tanıtmayı amaçlayan filmde semazenlerin İsa mozaikleri üzerinde semah yapması kentte yaşayan Ermeniler tarafından Hristiyanlığa hakaret olarak yorumlandı.

Kaynak: Milliyet

Satıyoruuum sattım!

Rock efsanelerine ait eşyaların açık artırmayla satışa çıkarıldığı bir site.

http://www.itsonlyrocknroll.com/catalog/auction.php

Salı, Haziran 20, 2006

Sütaş Yoğurtsever

Vaaay ! Molson Canadian birasının 2000'de ses getiren "I am Canadian' filmi, olmuş sana 'yoğurtsever' filmi !

I am Canadian filmini görmek-indirmek isterseniz, adres şöyle :

http://home7.swipnet.se/~w-72891/CanadianClub/CCsales/ad.html

RİCA!

Sevgili Ortak Defter sakinleri,

lütfen Kristal Elma Memnuniyet Araştırması'na destek verin!
Şu ana kadar 40 küsür geri dönüş aldım fakat, bu sayı yeterli değil.
Geri dönüşler heyecan verici ve yol gösterici.
Geri dönüşlerin içinde, reklamverenler dahi var!

Amaç Kristal Elma'nın bir adım daha ileri gidebilmesine zemin hazırlamak.
Kristal Elma'nın doğrularını, yanlışlarını en doğru kaynaktan, birinci ağızdan,
yani sizlerden öğrenmek.

Ve tüm bunları, RD Yönetim Kurulu ile paylaşmak. Tabii ki bu doğrultuda, gerekiyorsa taleplerde bulunmak.

Kristal Elma ile ilgli sevinçlerinizi, üzüntülerinizi, sitemlerinizi, alkışlarınızı bu araştırma aracılığıyla, en doğru adresle paylaşabilirsiniz.

Araştırmanın soruları, Kristal Elma Memnuniyet Araştırması konu başlığıyla, hemen birkaç konu aşağıda! Dileyene, mail yoluyla soruları da atabilirim.

Desteğinizi bekliyorum.

Sevgiler

Kağan İşmen

Hürriyet'ten bir Türkçe tablosu













20 Haziran 2006 Salı

Google Türkiye'de ofis açtı.

Google, Türk kullanıcılar ve reklam verenlerin, yerel ürün ve hizmetlere ulaşmalarını sağlamak için Türkiye'de ofis açtı. Google Türkiye ofisinin açılışı nedeniyle düzenlenen basın toplantısında konuşan Google'ın Gelişmekte Olan Pazarlardan Sorumlu Direktörü Dennis Woodside, Google'ın Kaliforniya'da bir garajda başladığını anımsatarak, bugün dünyanın pek çok yerinden erişilebildiğini anlattı. Google'ın dünyanın bütün bilgilerini organize etmeye çalıştığını ifade eden Woodside, içerikle ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Google için bundan sonra mobil telefonların da önemli olduğuna dikkati çeken Woodside, mobil telefonların artık internet bilgisi için erişim noktası olacağını söyledi. Google'ın amacının her geçen gün yenilikçi yollar bulmak olduğunu ifade eden Woodside, Google'ın bugün 171 dilde arama motoru bulunduğunu, aynı zamanda video, gmail, googleearth gibi pek çok hizmeti de kullanıcılara sunduğunu kaydetti. Türkiye'nin, 3 yılda penetrasyonu en hızlı yükselen pazarlardan biri olduğuna işaret eden Woodside, şunları söyledi: “Türkiye'de canlı bir e-ticaret ve bankacılık var. Türk kullanıcıları teknik olarak internet konusunda iştahlı. Google'ın Türkiye'deki yatırımı, çoğu iyi eğitimli ve teknik kavrayışa sahip Türk internet kullanıcılarına önemli ölçüde yarar sağlayacaktır. Türkiye bizim ilgilendiğimiz öncelikle girilmesi gereken ülkeler listesindeydi.” -TÜRKİYE'DE İNTERNET KULLANICI SAYISI 16,5 MİLYON- Google Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgeleri Pazarlama Direktörü Yonca Brunini ise, Google.com.tr ile ilgili verileri açıkladı. Türkiye'nin internet kullanıcı sayısının 2001 yılından bu yana katlanarak büyüdüğüne işaret eden Brunini, bugün bu rakamın 16,5 milyona ulaştığını bildirdi. Türk internet kullanıcılarının yüzde 91'inin geniş bant bağlantı kullandığını belirten Brunini, insanların internette daha fazla vakit geçirdiğini ve bu bağlamda internetten alışveriş yapma eğilimlerinin arttığını anlattı. Türk internet kullanıcıları arasında internette ürün ve hizmet aramanın yüzde 65'lik bir oranla yüzde 63'lük orana sahip e-posta kullanımının önüne geçtiğini kaydeden Brunini, daha sonra chat, günlük haber okuma ve müzik gibi kullanım alanlarının geldiğini söyledi. Google'ın geçen ay içinde Türk internet kullanıcılarının yüzde 93'ü tarafından ziyaret edildiğini belirten Brunini, Türk internet kullanıcılarının yüzde 86'sının online arama ve satın alma konusunda öncelikli tercihinin Google olduğunu bildirdi. -

“DEĞER YARATAN REKLAMCILIĞA İNANIYORUZ”- Google Türkiye Ülke Müdürü Erem Karabey de, internet kullanıcısının, zamanının yüzde 22'sini internette harcarken, internet reklamcılığına yapılan yatırımın son tüketicinin yoğun ilgisine oranla son derece az olduğuna dikkat çekti. Google'ın reklam çalışmaları ve Google Adwords hakkında bilgi veren Karabey, şunları söyledi: “Değer yaratan reklamcılığa inanıyoruz. Gerçek zamanlı raporlama ve analiz sunuyoruz. Biz Türk kullanıcılarının hem internet deneyimini geliştirmeyi hem de satın alma öncesi araştırma ve online işlemler yaptığından e-ticareti büyütmeyi istiyoruz. İnsanlar aradıkları şey hakkında doğrudan ilintili bilgiler istiyor. Bu reklamcılık dünyası için önemli bir fırsat. İşte bu sayede İstanbul'daki yerel ofisimizle yerel müşterilere servis ve destek sağlayabileceğiz. Ekibimiz, yatırımın geri dönüşü ve reklam programları ile büyük yarar sağlayabilir ve bu bağlamda Türk reklam verenleri eğitebilir.” Karabey, bir soru üzerine, Google'ın bazı hizmetlerini Türkçe sunmak için çalışmalarının bulunduğunu da belirtti. -

GOOGLE HAKKINDA- Küresel bazda aylık 450 milyon ziyaretçisiyle dünyadaki en büyük arama motoru özelliğine sahip olan Google, 7 binden fazla çalışana sahip. Şirketin 31 Mart 2006'da açıklanan çeyrek bitimindeki geliri ise 2.25 milyar dolar olarak gerçekleşti. Google Türkiye'de arama, grafikler, dizin, grup, toolbar ve adwords gibi hizmetlerini Türkçe olarak sunuyor.

havayı koklayan adamlar klavye başına

Derin demografi seminerlerinde beş ana tüketici segmenti tanımlanmış.

Markacılar
Fiyatçılar
Promosyoncular
Prestijciler
Yenilikçiler

Yukarıda tanımlanmış bilgilere benzer pek çok bilgiyi yazılı kaynaklardan okuyor fakat zaman gibi problemler yüzünden deneyimleyerek öğrenme şansını yakalamakta zorlanıyoruz.


Merak ettiğim yukarıdaki bilgilerden farklı olarak sizin gün içinde keşfettiğiniz, tanımladığınız farklı tüketici profilleri, ya da tüketici eğilimleri var mı?

Hatta alanı genişletip iki soru daha ekleyebilirim.

Siz nasıl bir tüketicisiniz? ( bir reklam yazarının profili)
Ya da nasıl bit hedef kitleniz olsun isterdiniz? ( hayalinizdeki hedef kitle)

18. Kristal Elma

Reklamcılar Derneğinden gelen bir duyuruya göre, 18. Kristal Elma töreninde kullanılan jenerik filmi şu adresten indirilebiliyor :

http://www.kristalelma.com/jenerik.html

Kuştepe'den manzaralar



Bazen "reklam yazarlığı benim neyime?" diye düşünüyorum. Üzülerek söylüyorum, benim işlerim bu kadar ilgi görmüyor, kimse de göndermiyor arkadaşlarına. Bırakayım bu işi, Bodrum'a yerleşip bar işleteyim diyorum. Biraz da aklımı kullanabilirsem barın kapısına "hemi ucuz bira hemi leziz kuruyemiş & damsızda girilir oh yeah!" yazarım, herkes yazının fotoğrafını çekip reklamımı yapar, paraya para demem. Dilbilgisi falan... Bunlar boş işler.

Pazartesi, Haziran 19, 2006

Hasan Sancak [rüyada reklam gören öğretmen] dostumuzdan haber var !

Saygıdeğer Yetkili,

Göndermiş olduğum yazılarımı noktasına ve virgülüne dokunmadan aynen okuyuculara duyurduğunuz için en derin saygı ve sevgilerimi sunarım. Bu ve önceki göndermiş olduğum yazılarımı okuyan arkadaşlarımız, reklâm yazarlarımız konu ile ilgili olarak görüşlerini

hasansancak55@hotmail.com ’a bildirsinler. Telefonlarla ulaşmak isteyenler telefon ile de ulaşabilirler.

HASAN SANCAK ALAÇAMLI HALK ŞAİRİ REKLÂM YAZARI
(EĞİTİMCİ-GAZETECİ) TEL: 0362–621 27 79 CEP: 0–505–395 81 68

Ulusal medyaya göndermiş olduğum bu haberimi size de gönderiyorum. Emeğe saygı isteyen bir öğretmen destek ve ilgi bekliyor. Yakında açacağım sitemi size de göndereceğim. Saygılarımla.

[Hasan bey "BLENDAX DA KÂBUS YATAK REKLAM SENARYOMU ÇALDI !.." başlıklı bir noter yazısı göndermiş. Ama her zaman olduğu gibi uzun ve noterce. Kusura bakmasın, bu kez koyamıyorum yazıyı.]

Perşembe, Haziran 15, 2006

KRİSTAL ELMA MEMNUNİYET ARAŞTIRMASI.

Kristal Elma Organizasyonu'nu ileriye taşıma ve
Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu'na rapor etme
amacıyla, kişisel olarak başlattığım girişimi,
daha bilimsel bir düzleme taşıma kararı aldım.

Bugüne kadar bana ulaşan bilgilerden, bilimsel değeri
olan bir rapor hazırlamam ne yazık ki pek mümkün
görünmüyor.

Bu araştırmanın daha ciddi ve daha faydalı olabilmesi,
Kristal Elma adına, elde bilimsel bir veri olması
adına, durumu son derece önemsiyorum.

Bu araştırmaya vereceginiz katkıyla, Kristal Elma
Organizasyonu'nun çok daha güzel günler göreceğini umut ediyorum.

Ödül alan, almayan, tüm meslektaşlarımı, bu
araştırmaya katılmaya davet ediyorum.

Katkılarınız için, şimdiden teşekkür ediyorum.

Cevaplarınızı, lütfen k.ismen@farkyeri.com adresine
iletiniz.

Saygılarımla

Kağan İşmen

Not: Bana daha önce görüş bildiren tüm
meslektaşlarımdan ricam,
bu araştırma sorularını da yanıtlamaları. Araştırma
sonundaki görüşler bölümüne, daha önce göndermiş
olduğunuz görüşleri aynen ekleyebilirsiniz.


-------


Kristal Elma Organizasyonu Memnuniyet Araştırması


Bu araştırma, Kristal Elma Organizasyonu’nu daha ileriye taşıma ve RD Yönetim Kurulu’na rapor edilme amacıyla, bir grup akademisyenin değerli katkılarıyla, Kağan İşmen tarafından hazırlanmıştır. Araştırmanın RD Yönetim Kurulu ile bir ilgisi yoktur.

Aşağıdaki bilgileri eksiksiz olarak doldurmanız, araştırmanın işlevseliği adına çok önemlidir.

