Çarşamba, Nisan 19, 2006

PADRO PADRONE!

Moran Ogilvy’deyken Repro, Ekol ve Ajans Ada’dan birer hafta
arayla transfer teklifi gelmişti. İlk iki ajansla görüştüm.
En son Ajans Ada’ya görüşmeye gittim.
Ersin Salman’la o gün tanıştım. 70 darbesi sonrasında
reklamcılığa başlamıştı. TRT’de prodüktörken uzaklaştırılmıştı.
4 Şubat doğumluydu. Ben de 81 darbesinde TRT’de Ankara Radyosu’nda prodüktördüm. 4 aylık askerliğimi yaparken 9 Kasım kararıyla kurumdan başka kurumlara sürülen 101 TRT’ci
arasına girdim. Erzurum’a sürüldüm. Yapacağım tek iş reklamcılıktı. Benim de doğum tarihim 4 Şubat’tı. Ersin Salman Kayseri’de okumuştu. Benim de baba memleketim Kayseri’ydi.
Her ikimiz de aynı dünya görüşüne sahiptik. Şiir yazıyorduk. Bu kadar ortak nokta, o görüşmede ortaya çıktığında kararım da kesinleşmişti. O güne değin, İlancılık’ta 2.5 yıl Moran Ogilvy’de 9 ay çalışmıştım. Savaşın içerisinde cerrahlığı öğrenir gibi
reklamcılığı da kese biçe öğrenmiştim. İlancılık’ta işe başladığım zaman, 11 ajansın yer aldığı bir konkur vardı.
Türk Dış Ticaret Bankası konkuru. O konkura katılıp, konkur kazanarak mesleğe başlayan tek reklam yazarıyım. Bankanın adı, o konkurun sonucunda bizim önerimiz sonucunda Dışbank olmuştu. Şunu söylemek istiyorum: Ajans Ada’ya geldiğimde
İş bitirme anlamında epey yol almış, ödüller kazanmış biriydim. Ama hiç ustam olmamıştı. Ajans Ada’nın işlerini ise uzaktan uzağa çok beğeniyordum. Ersin Salman’ı tanıdıktan sonra ise bu mesleğe insanın kendisini nasıl adaması gerektiğini öğrendim. Reklamcılığa aşık oldum. Ajans Ada’nın yaratıcı grubunda her düzeyde yazar ve yaratıcı vardı. Sanki Üniversite Fikir Kulübü gibiydi. Toplantılar bir case’di, work shop’tu ve eğlenceliydi. Herkes çalışır, yüz civarındaki başlığını, çeşitli fikirleri Ersin Salman’ın önüne koyardı. O da, oturur, beğendiklerini flomasterlerle işaretlerdi. Bazılarına soru işareti koyardı, düşünelim dercesine. Biz de sessizce beklerdik. Hoşuna giden bir fikir olduğunda kahkahayı patlatırdı. ‘Kim bu Allahsız’, diye de sorardı. Bildiklerini paylaşan biriydi. İyi bir fikir çıkmadığında, kimilerinin iyi fikirleri de olsa “gidin 100 başlık daha çalışın, bir saat sonra
tekrar toplanacağız” derdi. Korkudan adrenalinimiz yükselirdi
ve gerçekten de daha iyi fikirler, başlıklar ortaya çıkarırdık.
Akşamları ondan haber gelmeden eve gidemezdik. Hafta sonumuz da çoğu zaman ajansta geçerdi. Toplantı masası üstünde kahvaltıyla başlar, gazeteleri, günlük olayları, maçları
vb. değerlendirir, sonra maraton çalışma saatlerine geçerdik.
Çoğunda da sabahlardık. Ama kimse yakınmazdı.
En son kararlaştırılan işlerin, metinlerin üzerinden cilayı patron geçerdi. İşin sonuna geldiğimizde bile eve gitmek kimsenin aklına gelmezdi. Sunum, büyük bir heyecanla beklenirdi.
Ersin Salman, iyi bir yaratıcı olmanın ötesinde işi çok iyi
sunan, müşteriyi etkileyen, karizmatik bir liderdi.
Müşterinin bir reklamcıya nasıl saygı duyduğunu ilk onda gördüm. Ben onu kendime ‘model’ seçmiştim. Aramızdaki hitabım “padro padrone”ydi. Yani babam ve ustam.
Bu mesleğin, usta-çırak ilişkisiyle geliştirilebileceğini bana
gösteren de o oldu. Belki de o nedenle, ben de onun yolundan gittim. Çırağım olmak isteyenleri kırmadım. Yetiştirdiğim yaratıcıların içinde Kağan İşmen’in ayrı bir yeri vardır. Bizim de onunla ilişkimiz, Ersin Salman-Oğuzhan Akay ilişkisine benzer. Ersin Salman’la 7 yıl birlikte çalıştım. Yazar olarak girdiğim Ajans Aja’da Yaratıcı Yönetmen, Başkan Yardımcısı oldum. O, bizler için koca bir Ajans Ada ailesinin “guru”suydu.
Reklamcı kişiliğimizi o yeniden biçimlendirdi. Sosyal, kültürel, edebi yönlerimizin gelişmesini, reklam etiğine sahip reklamcılar olmayı, mesleğe adanmışlığı, “ad-man” liği
“Adamız”da öğrendik. Orada büyüdük.
Eğlenerek çalışmayı, mizahı, saygıyı, sevgiyi, paylaşmayı,
ortak hedefler etrafında birleşmeyi, aidiyet duygusunu
orada fazlasıyla yaşadık.
Ersin Salman, aynı zamanda bize çocukluğumuzu korumayı da öğretti ki, bu yaratıcılığın birinci kuralıdır. Bize yaptığı şakalarla “mizahın yaratıcılığı nasıl körüklediğini” de
gösterdi. Hayatı ve kendimizi o kadar ciddiye almamayı, ama sorumluluklarımızı ihmal etmemeyi de.
Ajans Ada öyle büyüleyici bir ortamdı ki, bugün trilyonlar harcansa yeni bir Ada yaratılamaz.
Mecraya çıkan her işimiz olay yaratır, üzerinde günlerce konuşulurdu. “A la Ajans Ada” söylemi o zamanlar çıkmıştır.
Reklamcılığın tarihinden bir Ajans Ada geçmiş ve tüm sektörü
yeniden biçimlendirmiştir.




