Salı, Ekim 11, 2005

Attila İlhan da...

"...artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti ışıklarımı söndürdüler..."

Yasak Sevişmek - Attila İlhan 1968

İnanasım gelmedi. Kabullenesim gelmedi. Bilemedim elimi ayağımı nereye koyacağımı.
Söz de bitti.

10 Comments:

Blogger Haluk Mesci said...

"Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.

Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir."

....

Ucuz kaçmayacağını umarak, 'böyle bir yazmak görülmemiştir' diyeyim. Türk dili bir başka ustasından öksüz kalacak şimdi.

11 Ekim, 2005 13:00  
Blogger deniz ural said...

"an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Attila ölür"

...
Bugün, elde var hüzün.

11 Ekim, 2005 13:21  
Blogger Erçin Sadıkoğlu said...

"....ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese.
Singapur yolunda demeseler.
Bana bunu yapmasalar, yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum.
Ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın.
Sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
Üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutsam Pia'nın.
Ölsem eksizsiz ölürdüm..."


Pia'sını aramaya kim bilir nerelerde devam edecek şimdi. Evet, elde var hüzün!

11 Ekim, 2005 14:28  
Blogger Bülent Şentay said...

Ölmemesi gerekenlerdendi, unutulmaması gerekenlerin arasına katıldı...

11 Ekim, 2005 16:01  
Blogger Tayfun Kısacık said...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

11 Ekim, 2005 16:52  
Blogger Tayfun Kısacık said...

BELKİ GELMEM, GELEMEM
Sen İstinye'de bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım, karanlıktayım
Belki gelmem, gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha birçok seviyorum
Belki gelmem, gelemem beş dakika bekle git
Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem, gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem, gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
Sana ait ne varsa
Hiçbiri bbenim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem, gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem, gelemem beş dakika bekle git

11 Ekim, 2005 16:58  
Blogger Ceylan Pojon said...

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin

dağılmış su dumanı şimşekli bir karanlığa
yağmurun altında çınar
çınarın altında o karaltı
bırakılmış bir araba
34 FN 346
sağ arka lastiği yırtılmış
camlarında kurşun delikleri
içinde barut kokusu var
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin

şimşekler yaladıkça nikelajını
tırnak uçlarında çıtır çıtır
yoğun bir elektrik sokağa
bu araba mutlaka çalınmıştır
şüpheli ne zaman bulabilecekleri
dışarda unutmuş bir ayağını
bir genç direksiyona yıkılmıştır
kanı sımsıcak damlıyor
dirseklerinden koltuğa
roman çoktan bitmiş
yol bitmiş bitmiş kavga
hala çalışıyor silecekleri
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa
bir sola bir sağa

geceyarıları
tenhadır buraları
ne in ne cin
kırmızı lambası
sanki kan damlası
demiryolu geçidinin

11 Ekim, 2005 17:36  
Blogger Kağan İşmen said...

Biz sana mecburduk!

11 Ekim, 2005 19:59  
Blogger Başak Kanat said...

"Sisler bulvarı'nda seni kaybettim
Sokak lambaları öksürüyordu
Yukarda bulutlar yürüyordu
Terkedilmiş bir çocuk gibiydim
Dokunsanız ağlayacaktım
Yenikapı'da bir tren vardı"

...

12 Ekim, 2005 14:33  
Blogger Eda Çizioğlu said...

Jilet Yiyen Kız

o kızı nerede nasıl görsem
aklımı başımdan alır ağzı
saçları şıra köpüğü desem
kaşları bıçak izi kırmızı

yakut pulları mı/bu ne görkem
kanlı gözbebeklerindeki yazı
beni nasıl büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kırmızı

kızıl demirden bir ünlem
salınması yangın yalazı
korkmasam öpmeye eğilsem
dişleri elektrik kırmızı

çarpılmışım başım sersem
sevdim jilet yiyen kızı
göğsündeki kumrulara değsem
gagaları zehirli kırmızı

içerse kezzap içer/hem
sarhoş da olmaz/azıp bazı
yasak bölgelerine insem
tüyleri ısırgan kırmızı

gece gündüz tek düşüncem
kasıklarımdaki ince sızı
artık kimseyle sevişemem
anladım sevişmek kırmızı

jilet yiyen kız merih’li gecem
birlikte bulacağız belâmızı
sonumuz kuşkusuz cehennem
kırmızı kırmızı kırmızı

13 Ekim, 2005 14:17  

Yorum Gönder

<< Home