Adınız - Soyadınız:
Çalıştığınız Ajans/Şirket – Göreviniz:
Sektör tecrübeniz:


1- Kristal Elma Organizasyonu hakkında görüşleriniz nelerdir?
(Birden fazla şıkkı işaretleyebilirsiniz)

a- Reklamcılar Derneği’ne katkı sağlaması adına çok önemli,
katılmak, desteklemek sektörel bir sorumluluk
b- Alacağımız/alacağım ödüller ajansıma/kariyerime katkı sağlıyor, yeni müşteri/iş imkanları sağlıyor
c- Senede bir gün düzenlenen, keyifli, eğlenceli bir gece
d- Sektörümüzü temsil eden bir organizasyon
e- Her geçen sene değerini ve önemini kaybediyor
f- Tabir yerindeyse -körler, sağırlar, birbirini ağırlar-
g- Diğer (Lütfen açıklayınız:... )

2- Kristal Elma Organizasyonu’na nasıl katılıyorsunuz?

a- Ajansım/şirketim biletimi alıyor
b- Kendi biletimi kendim alıyorum
c- Diğer (Lütfen açıklayınız:... )

3- 18. Kristal Elma Töreni’ne katıldınız mı?

a- Evet
b- Hayır

3. soruya yanıtınız Evet ise, 4. sorudan devam edebilirsiniz.
Yanıtınız Hayır ise, lütfen 9. soruya atlayın.

4- 18. Kristal Elma Organizasyonu’nun mekan seçimini nasıl buldunuz?

a- Dört dörtlük
b- Tatminkar
c- İdare eder
d- Yetersiz
e- Çok yetersiz

5- 18. Kristal Elma Organizasyonu’ndaki ikramı nasıl buldunuz?

a- Dört dörtlük
b- Tatminkar
c- İdare eder
d- Yetersiz
e- Çok yetersiz

6- 18. Kristal Elma Organizasyonu’nundaki servisi nasıl buldunuz?

a- Dört dörtlük
b- Tatminkar
c- İdare eder
d- Yetersiz
e- Çok yetersiz

7- 18. Kristal Elma Organizasyonu’ndaki ödül törenini nasıl buldunuz?

a- Dört dörtlük
b- Başarılı
c- Kısmen başarılı
d- Başarısız (Açıklayınız: ... )
e- Çok başarısız (Açıklayınız: ... )

8- 18. Kristal Elma Organizasyonu’nu genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

a- Dört dörtlük
b- Başarılı
c- Kısmen başarılı
d- Başarısız (Açıklayınız: ... )
e- Çok başarısız (Açıklayınız: ... )

9- Kristal Elma Jürisi’nin oluşturulma yöntemini biliyor musunuz?

a- Evet
b- Hayır

9. soruya yanıtınız Evet ise, 10. sorudan devam edebilirsiniz.
Yanıtınız Hayır ise, lütfen 11. soruya atlayın.

10- Kristal Elma Jürisi’nin oluşturulma yöntemine katılıyor musunuz?

a- Kesinlikle katılıyorum
b- Katılıyorum
c- Kısmen katılıyorum
d- Katılmıyorum
e- Kesinlikle katılmıyorum

11- Kristal Elma Jürisi’nin oluşturulma yönteminin duyurulması gerekliliğine ve bu jüri seçiminin şeffaf olması gerekliliğine katılıyor musunuz?

a- Evet
b- Hayır

12- 18. Kristal Elma Jüri’sinin kararlarına katılıyor musunuz?

a- % 100 katılıyorum
b- % 80 katılıyorum (Açıklayınız: ... )
c- % 60 katılıyorum (Açıklayınız: ... )
d- % 40 katılıyorum (Açıklayınız: ... )
e- % 20 katılıyorum (Açıklayınız: ... )


13- Kristal Elma Jürisi’nin birbirini etkilediğine, isteyerek/istemeyerek, bilerek/bilmeyerek ayrımcılık yaptığı fikrine katılıyor musunuz?

a- Kesinlikle katılmıyorum
b- Katılmıyorum
c- Kısmen katılıyorum
d- Katılıyorum
e- Kesinlikle katılıyorum

14- Kristal Elma Yarışması sizce...

a- Mutlaka olmalı
b- Olsa da olur, olmasa da olur
c- Kesinlikle olmamalı (Açıklayınız: ... )


Eklemek istediğiniz görüş ve önerileriniz:



Katkınız için teşekkür ederim.

Kağan İşmen
Farkyeri Yönetim Kurulu Başkanı / Yaratıcı Yönetmen
Bilgi Ünv. Reklamcılık Bölümü Öğretim Görevlisi
Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Çarşamba, Haziran 14, 2006

Geçmiş zaman olur ki...











Ustalardan da bekleriz

Hayat kaybolmuş gibi
Bir köşede kalmış, aranan ama bulunamayan
Bulunduğunda artık işe yaramayacak olan
Görünmeyen, ulu ortada...

Hayat, ağlamak gibi
İçten gelerek koyverdiğinde
İnsanı haksızca küçük düşüren

Hayat, aşık olmaya yüz tutmak gibi
Sevdin mi, sevecek misin, sevmeli misin
Her şeyi sorgulayıp durduğun bir dönem karmaşası

Bir ara anladım ki, hayat ben gibi
O ben gibi de...
Ben, ben gibi değilim.
İsmim Hatice değil gibi


Yaşadığım, hayat gibi ama
Hayat da ölüm gibi
Hem sonsuz hem de sonlarla dolu!

Şimdi sokak sokak ben olmayacak beni arıyorum,
Bu hayatın hayat gibi olması için...
Girdiğim sokaklarda kayboluyorum,
Birilerinin beni bulması için...
Aşka gülüp geçiyorum,
Ben ona güldükçe onun bana kafa tutması için..
Gün geçtikçe ölüyorum,
Yaşamak bu olduğu için!

Reklamcıyım dediğimde

Sizin de başınıza geliyor mu bilmiyorum ama bana ne işle uğraştığımı soranlardan enteresan tepkiler alabiliyorum.

- Reklamcıyım
- Niye?


- Reklamcıyım
- Merak etmeyin. Evlendiğinizde kocanız sizi bu hayattan çekip alacaktır.


- Reklamcıyım
- He mi?
- Evet
- Ben de yaptıydım.
- ?!?
- Bizim biraderin matbaası vardı. Orada koca koca reklamları bile yapardık.


- Reklam Yazarıyım
- Ne yazıyorsunuz?
- Reklama dair gereken metinleri
(Anlamaz anlamaz baktı.)
Televizyonda izlediğiniz reklam filmlerinin senaryolarını, radyoda dinlediğiniz spotları...
- ????
- Açıkhavada gördüğünüz ilan ve afişleri...
- Ya!
- Peki siz ne iş yapıyordunuz?
- Ben halkla ilişkilerciyim!
- Nasıl yani?


- Reklam Yazarıyım
- Ne güzel!! Hangi reklamda oynadınız?
- Biz reklamlarda oynamıyoruz, reklamları oluşturuyoruz.
- Ben de hep bir reklamda oynamak istemişimdir. Benim oğlan da çok yeteneklidir!


- Reklam yazarıyım
- O da iş mi canım. Benim de yazdığım bir sürü senaryo var. Televizyonda dönenlerden daha güzeller hem de! Çok kolay, kebap bir iş!


- Reklam Yazarıyım
- Hadi canım. Hiç belli olmuyor!

Pazartesi, Haziran 12, 2006

Siz de reklam yazarı olacaksınız... Gözünüz kampanya görsün !



12 Haziran 2006 Akşam gazetesi, seri ilanlar, sayfa 22

Pazar, Haziran 11, 2006

Yorumsuz !

Bana gelen bir e-postayı aynen buraya alıyorum :

--------

Not: Bu yazım emeğe saygı isteyen bir öğretmene destek vermeniz için gönderilmiştir. Dikkate alanlar bana mail ve telefon yoluyla ulaşabilirler.

Alaçamlı Halk Şairi-Reklam Yazarı Eğitimci Gazeteci Hasan Sancak’tan Şok İddia !..
MAVİ JEANS COCA COLA TURKCELL VE BLENDAX RÜYALARIMI ÇALDI.

Adım Soyadım Hasan Sancak’tır. 50 yaşındayım. Samsun’un Alaçam ilçesi, Cumhuriyet İlköğretim Okulunda görev yapan, 25 senedir bu meslekte bulunan bir öğretmenim. 22 senelik evliyim. Nagehan isminde bir kızım, 21 Alp Cihan 18 ve Boğaç Han 16 isminde de iki tane erkek çocuk sahibiyim. O’ dur, Onlar Analarımız, Benim Annem Melekti isimli üç tane şiir kitabım vardır. Bu kitaplarımla birlikte basıma hazır 40 tane şiir kitabım okuyucularla buluşmayı bekliyor.

1 Aralık 2000’de gördüğü rüyayı Notere onaylatan dünyadaki ilk kişiyim. Şimdiye kadar şiir kitaplarım, NOTER ONAYLI RÜYALARIM, Notere onaylattığım “Televizyonlar İçin 300’e yakın ilginç yarışma ve reklam senaryoları ile kamuoyunun gündemine geldim. Notere onaylattığım 20 tane reklam senaryom ile birlikte yazmış olduğum 400 tane
alternatif reklam senaryom bulunmaktadır. Bu reklam senaryolarımın 40 tanesi rüyadır. Notere onaylanan 8 tane rüya reklamım vardır. Bu rüya reklam senaryolarımdan 3 tanesi aşağıda ismi geçen dört tane büyük şirket tarafından, benden izin alınmadan ulusal televizyonların reklam kuşaklarında gösterilmiştir. Bunları RÜYALARIMI GERİ VERİN kitabında okuyucularla buluşturacağım.

Yazdığım ve Notere onaylattığım ilginç bir rüya reklamım benden izin alınmadan Haziran-Temmuz 2004’te bir kot firması (MAVİ JEANS) Nisan 2005’te de dünyada sadece kendime ait olan NOTER ONAYLI RÜYA’ M Coca Cola, Ocak 2006 yılının ilk haftasından itibaren de bir Cep Operatörü (TURKCELL) esinlenerek oynatmışlardır. BLENDAX’IN ALOE VERA ÖZLÜ NEMLENDİRİCİ ŞAMPUANI 15.02.2006 tarihinden itibaren de başka bir NOTER ONAYLI KÂBUS YATAK REKLAM SENARYOMDAN esinlenerek reklam senaryomu oynatmıştır. Kot, İçecek, Cep Operatörü VE ŞAMPUAN FİRMASINI rüya reklam senaryolarımı BENDEN İZİNSİZ kullandıkları için protesto ediyorum. Bu
dünyada ve öbür dünyada peşlerini bırakmam mümkün değildir. Hakkımı sonuna kadar savunacağım. Benim haklı olduğumu bütün Türkiye’ye ve dünyaya ispat edeceğim. Paranın ve gücün yetmeyeceğini, onurlu insanların karşısında
parayla susturmanın bir işe yaramayacağını herkese göstereceğim. Çok değişik eylemler ile sesimi bütün kamuoyuna duyuracağım. Ülkemizde onurlu televizyoncular ve gazeteciler de bulunmaktadır.Bütün hepsine telefon, faks ve İnternet üzerinden ulaşacağım..Aralık 2000’de bütün dünya bu olay dolayısıyla beni ve Samsun’u konuştu. O zamandan bu zamana kadar Notere,telefona,faksa verdiğim paraların haddi hesabı yoktur. NOTER ONAYLI
RÜYALARIM bana aittir, dedim. Bunun konusunu ya da küçük bir kısmını bile kimse izin almadan yayınlayamaz, söyledim.

