Pazartesi, Ekim 24, 2005

Sallandık, sallanıyoruz, sallanacağız!

İzmir'de geçen cuma inanılmaz şeylere şahit olduk. Kamu daireleri, hastaneler boşaltılmış, saat 15'te feci bir deprem bekleniyor diye. Ülkemin polisi de zorla işhanlarını boşaltmış. Çok merak ettim, böylesine hızlı ve öncelikli bilen bir sistemimiz var da onca insan niye öldü Gölcük'te? Niye Japonya'ya, Pakistan'a filan gönder miyoruz bu aleti yardım niyetine?

Bu ülke hakikaten çok komik yahu. Aklıma yıllar önce Nokta Dergisi'nin yaptığı bir araştırma geldi, belki hatırlayanınız vardır. Haberciler polis rolündeydi, sokaktaki insanları zorla yerlere yatırmışlardı, silah varmış gibi korkutarak. Herkesin yerlere uzanmış görüntülerini hatırlıyorum hayal meyal. Polis yat diyo yatıyoruz, kalk şaka yaptık diyo kalkıyoruz, ne iş bu yahu? Annem Güzelyalı'da oturuyor, onu almaya gittim o feci gün. İğne atsan yere düşmez bir vaziyette herkes battaniyesi ve suyu ile Güzelyalı parkındaydı. Korku dağları bekler, tamam da nedir bu toplumsal etkilenim. Kimsede sorgulama yok. Bence iyice incelenmesi gereken bir konu bu. Hani bir gün bir deli çıksa - ki sık sık çıkar bu memlekette, iyi biliriz - olmadık birşey dese, yandık vallaha.

Sizleri bilmem ama biz İzmirli yazarlar aynı zamanda yazılan herşeyi (ve hatta çizilenleri de) kontrol ederiz. Bizdeki redaksiyon işi yazarların yakasına yapıştırılır ve hayatımız kayar, bir daha her okuduğumuz başımıza bela olur. Yirmi yılın etkisiyle ben de feci durumdayım. Sıkı bir kitap okuruyum ama artık okuduklarımdan tat alamıyorum. Son günlerde en çok taktığım konu virgül konusu. Yahu, şu çevirmenleri nasıl adam edeceğiz? Bırakın diğer yazılım hatalarını, şu "virgül" ve "ve" işini ne yapacağız. Bu hatayı reklam yazarlarında da görür oldum. Ve bağlacı aynı zamanda bir çeşit virgül demek ikisi yanyana gelmez. İngilizce mi bu yahu? Bu yanlışları düzeltme hastalığı yüzünden çeviri yayınları okumaktan helak olmaktayım. Nerededir bu çevirmenlerin merkezleri, yazıp hıncımı almak istiyorum. Bilen varsa söylesin.

2 Comments:

Blogger Nokta Çelik said...

Ah Maksude arkadaşım, aynı dertten ben de mustaribim! Buna mesleki deformasyon deniyor. Bu tabiri yıllar önce Mina Urgan'ın Bir Dinazorun Anıları kitabından öğrenmiştim. Mina Urgan da yıllarca ders vermekten dolayı normal konuşmalarını da sanki ders anlatıyor gibi yaptığından bahsediyordu. Bizimki de böyle nüksediyor işte! Bazen doğru düzgün kitap okuyamıyorum, hep cümlelerin daha iyi kurulmuş hallerini arıyor zihnim.

Bu arada deprem ve paniği için geçmiş olsun.

25 Ekim, 2005 10:48  
Blogger Ayşe Tüzel said...

Yazdıklarınıza kelime kelime katılıyorum. Hatta bu "ve" ve "virgül" meselesinden çok çektiğimi söylemek isterim. Bundan iki yıl kadar önce, sektöre kızmış, biraz ara vermiştim reklam yazarlığına. Alfa Bilgisayar Kitapları dizisinde editörlük yapmaya başladım. Pek rahat idi. Evden çalışıyorduk (eşimle birlikte ki o hala devam ediyor). Halen de ucundan kıyısından bulaşmışlığım var. Lakin o dönemde de şimdi de iyi çevirmen bulma sorunumuz vardı ve hep var olacak. Pek çok çevirmen adayı başvuruyor, "ben bilgisayardan anlarım, İngilizce bilgim de süper" diye. Ama Türkçe bilmiyorlar maalesef. Çevirmenlerin çevirdiklerini Türkçe'ye çevirmek ise ayrı bir hüner ve sabır işi. Elden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Ama bugün dahi kitabı elime aldığımda "aa nasıl gözümden kaçmış" diye şaşırdığım tashihler oluyor. E kitap bu... Ama editörler de bunun için var. Düzeltmek için. Çevirmenin hatasını derleyip toplamak için. Yayınevlerinde bir kitabın çevirmenine ödenen para kadar editörlere de para ödeniyor. Bu nedenle çevirmenlere fırça atarken konu olan kitabın editörünü de es geçmemek lazım diye düşünüyorum. Kötü çevirinin sorumlusu sadece çevirmen değil, onun öyle çeviri yapmasına izin veren, hatalarını düzeltmeyen çeviri editörüdür aynı zamanda. Reklam yazarlığının yanı sıra çeviri editörü olarak da çalışan biri olarak söylüyorum bunları.

Ama bu çuvaldız da epey acıtıyormuş, itiraf edeyim.

NOT: Depremin korkusu hepimizin yüreğinde, büyük büyük geçmiş olsun herkese. İzmir depremini ta İstanbul'da Kızıltoprak'ta nerdeyse burada oluyormuşcasına hissedip, gece yarısı sokağa dökülen nadir İstanbullulardan biri olarak korkum hala dizlerimi titretiyor. Zor, çok zor.

25 Ekim, 2005 11:29  

Yorum Gönder

<< Home