Bu konuyla ilgili gazetelerimizin yayınladığı onlarca haber bulunmaktadır. Rüyalarımın İngilizce metnini de yazdırıyorum. İnternet aracılığıyla bütün dünya ajans ve televizyonlarına bu durumu bildireceğim. Yaptığım mücadelemin haklılığını herkes görecek ve anlayacaktır. Buradan basınımızın yardımıyla Samsun’daki en yetkili ve yetkisiz kişiler olmak üzere bütün herkesin, özellikle yerel köşe yazarlarımızın bana destek olmalarını rica ediyorum. Artık bu durum benim olmaktan çıkıp Samsun’un meselesi olmuştur. Özellikle iş adamlarımızı ve belediye başkanlarımızı kitaplarımın çıkması için şahsıma destek olmaya davet ediyorum. Buradan haberimi yayınlayan televizyonlar ve gazeteler vasıtasıyla Başbakanımıza çağrıda bulunuyorum Sayın Başbakanım. Size 26 Kasım 2005 tarihinde Samsun’da yaptığınız mitingde sesimi duyurdum. Beni duydunuz fakat ne olduğunu bilmediğiniz için ilgilenmediniz. Ben de Samsun Milletvekilimiz Sayın Suat Kılıç ile size yeni çıkartmış olduğum Benim Annem Melekti şiir kitabım ile birlikte bir mektup yazdım. Şu ana kadar sizden bir cevap alamadım. Yetkili il idarecilerinden bir destek şimdiye kadar göremedim. DYP Genel Başkanı Sayın Mehmet Ağar, Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Erkan Mumcu, Kültür Bakanımız Sayın Atilla Koç, İbrahim Tatlıses, Savaş Ay, Atıf Bir… Daha yüzlercesi benimle ilgilenmemişlerdir. Bir halk şairinin derdine derman olamayanlar, milletin derdine nasıl derman olacaklardır? Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

25 senelik meslek hayatımı bu sene tamamladım. Emekliye ayrılıyorum. Şahsi olarak Samsun Asliye Hukuk Mahkemesine Coca Cola hakkında yapmış olduğum müracaat kabul edilmiştir. Samsun 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi'nde görülecek olan davanın ilk duruşması önümüzdeki günler içinde yapılacaktır. Beni Samsun’unumuzun en ünlü avukatlarından Ali Türkmen savunacaktır. Şahsıma karşı göstermiş olduğu yakın ilgi ve destekten dolayı
kendisine teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

İnternet’te, Goegle’den HASAN SANCAK ya da NOTER ONAYLI RÜYA yazdığınız zaman onlarca haberimi göreceksiniz. İstanbul’daki büyük basın paranın esiri olmuşlardır. Reklam aldıkları için susmaktadırlar. Onlar adeta Kurtuluş Savaşı’ındaki müstemleke basına benzemektedirler. Türkiye ve dünyada hür, bağımsız, onurlu ve yüreği yeten gazeteci ve televizyoncuların olduğunu biliyorum. Beni asla susturamayacaklardır. Artık meydanlardayım. Sesimi kısmak isteyenler kısamayacaklardır. Hak güçlünün değil, hak haklının olduğunu herkese göstereceğim. Artık İnternet denen bir medya vardır. İnternet sayesinde milyonlarca kişiye ulaşacağım.

Şu anda site açmak için uğraş veriyorum. Burada benimle ilgili her şeyi bulacaksınız. Size ilk etapta açmış olduğum bu bölümde NOTER ONAYLI RÜYA, yazmış olduğum bu yazımla ulaşmış oluyorum. Gerçekleri duyuracağım İnternet Sitemden öğreneceksiniz. Okuyucu köşesinde yazılarımı okuduktan sonra görüşlerinizi özgürce açıklama imkanı bulacaksınız. Onların reklamlarını biliyorsanız aralarında kıyaslama yapmış olacaksınız. Yukarıdaki şirketlerin İnternet adreslerine girerek 25 senelik bir öğretmenin NOTER ONAYLI RÜYALARI’nı çalanlara protestolarınızı bildireceksiniz.

Samanyolu Televizyonu Maceracı Programı Sunucusu Murat Yeni, Yapımcı: Adem Tan, Yönetmen: Selçuk Ateşalan ve toplam altı yiğit insan 26 Mayıs 2006 Cuma günü Alaçam’a kadar gelerek saat 20.45’te 10 dakika benim haberimi dünyaya tanıttılar. Onları bu asil davranışları için tebrik ediyorum.Her bulunduğum mekanda isimlerini herkese
anlatacağım.Aşağıdaki yazıları çok dikkatli okumanızı rica ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.


DÜNYADA EŞİ VE BENZERİ YOK NOTER ONAYLI RÜYA BU YAZININ TAMAMI ALAÇAMLI HALK ŞAİRİ REKLÂM YAZARIEĞITİMCİ-GAZETECİ HASAN SANCAK’A AİTTİR. DÜZENLEME ŞEKLİNDE İFADE TESBİT TUTANAĞI

İki bin yılı Aralık ayının birinci günü 1/12/2000 Aşağıda mühür ve imzası bulunan Ben Bafra 2. Noterliği NİLGÜN KURT Çakırmahmut İş hanı Kat:1 Bafra adresindeki dairemde görev yaparken, yanıma gelen ve gösterdiği Alaçam
nüfusundan YENİLEME nedeni ile verilen 22.08.1989 gün ve V01-985727 numaralı fotoğraflı nüfus cüzdanı kimliğine göre Samsun ili Alaçam ilçesi Yeni cami Mah. Nüfusunda 008.5 cilt 16 sayfa 290-7 kütükte kayıtlı olup,baba isminin
Yakup, anne isminin Emine olduğu ve 1956 tarihinde doğduğu anlaşılan ve halen Yeni cami Mah Alaçam adresinde oturduğunu ve okur yazar olduğunu söyleyen HASAN SANCAK Düzenleme şeklinde bir ifade TESBİT TUTANAĞI tanzimini istedi. Kendisini yukarıda yazılı hüviyet ile tanıdığım gibi,bu işi yapma yeteneğinin bulunduğunu ve okur yazar olduğunu gördüm. Bunun üzerine şu suretle söze başladı. Aşağıda anlatılan rüya yazısı hiçbir bilgisayar-İnternet-buzdolabı-süper market vb. şirketi tarafından tamamı ya da bir bölümü sahibinden izin alınmadan televizyon,radyoda ...reklâm hâline getirilerek seslendirilemez, oynanamaz, oynatılamaz ve yayınlanamaz.

İLGİLENEN ŞİRKETLERİN DİKKATİNE!..RÜYAMDA GÖRDÜĞÜM DÜŞ

Rüyamda karnımın zil çaldığını fark ederek uyandım. Saat gece 03.00'dı. Yataktan kalkarak mutfağa gittim. Buzdolabının kapağını açtım. İçerisinde yiyecek aradım. Ne yazık ki buzdolabında ve evde yiyecek namına hiçbir
şeyin olmadığını gördüm.Açlıktan ayakta duracak dermanım kalmamıştı. Su ile karın doyurulmaz diyordum, birden aklıma misafir odasındaki bilgisayarım geldi. Hemen misafir odasına koştum. Bilgisayarımı açtım, bilgisayar
faresini elime alarak, İnternet’e geçtim. Büyük bir market aramaya başladım. Uzun uğraşlardan sonra karşıma İnternet’te büyük bir süper market çıktı. Reyonlarda ne yoktu ki,tavuk,peynir, zeytin,sucuk ,pastırma...Canımın
çektiği hangi yiyecekler varsa,farenin imlecini o yiyeceklerin üzerine teker teker getirerek bir bir tıkladım.Her tıkladığım yiyecek benim buzdolabına üstten dolmaya başladı. Buzdolabını süper marketten ağzına kadar doldurdum.
Sevincimden havalara zıplıyordum. Kendi kendime bolluk ne güzel şey diyordum. Birden aklıma bu yiyeceklerin parasını vermediğim geldi. Doldurduğum o yiyeceklerin hesabını yapmaya başladım. Ortaya çıkan toplam
rakamın maaşımı kat kat aştığını gördüm Hanımın seslenmesiyle tatlı düşten uyandığım zaman durmadan elimin ağzıma gittiğini, sanki o yiyecekleri yiyor gibi bir hâl aldığını gördüm... Yazılan bu tutanak okunması için kendisine
verildi. Okudu. Yazılanların hakiki arzuları olduğunun bildirilmesi üzerine altı tarafımız dan imzalandı ve mühürlendi.

1 ARALIK 2000 İki bin yılı Aralık ayının birinci günü

T.C.
BAFRA İKİNCİ NOTERİ
NİLGÜN KURT
RESMİ MÜHÜR VE İMZA
ASLININ AYNIDIR
NO:1 6 8 6 2
1 ARALIK 2000

BURASI MAVİ JEANS İÇİN HAZİRAN-TEMMUZ 2004’te Notere onaylattığım rüya reklâm senaryom MAVİ JEANS
tarafından ulusal televizyonların reklâm kuşaklarında gösterilmiştir Şimdi sizlere Mavi Jeans’ in 2004’ teki reklâmını hatırlatıyorum. Firma sahibi bir erkek divanda oturuyor. Kapıdan manken kızlar içeri giriyorlar. Her girmede firmanın başka bir ürettiği eşyayı tanıtıyorlar. Erkek en son giren güzel bir kızla duygusal ilişkiye giriyor. Bunlar karşı karşıya geldikleri bir sırada ansızın perdeyi açarak divanda oturan adamın karısı içeri giriyor. MAVİ diye yüksek sesle bağırıyor. Kadın birden bire yattığı yatağından doğruluyor. Çünkü bu olayı kadın rüyasında görmüştür. Ben
kadınlar için özel bir rüya reklâmı yazdım. Rüyamda şöyle diyorum.—KIZ BİR RÜYA GÖRMÜŞTÜR. YATAĞINDAN DOĞRULUR. Zaten bu iki cümle reklâmın ana konusudur. Bu iki cümleyi hangi konu olursa olsun oradan çıkardığın
zaman reklâmın bir anlamı kalmaz. Rüya olduktan sonra oraya yüzlerce konu koyulur. İşte benim reklâmım

NOTER ONAYLI PED REKLÂMI

Aşağıda yazılan PED REKLÂMI Eğitimci-Gazeteci-Şair Hasan Sancak 'ın düşünerek, kendi aklından bulmuş olduğu düşünce ürünüdür. ÖNEMLİ NOT: Sahibinden izin alınmadan: (KONUSU BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN ASLA KULLANILAMAZ) TÜRKİYE VE DÜNYADA ulusal, yerel, televizyon, radyo, bilgisayar, gazete,dergi,şahıs, firma, şirket, reklâm ajansı vb. tarafından konusunun küçük bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli, görüntülü, yazılı
şekilde televizyon, sinema tiyatroda oynatılamaz, seslendirilemez;kaset ve CD ye çekimi yapılarak gösterilemez. Aksine hareket edenler hakkında "Telif Hakları Yasası" uyarınca kanunî işlem yapılır.

KONU: Bir sınıf, işyerinde... Çalışan kadınlar ya da kızlar bulunmaktadır. Bu kızlardan biri rahatsızdır. Önce çantasında bir şeyler arar fakat bulamaz. Yanındaki kız arkadaşlarına sorar onlarda da istediği şey yoktur. Sınıftaki öğretmen ya da işyerindeki müdüre rahatsız olduğunu bildirerek izin ister, koşarak dışarı çıkar. Kız arkadaşlarına ait dolaplara teker teker bakar orada da aradığını bulamaz. Merdivenlerden koşarak aşağı inmek ister birden ayağı merdiven basamaklarına takılarak merdivenden aşağı veya boşluğa düşer. Düşerken öyle kuvvetli bağırır ki... KIZ BİR RÜYA GÖRMÜŞTÜR. YATAĞINDAN DOĞRULUR.Onun yanındaki yerde yanından ayırmadığı şey hazır durmaktadır. Ona sarılır. Ağzından bir cümle dökülür. —İyi ki varsın!

5 Şubat 2004
T.C
ALAÇAM NOTERLİĞİ
RESMİ MÜHÜR VE İMZA
ASLININ AYNIDIR
SAYI:0334
5 ŞUBAT 2004
ALAÇAM NOTERİ

BURASI COCA COLA İÇİN

NOTER ONAYLI RÜYA İLE COCA COLA’NIN BENZERLİKLERİ

Coca Cola’nın Nisan 2005’te aynı anda dünya ve Türkiye’de ulusal kanalların reklâm kuşaklarında yayınlanan reklamını seyretmişsinizdir. Benim rüyamla ilgili benzerliklerini sizin bilgilerinize de sunuyorum. Coca Cola reklâmında dünyada tek olan, son kalan rüyanın kendisidir. Coca Cola değildir. Rüya olmadan bu isim bir anlam taşımaz. O rüya da dünyada 6 milyar insandan sadece şahsıma ait olan Noter Onaylı Rüya’dır. Noter Onaylı Rüya isminden de anlaşılacağı gibi bir rüya reklâm senaryosudur. Coca Cola’nın reklâm senaryosu da bir rüya reklâm senaryosudur.
Ben rüyayı yattığım yerde(yatakta) görüyorum. Coca Cola’daki genç de yattığı yerde(koltukta) rüya görmektedir.
Ben rüyamda yattığım yerden kalkıyorum. Coca Cola’daki genç de yattığı yerden kalkmaktadır. Ben bulunduğum yerden kalktıktan sonra bir şey arıyorum. Coca Cola’daki genç de bir şey aramaktadır. Benim bulunduğum yerden kalktıktan sonra açlık ihtiyacım olduğu anlaşılmaktadır. Coca Cola’daki gencin susuzluk ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. Ben açlık ihtiyacımı karşılamak için buzdolabının kapağını açıp yiyecek arıyorum. Coca Cola’daki genç buzdolabının kapağını açıp içecek aramaktadır. Ben buzdolabının içinde yiyecek bulamıyorum. Coca Cola’daki genç buzdolabının içinde içecek bulamamıştır. Aramam devam etmektedir. Coca Cola’daki gencin de araması devam etmektedir. Ben İnternete yönelip açlığımı gidermek için bir dükkân arıyorum. Coca Cola’daki genç de susuzluğunu gidermek için yürüyerek dükkân aramaktadır. Ben İnternet üzerinden yiyecek arama mücadelesini sürdürüyorum.
Coca Cola’daki genç de yürüyerek çeşitli dükkânlara içecek sormaktadır. Ben uzun uğraşlardan sonra hem yiyeceğe hem de içeceğe ulaşıyorum. Coca Cola’daki genç de uzun uğraşlardan sonra içeceğe ulaşmaktadır. Ben bulunduğum yerden uyanıyorum. Coca Cola’daki genç de bulunduğu yerden uyanmaktadır. Benim “Noter Onaylı Rüya’m” eşi benzeri yoktur. Yani dünyada tektir. Coca Cola’daki genç de uyandıktan sonra tek bir Coca Cola’nın kaldığını,
dünyada tek olduğunu söylemektedir.

BURASI TÜRKCELL İÇİN


Ocak 2006 ayının ilk haftasından itibaren Türkcell denen cep telefonu firmasının ulusal televizyonların reklâm kuşaklarında gösterilen, birbiriyle tezat teşkil eden reklâma dikkatinizi çekmek istiyorum. Reklâm önce bir sınıfta geçmektedir. Reklâmda bir öğretmen dört tane öğrenci ve sözlüye kalkan öğrencinin annesi de oğlunun yanında
sınıftadır. Öğretmen Selocan’ı tahtaya sözlüye kaldırmıştır. Öğretmen sözlüye kalkan Selecan’ın hem babası hem de öğretmenidir. Aslında soru sormamaktadır. Öğretmen dersi bırakmış şirketin propagandasını yapmaktadır. Bunu yaparken öğretmen ve öğrenci bütün yapılanlardan sorumlu olarak gösterilmektedir. Öğretmen dersi bırakmış, geçim sıkıntısının kendisini ve memur durumunda olan bütün herkesi çok zor durumda bıraktığını anlatmaktadır. Bir taraftan öğretmen memurların geçim sıkıntısından bahsederken, bunun sorumluluğunu öğrenciye yüklemektedir. Öğretmenin kendisi de reklâmda suçlu duruma düşürülmüştür. Çünkü öğretmen burada sıfır vererek cezalandırıcı duruma geçmiştir. Nerede görülmüş? Geçim sıkıntısı çeken bir öğretmen bu konuda ilkokul öğrencisini sözlü etmekte, öğretmenin ve diğer memurların durumunu, zor şartlar altında olduğunu bilmeyen öğrenciye de öğretmeni tarafından 0 verilmektedir. Benim maaşım yetmiyor. Öğrenci bu durumu bilmiyor. Bilmediğin için al sana sıfır veriyorum. Bütün öğretmenler zan altındadır. Çünkü sıfırcı olarak anılacaklardır. Şimdiye kadar gelen yetkililerin memurları düşürdükleri kötü durum önce öğretmene sonra da öğrenciye yüklettirilmiştir. Ülkeyi bu hâle getirmenin sorumlusu öğretmen ya
da öğrenci midir? Niçin öğretmen ve öğrenci yapılanlardan sorumlu olsnn! Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sözlü uygulaması yoktur. Sıfırı alması gerekenler bunu niçin öğretmen ve öğrenciye yüklemektedirler? Memleketi bu
duruma öğretmen mi getirmiştir? Böyle bir öğretmen gerçekte olsa vay haline. Bu memlekete öğretmen ne zaman söz sahibi oldu ki! Öğretmenin dersten başka konuşma hakkı var mı? Öğretmenin karşısında sorduğu sorulara cevap
veremeyen öğrenci Selocan birden bire rüyasından uyandığı zaman bu durumu bildiğini nasıl açıklar? Öğretmen rüya görmesi gerekirken, rüya öğrenciye gösterilmiştir. Burada şirket kendi reklâmını yaparken öğretmeni ve öğrenciyi kullanmış ve ikisini de milletin nazarında yerin dibine sokmuştur. Bunu kabullenmek mümkün değildir. Ben ulusal televizyonlarda Türkcell’in rüya reklâm senaryosunu gördükten sonra Karamehmet’e üç sefer iki e-mailden üçer kere yazı gönderdim. Kendisinden bir cevap alamadım. Ocak ayının 19’unda tekrar telefon açtım. Bir yetkili ile görüşmek istiyorum, dedim. Selcan isminde bir uzmana derdimi anlatmak istedim. Beni anlamadı. Niçin Savcılığa müracaat etmiyorsunuz, dedi. Bu durumu sizle paylaşıyorum. Türkiye’de benim seyrettiğim kadar ilk defa reklâm senaryosunda bir öğretmenin çektiği sıkıntı rüya ile anlatılmaktadır. O zaman bu rüya benim 2000 yılında Notere onaylattığım rüyadır. 2000 yılında bütün televizyonlar benim haberimi flaş haber olarak duyurdular. Şimdi ise o televizyonlar
susmaktadırlar. Bir de utanmadan biz şöyle hürüz, biz şöyle bağımsızız demektedirler. Atatürk’ün ruhunu sızlattınız. Size yazıklar olsun. Aldığınız reklâm paraları meze olarak boğazınızdan geçerken acısını duymuşsunuzdur.

2000 yılında Notere onaylattığım genel rüya rüyamda ben açlık ihtiyacı hissetmekteyim. Öğretmenin alamayacağı yiyecek ve içecekleri İnternet üzerinden buzdolabına doldurmaktayım.. Ben rüyamda maddi durumu iyi olmayan bir öğretmen durumundayım.Yani ben de rüyamda aynı Türkcell reklamda konuşan öğretmen gibi sıkıntı çekmekteyim. Ben sıkıntımı öğrencilere değil, yetkililere duyurmaktayım. Çünkü maaşı artıran öğrenci değil, yetkililerdir. Reklâmı yapıldığı için bu konu üzerinde konuşmaktayım. Öğretmen olmadan reklam amacına ulaşmaz. Bu reklam
senaryosunu seyrettikten sonra Bafra’daki Notere gittim.Hazır olan bir reklam senaryomu onaylattım.Bu reklam senaryomu da sizin bilginize sunuyorum. ikisinin karşılaştırmasını yapın.Bakalım hangisi mana
taşımaktadır.

ÖĞRETMENİMİ KURTARIN RÜYA REKLAM SENARYOSU !..

AŞAĞIDA YAZILAN REKLAM SENARYOSU ALAÇAMLI HALK ŞAİRİ-REKLAM YAZARI EĞİTİMCİ-GAZETECİ HASAN SANCAK’IN KENDİ AKLINDAN BULMUŞ OLDUĞU DÜŞÜNCE ÜRÜNÜDÜR.

ÖNEMLİ NOT.Bu reklam senaryosu ulusal,yerel televizyon, radyo,bilgisayar, ajans, İnternette… Yazının tamamı ya da küçük bir kısmı değiştirilerek sesli, görüntülü, yazılı şekilde, televizyon, sinema,tiyatroda… Oynatılamaz,
seslendirilemez, kullanılamaz.Kaset ve CD ye çekimi yapılarak gösterilemez.Aksine hareket edenler “Telif Hakları Yasası”na göre kanuni işlem yapılır.

KONU: (HER ÜRÜN İÇİN KULLANILABİLİR) Çok büyük bir ilköğretim okulu… Sabahın erken saatidir. Nöbetçi öğretmenler okula erken saatte gelerek müdür yardımcısının odasındaki nöbet defterini imzalamaktadırlar. Burada nöbetlerini canla-başla tutan bütün öğretmenler adına bir öğretmeni örnek olarak vereceğiz. Çünkü bu öğretmen de diğer öğretmenler gibi çok titizdir. Sürekli kötü alışkanlıkları olağan hale getiren bir öğrenci vardır. Bu öğrenciyi öğretmenimiz kötü alışkanlıklardan caydırmaktadır. Kötü alışkanlığı olan öğrencimiz “Gülle oynamakta, elleri
çamurlu yiyecek yemekte, yerlere çöp atmakta, tuvaletten çıkınca ellerini yıkamamakta,derslerine çalışmamakta, merdivenleri koşarak çıkmakta, yüksek sesle bağırmakta,kitap okumamakta,el lastiği ile arkadaşlarına kağıt
fırlatmaktadır…” Bunu sürekli gören ve tatlı dille yaptığı hareketlerin iyi olmadığını söyleyen bir öğretmenimiz onu sürekli bu işlerden vazgeçirmektedir.En son zil çalmış herkes eve gitmektedir.Bu öğrencimizin başına kötü bir durum gelmek üzeredir. Öğretmenimiz de aynı yöne gitmektedir.Öğrencimizin önüne “Kuduz bir köpek,bir kapkaççı,bir trafik
kazası, yüksek bir binadan kafasına bir şey düşme…”olabilir.Son anda başına gelen bu kazayı yine o öğretmenimiz kendisini öne atarak öğrenciyi kurtaracaktır.Fakat şu anda öğretmenin kendisi zor durumdadır. Ortalıkta kimse görünmemektedir. Öğrenci avazı çıktığı kadar bağırmaktadır. -ÖĞRETMENİMİ KURTARIN!..ÖĞRETMENİMİ KURTARIN !..ÖĞRETMENİMİ KURTARIN!.. Çocuk bunları rüyasında görmüştür. Avazı çıktığı kadar yatakta durmadan bağırmaktadır.

T.C.
BAFRA
BİRİNCİ NOTERLİĞİ
RESMİ MÜHÜR VE İMZA
ASLININ AYNIDIR
NO:00236
16 OCAK 2006
BAFRA 1.NOTERİ
DURSUN ERTÜRK

BURASI DA BLENDAX ŞAMPUAN İÇİN


BLENDAX’IN ALOE VERA ÖZLÜ NEMLENDİRİCİ ŞAMPUANININ 15.02.2006 tarihinden itibaren aynı anda bütün dünyada ulusal televizyonların reklam kuşaklarında gösterilen senaryosuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir kız
yatağa yatmış rüya görmektedir. Bu bildiğimiz bir rüya değildir. Kadın kâbus (Karabasan) görmektedir. Çünkü saçları yıkanmamıştır. Korkuluk gibidir. Üzerinde kargalar uçuşmaktadır. Hava da kötüdür. Bundan nasıl kurutulacaktır? Saçlarını Blendax ile yıkarsa bundan kurutulacaktır. Saçlarını yıkadıktan sonra kargalar yerine güvercinler uçuşmaktadır.

Şimdi benim aşağıda bilginize sunmuş olduğum NOTER ONAYLI KÂBUS YATAK REKLAMI ’na dikkatinizi çekmek istiyorum. Ne zaman notere onaylatılmış? 21 EYLÜL 2001 Blendax şampuan ile ürün farklı konu aynıdır. Okuyucularımızın huzurunda ikisini bir kıyaslama yapalım. “Blendax reklam senaryosu bir rüya reklamıdır
Yatakta yatan kız ya da kadın kâbus görmektedir. Blendax ile saçlarını yıkamadığı için kötü saç vardır. Korkuluk gibidir. Kargalar uçuşmaktadır. Hava kötüdür. İmdada Blendax yetişmektedir. Kız Blendax ile birlikte rahata kavuşmaktadır. Güvercinler uçuşmaktadır. Blendax ile birlikte kâbustan uyanmaktadır.

“Benim yatak reklam senaryom da bir rüya reklamıdır Yatakta yatan kız ya da kadın kâbus görmektedir.Benim kâbus yatak reklâm senaryomda ise kötü yatak vardır. Hava kötüdür ve yatağın altından dikenler çıkmaktadır. Yatak reklam senaryomda imdada güzel yatak yetişmektedir. Sonunda iyi yatak ile kâbustan uyanılmaktadır.” “RÜYA=RÜYA
KÂBUS= KÂBUS KIZ YA DA KADIN=KIZ YA DA KADIN KÖTÜ HAVA=KÖTÜ HAVA KÖTÜ SAÇ=KÖTÜ YATAK
İYİ SAÇ=İYİ YATAK KÂBUSTAN UYANMA”
Ben bu durumu Blendax Türkiye Temsilcisi Sayın Saffet Karpat’a mail yoluyla ve telefonla bildirdiğim halde beni aramadılar. Ona aynen şunları yazdım

Saygıdeğer Saffet Karpat’a,

Size yazdığım ve gönderdiğim mail sayısının ne kadar olduğunu şu anda hatırlamıyorum. En az on sefer de telefon açtım. Bir yetkili beni aramadı. Şu anda bahsettiğim konu hakkında şirketinizin haberi vardır. Bundan sonraki bütün sorumluluk size aittir. Okulumuz tatile giriyor. Samsun’daki avukatımla görüştükten sonra bir basın toplantısı ile
birlikte KÂBUS YATAK REKLÂMIMIN FİRMANIZ TARAFINDAN KULLANILDIĞINI BASIN VASITASIYLA DÜNYA VE TÜRKİYE KAMUOYUNA DUYURACAĞIM. Ben insanlık görevimi yerine getirdim. Sizi konudan haberdar ettim. Fakat ilgilenmediniz Şirket avukatınız vasıtasıyla yazacağınız ve göndereceğiniz herhangi bir mail beni ilgilendirmiyor. Ben kendi durumumu en ince ayrıntıya kadar size bildirdim. Bu sene emekliye ayrılıyorum. Artık meydanlar b enim. Beni haklı olduğum davada kimse susturamayacaktır. Google’den Hasan Sancak ya da NOTER ONAYLI RÜYA diye yazdığınız zaman gazetelerde onlarca haberimi okuyacaksınız. Orada iki tane Hasan Sancak vardır.En çok da benim haberlerim bulunmaktadır. Şu anda Coca Cola ile mahkememiz Samsun ‘da devam etmektedir. Keşke şirketin
Türkiye Temsilcisi olarak ilginç reklamlarımı okuma ihtiyacı hissetseydiniz.Benim yazdığım reklamlar çoğu reklamı yerin dibine sokar. Bunu yakında televizyonlarda flaş haberlerim olarak çıktığı zaman göreceksiniz. 25 senelik
bir öğretmen sizden alın terine saygı istedi. Siz bunu çok gördünüz. Destek olmak yerine susmayı tercih ediyorsunuz. Lütfen kamuoyunun haberi olmadan beni siz arayın. Bunu kendi aramızda halledelim. Daha sizi aramayacağım. Bu
mailimi üç sefer göndereceğim. 2000 yılında beni dünya ve Türkiye NOTER ONAYLI RÜYA haberiyle flaş haber olarak dünyaya duyurdu. (İHA-CHA-DHA-YHA)İstanbul’da hangi haber ajansını arasanız bunun doğru olduğunu söyleyeceklerdir. Sadece sizin beni aramanızı bekliyorum. Cevap gelmezse canınız sağ olsun, dedim.


NOTER ONAYLI KÂBUS YATAK REKLÂMI

Aşağıda yazılan yatak reklâmı Eğitimci-Gazeteci-Şair Hasan Sancak’ın düşünerek, kendi aklından bulmuş olduğu düşünce ürünüdür.

ÖNEMLİ NOT--:(SAHİBİNDEN İZİN ALINMADAN ASLA BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN KULLANILAMAZ.)

“ Sahibinden izin alınmadan: “ Reklâm ve başka amaçla için dünyada ve Türkiye’deki; ulusal, yerel, televizyon, radyo, bilgisayar, gazete, dergi, şahıs, firma, şirket, reklâm ajansı vb. tarafından konusunun küçük bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli, görüntülü, yazılı şekilde televizyon, sinema tiyatroda oynatılamaz, seslendirilemez; kaset ve
CD ye çekimi yapılarak gösterilemez. ” Aksine hareket edenler hakkında “Telif Hakları Yasası” uyarınca kanunî işlem yapılır."

Anlatılan olay hem kış, hem de yaz mevsimi için iki ayrı şekilde oynatılabilir. (Kış mevsiminde kar, kış fırtına. Rüzgâr kuvvetli bir şekilde esiyor. Dışarıda göz gözü görmüyor. Vakit gecedir.) (Yazın ise yineçok sıcak bir gece. Rüzgâr uğultusu her tarafı kaplamış bir durumdadır. Rüzgârın uğultusuyla birden bir evin pencere camı iki tarafa
sonuna kadar açılır. Perde ve tüller havaya tavana doğru kalkar. (Yatakta yatanlar tek kişi, çocuk, ya da karı koca olabilir.) O anda yatakta yatan kişi çok kötü bir rüya görmektedirler. Yataklarında bir o yana bir bu yana dönmektedirler. Çünkü yatağın altından gelen uzun dikenler çıkarak vücutlarına batmaktadır. Onlar da yatakta sağa sola kaçmaktadırlar. En sonunda yataktan aşağıya doğru tepe taklak düşerler. Bu düşüş çok uzun bir
düşüştür. Tam yere düşecekleri zaman alt tarafta birden çok güzel başka bir yatak imdada yetişir. İlk yataktan düşen kişiler yumuşak bir inişle alt taraftaki pamuk gibi bir yatağın üzerine düşerler. Birden uyandıkları zaman
bunun kötü bir düş olduğunu görerek yatak ve yorganlarına sarılırlar. 21 EYLÜL 2001

T.C
ALAÇAM NOTERLİĞİ
RESMİ MÜHÜR VE İMZA
ASLININ AYNIDIR
SAYI: 2300
21 EYLÜL 2001
ALAÇAM NOTERİ
OSMAN MOLLAMEHMETOĞLU


NOTER ONAYLI CEP TELEFONU ŞİRKETLERİ İÇİN ÇOK ÖZEL BİR REKLAM SENARYOSU!..

AŞAĞIDA YAZILAN CEP TELEFONU EKLÂMI ALAÇAMLI HALK ŞAİRİ-REKLÂM YAZARI EĞİTİMCİ-GAZETECİ HASAN SANCAK’IN KENDİ AKLINDAN BULMUŞ OLDUĞU DÜŞÜNCE ÜRÜNÜDÜR.

ÖNEMLİ NOT:(SAHİBİNDEN İZİN ALINMADAN KONUSU BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN ASLA KULLANILAMAZ.)
“ Hangi amaçlarla olursa olsun, dünyada ve Türkiye’deki; ulusal, yerel, televizyon, radyo, bilgisayar, gazete, dergi,
şahıs, firma, şirket, reklâm ajansı vb. tarafından konusunun küçük bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli, görüntülü, yazılı şekilde televizyon, sinema tiyatroda oynatılamaz, seslendirilemez; kaset ve CD ye çekimi yapılarak gösterilemez.” Aksine hareket edenler hakkında “Telif Hakları Yasası” uyarınca kanunî işlem yapılır.”

KONU:(Çok yüksek bir bina, dağ, tepe, direk...)

Ansızın bir telefon çalar. İyi günler. Hasan Bey’le görüşebilir miyim? Hasan Bey biraz önce buradaydı.
-Dur çağırtayım.İçeri giren şişman birisidir.Evladım Hasan Bey’i çağırır mısın? Hasan Bey’e (Binanın penceresinden ip sarkıtma, binanın penceresinden iple inme, binanın merdivenlerini koşa koşa inme, asansörle ...) ulaşılabilir. Hasan Bey’in yanına ulaşan kişi yorgunluktan bayılmak üzeredir.
-Hasan Bey !.. Telefon !.. Telefon !..
-Buyrun! Ben Hasan Bey !.. Alo !.. Alo !.. Alo !..
-Bu şekilde dostunuza, arkadaşınıza, öğretmeninize, doktorunuza ulaşamazsınız.
-(........) Biz sizi standart bir ücretle, sevdiklerinizle saatlerce konuşturuyoruz...
—Konuşmanın tam sırası.

ANNE BABA ÇOCUK GENÇ- KONUŞMAYI HEMEN SEÇ, MUTLULUK ESENLİKLE-UCUZ TARİFEYE GEÇ
Çünkü biz şimdi daha güçlüyüz. 1 TEMMUZ 2004

T.C
ALAÇAM NOTERLİĞİ
RESMİ MÜHÜR VE İMZA

ASLININ AYNIDIR
NUMARA: 1507

1 TEMMUZ 2004
ALAÇAM NOTERİ
OSMAN MOLLAMEHMETOĞLU



NOTER ONAYLI KOT TAKIMI REKLÂMIDIR

ÖNEMLİ NOT: Sahibinden izin alınmadan: (SAHİBİNDEN İZİNSİZ KONUSU BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN ASLA KULLANILAMAZ) TÜRKİYE VE DÜNYADA reklâm ve başka amaçlar için hiç bir televizyon, bilgisayar ve İnternet'te; ulusal, yerel, televizyon, sinema, tiyatro, radyo, gazete, dergi,şahıs,firma,şirket, reklâm ajansı vb. tarafından konusunun küçük bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli,görüntülü, yazılı şekilde kullanılamaz,
oynatılamaz,gösterilemez ve yayınlanamaz. Kaset ve CD ye çekimi yapılamaz.Aksine hareket edenler hakkında
"Telif Hakları Yasası" uyarınca kanunî işlem yapılır.

KONU: Bir müstakil ev. Mutfak odası. Adam masada çay içmektedir. Sırtı televizyona dönüktür. Masada da televizyon kumandası vardır. Arkasına bakmadan kumandanın tuşuna basar basmaz bir kişi kapıya bir tekme vurarak içeri dalar.Kapı gıcırtıyla açılır.Odanın içine silahlı bir adam girmiştir. Bu adamın sadece sesi duyulmaktadır.Hemen masanın başındaki adama -“Eller yukarı” der.Adam ellerini yukarı kaldırır. -Geriye dönersen kendini ölmüş bil. Evinde para altın ve ziynet eşyası var mı? Çabuk bana yerlerini söyle. Adam titremeye başlamıştır. Dili tutulmuştur. Silahlı Adam konuşmasına devam etmektedir. -Çabuk ol,işim acele.Daha uğrayacağım yerler var. -Adam ben...Ben fakirim. Benim evde hiçbir şeyim yok.-O zaman cebindeki paraları çıkar. Adam cebindeki paraları çıkarır. Adamın gözü masa başındaki adamın giydiği giysilere takılır. -Giymiş olduğun kot takımı çok değerli. Arkana bakmadan onları çıkar ve
geriye koy. Adam söylenenleri teker teker yerine getirmektedir. Üzerinde sadece bir şortla kalır. -Ben çıkıyorum. Bir yere haber verirsen kendini ölmüş bil... Adam dışarı çıkmak üzeredir. Masanın başındaki adam yavaş yavaş
kafasını yana doğru çevirmeye başladığı zaman kendisine seslenen şahsın televizyonda olduğunu fark eder. Adam elinde kot pantolon ve diğer elbiselerle kapıdan dışarı çıkmaktadır... Masanın başındaki adam düşüp bayılır...

23 AĞUSTOS 2004

T.C
ALAÇAM NOTERLİĞİ
RESMİ MÜHÜR VE İMZA

ASLININ AYNIDIR
SAYI:2013

23 AĞUSTOS 2004
ALAÇAM NOTERİ
BAŞKÂTİP
MÜMİN ÖZEL
OSMAN MOLLAMEHMETOĞLU



NOTER ONAYLI AYAKKABI REKLAMIDIR

ÖNEMLİ NOT: Sahibinden izin alınmadan: (KONUSU BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN ASLA KULLANILAMAZ) TÜRKİYE VE DÜNYADA reklâm ve başka amaçlar için hiç bir televizyon,bilgisayar ve İnternet'te; ulusal,yerel,televizyon, sinema, tiyatro, radyo ,gazete, dergi,şahıs,firma,şirket, reklâm ajansı vb. tarafından konusunun küçük bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli, görüntülü, yazılı şekilde kullanılamaz, oynatılamaz, gösterilemez ve yayınlanamaz. Kaset ve CD ye çekimi yapılamaz. Aksine hareket edenler hakkında "Telif Hakları Yasası" uyarınca kanunî işlem
yapılır.

KONU : Türkiye’nin en büyük ayakkabı firmalarından birisi bir yarışma düzenlemiştir. Bu yarışma çok büyük bir salonda yapılmaktadır.Seyirciler salonu ağza kadar doldurmuşlardır. Salonun bir kenarında uzun bir masa vardır. Koltuk ve sandalyelerde yarışmacılar oturmaktadır. Yarışmacıların önünde (cep telefonu-dürbün-bilgisayar-zumlu fotoğraf makinesi-kamera-Karadenizli bir vatandaşın önünde de bir çanta ...)bulunmaktadır.Onların karşısında da sadece ayak ve ayakkabıları görülen yüzlerce çift ayak ve güzel ayakkabılardan oluşan insanlar vardır. Yarışma (tek kişilik ya da baba-anne erkek çocuk ve kız çocuktan oluşan bir Karadenizli ailenin bulunması şeklindedir.) Yarışmacılar ellerindeki son teknik aletlerle ayak ve ayakkabılara bakmaktadırlar.Karadenizli hiç oralı değildir. Yüzlerine bakmadan yarışmacılar Karadenizli aileyi bulmak zorundadırlar. Hepsinin bir sefer söyleme hakkı vardır. Çünkü ödül büyük bir ödüldür.Yarışmacılar teker teker elenmektedir. Sıra Karadenizliye gelir.Karadenizli ayağa kalkar Önce jimnastik hareketleri yapar.Çantasını açar.Orada bir kemençe bulunmaktadır. Kemençeyi eline alarak ileri doğru gider. İlk baştan sona doğru kemençe çalarak gitmektedir. Biraz sonra perdenin arkasında ayaklar oynamaya başlar. Karadenizli onları bulmuştur.İşte bu ayaklar der.Kemençeyi tekrar çalmaya başlayınca aile o güzel ayakkabılarla birlikte oynayarak sahneye çıkar.

NOTER ONAYLI ESANS- KREM-KOLANYA-PARFÜM REKLAMIDIR

ÖNEMLİ NOT: Sahibinden izin alınmadan: (KONUSU BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN ASLA KULLANILAMAZ) TÜRKİYE
VE DÜNYADA reklâm ve başka amaçlar için hiç bir televizyon, bilgisayar ve İnternet'te; ulusal, yerel, televizyon, sinema, tiyatro, radyo, gazete, dergi, şahıs, firma, şirket, reklâm ajansı vb. tarafından konusunun küçük
bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli,görüntülü, yazılı şekilde kullanılamaz, oynatılamaz,gösterilemez ve yayınlanamaz. Kaset ve CD ye çekimi yapılamaz.Aksine hareket edenler hakkında "Telif Hakları Yasası"
uyarınca kanunî işlem yapılır.

KONU: Bir apartman dairesi.Baba,anne,erkek ve kız çocuktan oluşan bir aile sohbet etmektedirler. Evin erkeği yakışıklı, hanım ise çok güzel bir hanımdır. Hanım aynı zamanda çok kıskançtır. Ansızın erkeğin cep telefonuna numarası belli olmayan bir mesaj gelir.Her mesaj gelişte hanım erkeğe gözlerini çıkarmakta sinirli sinirli bakmaktadır.. Erkek de büzüldükçe büzülür. Cep telefonuna baktığı zaman mesaj okunur.Mesajda şöyle yazmaktadır.
-SÜRÜN EMİ!...
-(...........................) İkinci gelen masaj bir boşluktur.
-HANIMIN DA SÜRÜNSÜN !..
-(...........................) Üçüncü gelen masaj yine bir boşluktur.
-ÇOCUKLARIN DA SÜRÜNSÜN EMİ !..
-(...........................) Dördüncü gelen masajda yine bir boşluktur.
-SÜLALENDE SÜRÜNSÜN !..
-(...........................) Beşinci gelen masajda yine bir boşluktur.
Yine bir mesaj gelir.
-SÜRÜN AMA KREM-KOLANYA-ESANS-PARFÜM SÜRÜN !..

Son mesajla birlikte aile rahatlamıştır.Zaten yanlarında reklamı yapılan şey durmaktadır.Hep birlikte sürünürler.


BU REKLÂM BAĞIMSIZLIK REKLÂM SENARYOSUDUR

ÖNEMLİ NOT: Sahibinden izin alınmadan: (KONUSU BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN ASLA KULLANILAMAZ) TÜRKİYE VE DÜNYADA reklâm ve başka amaçlar için hiç bir televizyon, bilgisayar ve İnternet'te; ulusal, yerel, televizyon, sinema,
tiyatro, radyo, gazete, dergi, şahıs, firma, şirket, reklâm ajansı vb. tarafından konusunun küçük bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli, görüntülü, yazılı şekilde kullanılamaz, oynatılamaz, gösterilemez ve yayınlanamaz Kaset ve CD ye çekimi yapılamaz.Aksine hareket edenler hakkında "Telif Hakları Yasası" uyarınca kanunî işlem yapılır.

KONU: Çok büyük bir dükkân. Dükkânda belirli aralıklarla yan yana dizilmiş akvaryumlar bulunmaktadır. İlk baştaki akvaryum çok büyüktür. İçinde çeşitli balıklar ve bol miktarda yiyecek bulunmaktadır. Balıklar bu yiyecekleri yememektedirler. Diğer akvaryumların sadece içleri su ile doludur. Bütün akvaryumların üstleri açıktır. Belirli bir süre sonra balıklar büyük akvaryumdan diğer akvaryumlara teker teker atlamaya başlar. Bu çok uzun bir yoldur. En son akvaryumun yanında küçük bir pencere vardır ve bu pencerenin bir bölümü de açıktır. Pencerenin alt tarafı da
(ÇAY-DERE-GÖL-IRMAK-DENİZ’ e) çıkmaktadır. Bütün balıklar son akvaryumlardan oraya atlarlar...
—Bülbülü altın kafese koymuşlar, yinede VATAN’ ım demiş...
—Vatan bağımsız gazete…
—HÜRRİYET ve bağımsızlık benim karakterimdir...
—Hürriyet Büyük Gazete…

NOTER ONAYLI FARKLI REKLAM SENARYOLARI !..

KONU: Bir genç bisikleti ile birlikte evine gitmektedir. Bisikleti bahçeye bırakır. Evin kapısını çalar.Anne, kapıyı açar. Çocuk annesini kucaklar. Dosdoğru kendi odasına çıkar.Üstündekileri çıkartır. Kendi tuttuğu takımın formasını giyer. Aynanın karşısında yüzünü,sağını ve solunu da iyice boyar.Kapıdan çıkmak üzereyken onu annesi görür.
-Anne:Oğlum nereye gidiyorsun?
-Genç:Maça gidiyorum Anneciğim.
-Anne :Oğlum sağına soluna dikkat et.Kimseyle dalaşma Her şeyi konuşarak ve güzellikle hâllet...
-Genç:Peki Anneciğim.

Genç annesini öper.Bisikletine biner yola çıkar.Bir marketin önünde durur.Çok güzel bir içecek ya da yiyecek alır... Onu bisikletinin önüne koyar.Tekrar yola çıkar. Biraz gittikten sonra ansızın önüne “korkunç bir köpek veya ayı...” çıkar.Genç fren yapmak ister,bisikletini durduramaz, yere düşer.Onunla karşı karşıya kalmışlardır.O şey ona dişlerini göstermeye başlar.Genç ne yapacağını şaşırmıştır.Yavaş yavaş ayağa kalkarken eli o aldığı şeye değer.Onu eline alıp ayağa kalkar. O, hırlayarak, homurdanarak kendisine yaklaşmaktadır. Genç renkten renge girmektedir. İstemeyerek o şeyin kapağını açar,ağzına bir tane atar.Hoşuna gitmiştir.İçinden bir tane daha alır. ileri doğru savurur.O şey onun önüne düşer. Onu koklar bir taraftan hırlarken., onu ağzına atar.Genç bir tane daha eline alır onu da atar.Yine onun önüne düşmüştür.Bir taraftan hırlamakta,bir taraftan koklamakta ve o şeyi sonra da yemektedir.Artık gencin her attığı şeyi havada kapmaktadır. O andan itibaren iki ayakları üzerinde durmaya başlar. Genç atmaya devam etmektedir.O şey ayağından başlayarak insan olmaya, insanlaşmaya başlar. Bu sefer genç yiyeceği elinle ona uzatmakta o da elinle alarak ağzına getirip yemektedir... O da kendisi gibi bir gençtir. Öyle kuvvetli kucaklaşırlar ki... Onu bisikletinin arkasına alarak maça yetişmek için yola çıkarlar...

KONU: Türkiye Birinci Futbol Ligi’nde mücadele eden en büyük iki takımın İstanbul’da karşılaşması vardır.Maç saati gelmiştir.İki grubun taraftarları farklı kapılardan maça girmektedirler.Polisler de bir olay çıkmaması için sıkı güvenlik tedbiri almışlardır. Bu maçı birbirlerini deliler gibi seven ama farklı takımları tutan iki sevgili de seyredecektir. Üstlerinde tuttukları futbol takımlarının formaları bulunmaktadır.Maça girerken bile ellerini bırakmamaktadırlar. Diğer iki
ellerinde de büyük iki tane kutu bulunmaktadır. Polisler en ince ayrıntısına kadar her tarafı aramaktadırlar. Tribüne gelirler. Yan yana fakat kendi tuttukları takımlarının bulunduğu bölümde otururlar.İki tarafın bulunduğu yerin ortasında aşağıdan yukarı kadar polisler ve barikatlar yer almaktadır.Böyle olduğu hâlde bile ellerini bırakmamaktadırlar. Hakemin düdüğünü çalmasıyla birlikte maç başlar.Herkes ayağa kalkmış kendi takımına tempo tutmakta ve birbirlerine çok kötü sözler; el,kol hareketleri yapmaktadırlar. Polisler onları zor zaptetmektedir. İki sevgili de sadece
kendi takımları lehinde tezahüratta yapmaktadırlar.Birbirlerinin suratına sevgi ile bakmaktadırlar. Adeta maçın bir kardeşlik ve barış olduğunu birbirlerinin suratına söylemektedirler. Belirli bir süre böyle geçer. İkisi de aynı anda ayağa kalkarlar. Büyük kutunun ağzını açarlar.İçinde çok güzel bir içecek ya da yiyecek vardır. Kız ve erkek rakip taraftarlara teker teker onları sunmaktadır. Bu sahadaki bütün seyircilere yetecek kadar fazladır. Kutuların içindekiler elden ele bütün herkese ulaştırılır. Sevgililer,bulundukları yere dönerler. Ayaktadırlar. Ellerini tutarak kendi takımları için bağırmaktadırlar. O içecek ve yiyecekleri ağzına getirip midesine indirenlerde kardeşlik ve barış duygusunun gelişmesine yol açmıştır.Tribünde herkes ellerini tutarak havaya kaldırır. Aradaki barikatlar ve polisler çekilmişlerdir. O esnada gökyüzünde altlı üstlü üç tane helikopter görülür.Birisinin arkasında büyük bir Türk Bayrağı bulunmaktadır. Onun altındaki helikopterde de Atatürk’ün bir resmi ve yanında da “Ey Türk Gençliği!..” yer almaktadır.En alttaki helikopterde de reklamı yapılan şeyin resmiyle birlikte “(.....................) Türkiye’yi çok seviyor.” Yazısı yer almaktadır. Sahada aynı anda tribünlerden tek bir ses duyulmaktadır.

-En Büyük Türkiye!..Başka büyük yok.
-En Büyük Türkiye!..Başka büyük yok.
-En Büyük Türkiye!..Başka büyük yok.

KONU: Türkiye Birinci Futbol Ligi’nde mücadele eden en büyük iki takımın İstanbul’da karşılaşması vardır. Maç saati gelmiştir. İki grubun taraftarları sahaya yakın bir yerde karşılaşırlar. Araları biraz uzaktır. Önce sözlü olarak birbirlerine laf atarlar. Sonra da kaldırım taşlarını sökerek, birbirlerinin üzerine atarlar. Ellerindeki sopa,kesici ve
delici aletlerle birbirlerinin üzerine saldırırlar.Ansızın polis arabasının siren sesi duyulur. Dövüş edenleri yakalamak için polis harekete geçmiştir. Her taraf karmakarışık olmuştur.Polisler kovalar, fanatik taraftarlar çil yavrusu gibi sağa sola kaçışırlar.Belirli aralıklarla iki grup çok büyük bir binanın içine girer. Arkalarından da polisler kovalamaktadır. Herkes binanın merdivenlerini yukarı doğru tırmanmaktadırlar.Kimin ne yapacağı belli değildir. Kaçan gençler üzerindeki
formaları çıkartarak bir tarafa atmakta ve üstlerini başlarını düzeltmektedirler.Ama yukarıda kendilerinin kaçacakları bir yer yoktur. Gele gele binanın en üst katına gelirler.Büyük bir aynanın yanında dururlar. Aynanın yukarısında: ”Lütfen ses yapmayınız. Üstünüzü başınızı düzeltip sessizce içeriye giriniz.” Yazmaktadır.Aynanın karşısında da bir
ATATÜRK KÖŞESİ vardır. Atatürk’ün resmi o büyük aynayla karşı karşıyadır. Aynanın karşısına gelenleri mavi gözleri dikkatle gözlemektedir. Bu bakış kişilerin üzerinde çok büyük bir etki bırakmaktadır. Oraya gelenler insan olduğunun farkına varmaktadırlar. Her gelen genç bu durumla karşılaşmaktadır. Çünkü burası bir KÜTÜPHANE’
dir. Hepsi sessizce kütüphaneye girerler. Kütüphanedeki masalarda kızlı erkekli çocuklar ve gençler hiç ses yapmadan kitap okumaktadırlar. Masalarının üzerinde de Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birisinin içecek veya yiyecekleri yenmektedir. Gençler ellerine birer kitap alıp masalara otururlar.Artık okumaya dalmışlardır.Polisler oraya
gelirler...Herkesin içeride sessizce kitap okuduklarını görürler.. Oradan sessizce uzaklaşırlar. Kitap okuyanlar akşamın nasıl olduğunun farkına bile varamaz...

Not :Reklam senaryolarında, konuya bağlı olarak, şirketin isteğine göre, cümlelerinde değişiklik yapılabilir.

KONU: Türkiye Birinci Futbol Ligi’nde mücadele eden en büyük iki takımın İstanbul’da karşılaşması vardır.Maç
saati gelmiştir.İki grubun fanatik taraftarları sahaya yakın bir yerde karşı karşıya gelmişlerdir.Aralarındaki tahrikçilerin kışkırtmasıyla birbirlerinin üzerine saldırırlar.Önceden hazırladıkları şişelerdeki molotofları birbirlerinin üzerlerine atarlar. Ellerinde eskiden savaşlarda kullanılan ilkel sopa,kesici ve delici aletlerden hepsi bulunmaktadır. Birbirlerinin
üzerine saldırırlar.Acımasızca birbirlerine vurmaktadırlar.Bir taraftan polislerin sireni,öbür taraftan da ambulanslar yaralıları hastanelere taşımaktadırlar.Polisler zorlukla olayı bastırmıştır. Hastaneler ağzına kadar yarılılarla dolmuştur.Kimisi ayakta tedavi olmaktadır.İki ağır yaralı için kan anonsu yapılmaktadır.Hastanenin hoparlörü kan ihtiyacını tekrar etmektedir..Aileler de çocuklarını merak etmişler,hastanenin bahçesini doldurmuşlardır. Aranan kan iki kişide bulunmuştur.Bunlar farklı takımlardaki taraftarlardır.Kan vermek için söylenen yere gelirler.Burada
dört yatak vardır.Yatakların ikisin de iki farklı yaralı yatmaktadır.Doktor kan gruplarını sorar.Birisini bir yatağa,diğerini de öbür yatağa yatırır.Artık dışarıda birbirlerini öldürmek için sopalarla saldıranlar diğerinin hayatını kan vererek kurtarmaktadır.Dört kişi boş kalan diğer elleriyle birbirlerinin ellerini sıkıcı tutmakta ve birbirlerine sevgi ile
bakmaktadırlar...
(.......................) Türkiye’yi çok seviyor.

Gençler! Fikirler ;zorla ve şiddetle,top ve tüfekle, asla öldürülemez. Gençlerin her şeyden önce,millete güven vermeleri gerekir. Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet
muhafaza ve müdafaa etmektir.

ATATÜRK

KONU: Türkiye Birinci Futbol Ligi’nde mücadele eden en büyük iki takımın İstanbul’da karşılaşması vardır. Maç saati yaklaşmıştır.Fanatik taraftarlar maça hazırlıklı gelmişlerdir.İki grup karşılıklı yerlerini almışlardır. Önce bağrışmalar,küfürler ve birbirlerine yumruk sallamalar görülür.:Söktükleri kaldırım taşlarını birbirlerine savururlar. Sonra da vücutlarının muhtelif yerlerinden çıkarmış oldukları sopa,delici ve kesici aletlerle birbirlerine saldırırlar. Polis arabalarının siren sesi duyulur.Arabalarından atlayan polisler olay çıkartan kalabalığı çember içine alır. Kaçacakları bir yer kalmamıştır. Polisler üst baş aramalarına başlamıştır.İnsanın kanını donduracak aletler gençlerin üzerinden çıkmaktadır.. Yakalanan aletlerin hepsi bir yerde toplanmaktadır... Aslında bu sahne bir SİNEMA YA DA TELEVİZYON da gösterilmektedir. Büyük bir salonda seyirciler vardır. Seyircilerin hepsi birer masaya
oturmuşlardır. Masalarının üzerinde de Türkiye’nin en güzel içecek ve yiyecekleri bulunmaktadır.Seyirciler de çok özeldir.Devletin en üst yetkilileri,Federasyonun başkan ve yardımcıları,kulüp başkanları,bütün futbolcular formalarıyla birlikte,onların eşleri ve çocukları da ...Bu sahneyi seyretmektedirler.Bir taraftan da o taze içecek ve yiyecekleri
yemektedirler.Kamera teker teker o kişileri göstermektedir.Bu esnada Atatürk’ün görüntüsü ve sesi ekrandan gençlere kendi özdeyişleri ile seslenmektedir.Gençler! En büyük davamız,en uygar millet olarak varlığımızı yükseltmektir.
En büyük savaş,cahilliğe karşı yapılan savaştır.
En kötü barış,en iyi savaştan iyidir.
Ey yükselen yeni nesil ! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu siz devam ettireceksiniz.


ATATÜRK

Not :Reklam senaryolarında, konuya bağlı olarak, şirketin isteğine göre, cümlelerinde değişiklik yapılabilir.




SİGARA KARŞITI REKLAM SENARYOLARI

DİKKAT: Aşağıdaki ”Sigara Karşıtı Reklam Senaryo Önerileri “Hasan Sancak ’a aittir. (KONUSU BAŞKA BİR ÜRÜN İÇİN ASLA KULLANILAMAZ)

ÖNEMLİ NOT: BU REKLAM ÖNERİLERİ HABER OLARAK GAZETE VE DERGİLERDE YAYINLANABİLİR.

Öbür türlü sahibinden izin alınmadan: TÜRKİYE VE DÜNYADA “ Reklam ve başka amaçlar için hiçbir televizyon,
Bilgisayar ve İnternet’te; ulusal, yerel, televizyon, sinema, tiyatro, radyo, gazete, dergi, şahıs, firma, şirket, reklam ajansı vb. tarafından konusunun küçük bir bölümü ya da tamamı değiştirilerek sesli, görüntülü, yazılı şekilde kullanılamaz. Oynatılamaz, gösterilemez ve yayınlanamaz. Kaset ve CD ye çekimi yapılamaz.
Aksine hareket edenler hakkında “ Telif Hakları Yasası” uyarınca kanunî işlem yapılır.”

Konu 1:Çok uzun bir caddede sokağın iki tarafından binlerce insan yürümektedir. Yolun sağ ve sol tarafı tamamen yeşilliktir. Gruplar yolun iki tarafından gelip gitmektedirler. Büyük çoğunluğu sigara içmektedirler. Kadın
ve erkeklerin yüz tarafından değil, arka tarafından sigara içtikleri hissettirilmektedir. Ellerindeki sigara izmaritlerini gelişi güzel karşı taraftaki yeşilliklere fırlatmaktadırlar. Yavaş yavaş atılan sigaralar iki
yanda birer cümle oluşturur.
—Sigara sağlığa zararlıdır.
—Lütfen yerlere sigara izmariti atmayalım.

Konu 2:Çok büyük bir kahvehane, birahane… İnsanlar içerde hem sigara içmektedirler hem de kumar oynamaktadırlar. Adamlar arka taraftan görülmektedir. Sigara dumanları havaya doğru gitmektedir. Yukarıda sigara
dumanları bir cümle oluşturur.
—Sigara sağlığa zararlıdır.
—Sigara içerek hayatınızı söndürmeyiniz.

Konu 3: Bir köy evinin bahçesi. Evin önünde tavuk, ördek, köpek, inek, eşek… Bulunuyor. Havada çok sıcaktır. Evin önünde tütün balyaları ya da hevenkleri boydan boya duruyor. Eşeğin yuları salınmış durumdadır. Eşek tütünlerin
bulunduğu yere doğru giderek baştan itibaren yemeye başlar. Eşeğin sadece tütünleri yediği gösterilmektedir. Hepsinden birer parça yemektedir. Son hevenk, balyadan da bir parça yemiştir. Ansızın bir gürültü duyulur. Eşek
arkaya döndüğü zaman yediği tütünlerin dışkı olarak simsiyah ve bir cümle çıktığını fark eder. Eşek yazının bulunduğu ilk kelimeden başlayarak okumaya başlar. Orada aşağıdaki cümle yazılmıştır. Eşek anırarak bulunduğu yerden kaçmaya başlar. Bunu gören eşeğin sahibi eşeğin peşinden koşarken bağırmaktadır. Aslında eşek bir rüya görmüştür. O anda tütünün karşısına çömelmiş duruyor vaziyettedir. Birden bire silkinerek ayağa kalkar. Anırarak
tütün hevenk ya da balyalarının bulunduğu yerden kaçar.
—Sigara sağlığa zararlıdır. Cümlesi tekrar gösterilir.

Konu 4:Bir işyeri. Özel ya da resmi bir şirket olabilir. Bir kadın o yerin müdiresidir. Masada oturmaktadır. Masanın üzerinde kabarık dosyalar vardır. Kadın seyircilere arka taraftan gösterilir. Sigara üstüne sigara içmektedir.
Duman görülmektedir. Ayağa kalktığı zaman bunun hamile bir kadın olduğu anlaşılır. Zile basarak şoförünün hazır olmasını söyler. Arabasına bindiğinde bile sigara dumanı arabanın içini sarmıştır. Şoför arabayı sürmektedir. Bir apartmanın önünde araba durur. Kadın kapıdan içeri girer. Asansöre binecektir. Fakat elektrikler yoktur. Yukarı doğru çıkmaya başlar. Evi son kattadır. Merdivenleri tırmanmaya başlar. Nefes nefese yukarı doğru çıkmaktadır. 3–4 katta bir soluk almaktadır. Zor zoruna apartmanın önüne gelir. Anahtarla kapıyı açamaz. Zile basar. Gözleri kararır. Geri geri
düşmeye başlar. Aynı anda merdivenden yuvarlanırken kocası kapıyı açar. İkisi de avazı çıktığı kadar bağırmaktadırlar. Kadın bu durumu rüyasında görmüştür. Soluk soluğa sırılsıklam olmuş vaziyette yatağından kalkar.
Yanında duran sigara paketini görür ve onu parçalar…

Konu 5: Bir ameliyat masası. Doktorlar acil bir hastanın başında bulunmaktadırlar. Hastanın hem iki eli hem de iki ayağı yoktur. Doktorlar onu çırılçıplak soymuşlardır. O anda ise karnını yarmışlardır. Adamın karnının içi soba borusu gibi simsiyahtır. Hiç bir şey sağlıklı değildir. Karaciğer, akciğer, bağırsaklar… Hepsi tamamen simsiyahtır. Adamın karnının içi de su ile doludur. Doktorlar ellerinde eldivenlerle durmadan o pis suları boşaltmaktadırlar. Adamın karnını dikmeye başladıkları zaman adam Narkozdan uyanır. Kendisini o şekilde gördüğü zaman öyle kuvvetli bağırır
ki… Çünkü adam bunu rüyasında görmüştür. Sırılsıklam olmuş vaziyette yatağından kalkar ve yanı başında duran sigara paketini parçalar.

Konu 6: Bir oturma odası. Anne, baba ve çocuklar bulunmaktadır. Baba bir taraftan sigara içiyor bir taraftan da televizyon seyrediyor. Baba iyi bir sigara koliktir. Adamın içtiği sigara arka taraftan hissettirilmektedir. Çocuklar ders yaparken babalarının içtikleri sigaradan rahatsız olmaktadırlar. Ders konusunda sordukları sorulara da bir cevap
alamamaktadırlar. Anne de bulaşık yıkarken o da rahatsız olmaktadır. Artık yatma vaktidir. Kadın ve erkek yatağa yatarlar. Televizyonun karşısında da bir televizyon bulunmaktadır. Televizyon açılır. Adam yine yatakta sigara tüttürmektedir. Kadın uyumuştur. Adam televizyon seyrederken yine fosur fosur sigara içmektedir. Televizyonu seyrederken uykusu gelir. Yavaş yavaş göz kapakları kapanır. Sigaranın külü battaniyenin üzerine düşmüştür. Karı
koca uykuya dalmıştır. Önce battaniye, sonra yorgan, sonra da karı kocayı ateş sarmıştır. Onlar yanarken feryatlar içinde bağırmaktadırlar. Adam ve karısı aynı anda kalkarlar. Çünkü ikisi de aynı rüyayı görmüşlerdir. İkisinin eli de aynı anda yan tarafta bulunan sigaraya gider. Sigara paramparça edilir.


T.C.
BAFRA
BİRİNCİ NOTERLİĞİ
RESMİ MÜHÜR VE İMZA
ASLININ AYNIDIR
NO:02474
14 MART 2006
BAFRA 1.NOTERİ
DURSUN ERTÜRK



HASAN SANCAK
ALAÇAMLI HALK ŞAİRİ
REKLÂM YAZARI
(EĞİTİMCİ-GAZETECİ)
TEL: 0362–621 27 79
CEP: 0–505–395 81 68

E-MAİLhasansancak55@hotmail.com
hasansancak55@yahoo.com
hasan_sancak@mynet.com
Alaçam-SAMSUN

Cuma, Haziran 09, 2006

Hakkı Devrim'e bir öneri

Sayın Hakkı Devrim,

Türkçe konusunda çok önemli bir gelişmenin başlangıcında olduğumuz kanısındayım. Hürriyet Yazarı Mehmet Yılmaz’ın haklı tepkisi ve hemen peşinden sizin verdiğiniz destek ve eleştirilen gösteri merkezi sahibinin örnek davranışı, Türkiye’de bir şeylerin değiştirilebileceği zamanının geldiği inancını yarattı bende. Umarım gereksiz bir iyimserlik içinde değilim.

Türkiye’de çığırından çıkmış bulunan yabancı ad kullanma aymazlığının önünü kesecek bir rüzgârın yakalandığını ya da yakalanmak üzere olduğunu düşünüyorum. Lütfen bu konudaki yazılarınızı sürdürün ve hatta çevrenizi etkileyerek, başka yazarların ve fikir önderlerinin de bu akıma katılmalarını sağlayın. Bildiğim kadarıyla, birinci sayfasında konuya geniş yer veren Zaman Gazetesi bu gelişmenin en büyük destekçilerinden birisi olacak gibi görünüyor. Ben inanıyorum ki, yabancı ad kullanma modasına içerleyen, fakat önüne geçilemeyeceği düşüncesiyle herhangi bir girişimde bulunmayan pek çok kimse bu akıma katılacak ve etkili bir kamuoyu oluşturulabilecektir. Beklenen güçlü bir kıvılcımdır.

Çok iyi bilirsiniz ki bu tür gelişmeler, bir fikir önderinin sorunu sahiplenmesiyle boyut kazanır ve kamuoyu desteğini yanına alır. Lütfen bu görevi siz üstlenin. Hatta bu konuda sizin öncülüğünüzde bir fikir ve eylem platformu bile oluşturulabilir ve internetten de destek sağlanabilir. Ben, oluşturulacak kampanyaya, iş yerlerinde, işletmelerinde ve hatta ürünlerinde yabancı ad kullanan pek çok kimsenin de katılacağına ve yaşanan sorunun, kısa sürede olmasa da zaman içinde en aza indirilebileceğine inanıyorum. Ve üzerime düşen bir görev olursa seve seve yerine getirmeye de hazırım. Saygılarımla,

Şahin Tekgündüz

Teşvikiye Caddesi, No:101

Bu sabah bir konut projesi için isim arıyordum, aklıma “cihannüma” takıldı. Cihannümadan “belvedere” e atladım. Ve bir anda yirmi yıl geriye gidip, geniş mermer merdivenli, asansörü eski eser değerinde, tavanları yüksek mi yüksek, arka pencereleri ufuklu Belveder Apartmanı'nda (Teşvikiye Caddesi, No: 101) buldum kendimi.

1980’li yılların ortaları. RTS Campbell Ewald reklam ajansı. Pars McCann’in kardeş kuruluşu. Reklam yazarlığında “senyörleşme” basamaklarını çıkıyorum. Genel Müdür rahmetli Ali Pasiner. Hem reklamcı hem balıkçı hem de balıkçılık yazarı. Ayrıca esaslı bir sigara tiryakisi. Gösterişli ve sigaradan sararmış bıyıklarını burarak yaptığı levrek tarifleri ağzımızı sulandırıyor.

Tam bir deniz insanıydı Pasiner gerçekten. Neredeyse her hafta sonu Çanakkale’de dalar, vurduğu balıklarla eğer “iriyseler” fotoğraf çektirirdi. Elinde koca bir akya ile göründüğü fotoğrafını fırsat bulsa nüfus cüzdanına bile yapıştırtacağından emindim. En büyük özlemi kılıç balığı avına çıkmaktı. ABD’deki balıkçılığa meraklı dostlarıyla sürekli yazışırdı. Bu düşünü gerçekleştiremedi sanıyorum ve içinde “kılıç yarası”yla terk-i dünya etti.

Sevgili Pasiner’i, Belveder Apartmanı’nın ve dolayısıyla RTS Campbell Ewald reklam ajansının tam karşısında bulunan Teşvikiye Camisi’nden uğurladık bir öğle namazının ardından. (Teşvikiye’deki musalla taşında reklam yazarlarının duayeni, çok kısa bir süre çalışma şansı bulduğum, değerli ustam Ege Ernart’ı da selamlamıştık. Fırsat bulup omuz veremedim ama eğer tabutuna bir el atabilseydim hayatım boyunca taşıyabileceğim en hafif tabutu taşımış olacaktım herhalde.)

Belveder Apartmanı’na girip çıktığım yıllarda en üst katta yine bir reklam ajansı vardı: Birleşik Reklamcılar. İzmir Tolga, Şadi Pektaş, Ali Taran... Genç reklam yazarı Ali Taran’la asansörde karşılaşırdık. Kilolu ve küpeliydi. Sanırım, gördüğüm küpeli ilk Türk erkeğiydi. Daha ATCW’ye, yani Ali Desidero’lara, aganaga aganigilere çok vardı, “Manifesto”sunu yayınlamasına da. Ayşe Arman’la Dubai’de röportaj yapmamış ve Arap giysileri giyip gözüne sürme çekmemişti. Umre’ye de gitmemişti. İleride ortak olacağı ve “Beyin” adını taşıyan bir reklam ajansı kuracağı Cem Yılmaz ise herhalde kısa pantolonla dolaşıyordu.

Son olarak eski başbakanlarımızdan Adnan Menderes girdi Belveder kadrajına... Benden otuz yıl kadar önce bu tarihi apartmanı o da sık sık ziyaret etmişti. Çünkü metresi Suzan Sözen orada, birinci katta oturuyordu. “Suzan Sözen kim?” diye soracak olanlara, kısaca, “Aşk romanlarının unutulan yazarıdır,” diyebilirim. Çok güzel bir kadındı Sözen. Laciverte çalan gözleri ve şahane bir teni vardı. O da tıpkı Ali Pasiner ve Ege Ernart gibi Teşvikiye Camisi’nden çıktı son yolculuğuna....

Perşembe, Haziran 08, 2006

İçten gelen bir paylaşım...

BAHAR MAHKUMU

Hiç yaz aşkım olmadı benim ya da havuzbaşı sevişmelerim.
Aşkı romantik yaşayamadım ki ben.
Dalga geçtim hep teni "o" kokanlarla.
Batık şehirler inşa ettim,
dalıp da keşfeden olmadı.
Yakamoz vurunca ümitlendim hep,
kelebek yüzdüler üstümden,
kalabalıkta kaynadım...
Birileri geldi önüme,
aşıktılar,
denizden çıkmış gibi ıslaktılar.
Ben mi seçtim onları,
yoksa onlar mı elekten geçirdiler hayatı bilmem.
Ben de aşığım o zaman dedim.
Ayın hallerine bağlıydı ellerim, ya uzatırdım aytenli
ya da karanlıktı yüzüm.
Tutsak bir hayattı bu,
eve bağlı, işe bağımlı, sevgiye aç.
Bense güneşin altında üşüyen alabalık gibi,
ölmesini bekledim duygularımın.
Çok aşkım oldu benim,
sayısını bilmediğim.
Hep yüzler gelir aklıma,
adını bile hatırlamadığım.
Bir tane bile yok mu iz bırakan,
beni ağlatan ya da yalnız koyan.
Ahh ahhh hata bende, çok aşkım oldu benim,
ama hiç büyüyüp de adam olanını görmedim.
Çok aşkım oldu benim,
büyütüp de adam etmesini bilemedim...

Tuğçe ÖZEL 03/04/2006 14:19


İçimden geldi, sizlerin de bu şiiri okumanızı istedim...

Çarşamba, Haziran 07, 2006

sinemacılar reklamcılardan ne istiyor?

07.06.06

asansör(yabancı versiyonu)
kasımda aşk başkadır
mustafa hakkında her şey
kadınlar ne ister

benim hatırladıklarım bunlar. "asansör" ve "mustafa hakkında her şey" izlenmeye değer, başarılı yapımlardı. ama tüm filmlerde reklamcılar, hırs küpü, egosu çatlamış, 'insanlıktan çıkmış' kişiler olarak bize yansıyordu. bence abartıyorlardı:))
sinemacılar reklamcılardan ne istiyor? diye sorarak, bir polemik yaratabilir miyim acaba diye de içimden geçmiyo değil. (burada pis pis sırıtıyorum)
hadi bakalım.

Türkçe'ye duyarlı(!) bir köşe yazarı

Mehmet Yılmaz’ın 7 Haziran 2006 tarihli Hürriyet’teki yazısını hayranlıkla, ibretle ve gözlerim yaşararak okudum. Bir yazar, Türkçe konusunda bu kadar duyarlı olabilir diye düşündüm. Sonra da Mehmet Yılmaz’la hayali çocuğu arasında geçen şöyle bir diyalog takıldı kafama.

- Babacığım, bugünkü köşeni okudum, ne kadar güzel şeyler yazmışsın; Türkçe ödevimi bitirdim, onu da kontrol eder misin lütfen?
- Elbette evladım, haydi birlikte bakalım…
- Peki babacığım…
- Çok güzel, çok doğru şeyler yazmışsın, ama bir şeyi anlayamadım.
- Nedir o babacığım?
- Evladım, "eksi" sözcüğünü niçin alfabemizde olmayan x harfiyle "exi" olarak yazıyorsun? Bak "taksi" sözcüğünü de öyle yazmışsın. Ama bu olmadı işte… Şuraya bak, "duraxamadan" diye yazılan bir sözcük olabilir mi dilimizde? "Axaxız", "exixiz", "öxüz" de ne demek oluyor?.. Hayır hayır, bu kadarı fazla doğrusu... Kim senin Türkçe öğretmenin, adını ver de bir yazı da onun için döşeneyim köşemde.
- Ama babacığım, haxızlık ediyorsun, ben senin köşenden öğrendim böyle yazmayı. Baxana senin köşende de başından beri "faks" sözcüğü "fax" olarak yazılıyor ya… Hatta Sabah Gazetesi’nde yazan Fatih Altaylı diye bir arkadaşın var ya, o da hep "fax" olarak yazıyor. Üstelik de büyük harflerle…

Bu diyalog Mehmet Yılmaz’ın moraran yüzüyle burada bitmiş de olabilir, "Saçmalama, ben büyük ve ünlü bir yazarım, dilediğim harfi kullanırım. Sen kendi işine bak!.." diye de bitebilir. Dilerseniz, dili konusunda büyük duyarlılığa sahip bu yazarımızın söz konusu yazısını birlikte okuyalım:

Myshowland’de Türkçe Olimpiyatı


DÜN çok ilginç bir toplantı için gönderilen bir davetiye aldım.
Davetiye 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı için düzenlenmiş.
(Ve bir Türkçe tartışması toplantının adıyla başlıyor aslında: Davetiyede "olimpiyat" sözcüğünün sonundaki sert sessiz harf, "ı" eklenince "d" ile değiştirilip "olimpiyadı" diye yazılmış. Doğrusu Ömer Asım Aksoy’un Ana Yazım Kılavuzu’nda "olimpiyatı" diye belirtiliyor ama TDK İmla Kılavuzu da sözcüğü "olimpiyadı" diye verdiği için bunu tartışmıyorum. Ben Ana Yazım Kılavuzu’nu tercih ettiğim için "olimpiyatı" diye yazdım.)
Dikkatinizi Türkçe Olimpiyatı’nın düzenlendiği yere çekmek istiyorum: Myshowland!
Türkçe Olimpiyatı düzenlemek için İstanbul’da adı Türkçe olan bir yer bulunamamış mı diye düşündüm.
Düşündükçe de bunun ne kadar güç bir iş olduğunu bir kez daha gördüm.
Binalara, işyerlerine İngilizce isimler takılması yeni bir uygulama değil aslına bakarsanız.
Ama bunun giderek çığırından çıktığı da kimse için bir sır olmamalı.
Pazar günü Hürriyet’in sayfalarını dolduran yeni konut sitelerinin ilanlarına şöyle bir bakmak bile bunu görmek için yeterli.
Yakında İstanbul’da oturan birinin adresine bakarak onun Londra’da yaşadığı düşüncesine kapılırsanız hiç şaşırmayın.
Özellikle de İngilizcenin yerel dilleri baskı altına almasını cezalandırıcı yöntemlerle önlemek elbette mümkün değil.
Sorun, ulus olarak dilimize sahip çıkma hassasiyetimizi geliştirmekle çözülebilir ve bu da ilkokullardan başlayarak öğretilebilir.
Çocuklarımızı "test çözen robotlar" haline getirdiğimiz için ne yazık ki sorunun kendisi de ilkokullarda başlıyor zaten.