Ben, Ada’nın Merkez’le birleşmesini “Adam” olmasını
hiç istemedim. “Ada yaşasın burada, Merkez’le çakışan müşterileriyle sözgelimi Garanti’yle” dedik, olmadı.
Bir parçamız oraya gitti. Bir parçamız zaman içerisinde tüm sektöre yayıldı.

Bugün Ajans Ada’nın mirasçısı Lowe…
Başında da çocukluk ve iş arkadaşım
Nesteren Davutoğlu var. Günsür'ü yitirdik. Deniz, bayrağı aldı ilerliyor.

Zaman zaman eski Adalılar bir araya geliyoruz.
Aramızdaki bağların ne kadar güçlü olduğunu görüyoruz.
Demek ki her şey gerçekmiş, rüya değilmiş diyoruz.


Sağol ustam. Padro Padrone!

4 Comments:

Blogger Hatice Üzgül said...

Ben işsiz olduğum dönemde iyi bir ajanstan çok, iyi bir usta aradım kendime. Çünkü Oğuzhan beyin değindiği konunun ne kadar önemli olduğunu hep sezinlemiştim. Şimdi biliyorum ki, doğru yolu seçmişim:)))

Çünkü artık çok iyi bir ustam var. (O beni çırağı olarak görüyor mu, bilmiyorum? ) Ama ben, onun her hareketini gözlemleyip, her bakış açısının altında bir hikmet arıyorum.

Onunla tanışmadan önce, sektörel bilgisinin hayranıydım.
Onu tanıdım, kendisinin de hayranı oldum. Elde ettiği şöhreti tamamiyle hak eden biri! Hatta o, efsanesini bile aşmış biri:)))

Bu sektöre girmeden önce hep hayal ederdim; ileride bir gün onun kadar iyi bir reklamcı olabilmeyi... Şimdi sektöre girdim, onu tanıdım, hayalim bana yıldızlar kadar uzak geldi:))))

Ondan ne öğrenirsem kardır. O bana ne öğretirse doğrudur.

19 Nisan, 2006 15:31  
Blogger Eda Çizioğlu said...

Merak ediyorum Ortak Defter'de yazan daha sonraki kuşaklar içerisinde "Padro Padrone" ilişkisi yaşayan kimler var?

'Usta' diyebileceğim az sayıda insan tanımış olsam da 'benim ustam' diyebileceğim birisi olmadı henüz, ama çok isterdim yıllar sonra ardından bunca güzel söz söyleyebileceğim bir ustamın olmasını.
Kim istemez ki?

19 Nisan, 2006 15:38  
Blogger Kağan İşmen said...

Sevgili ustam, dostum, yol arkadaşım, iyi ki varsın!

Bu sektöre, amcamın ortak olduğu (Penajans DMB&B) ajansta adım atmış olmama rağmen, hayatta sadece ve sadece sana usta diyorsam, söylenecek fazla söz de yok aslında:)

Saygilar

Kağan İşmen

19 Nisan, 2006 18:12  
Blogger Emine Civanoglu said...

Güne böyle başlamak, planladığım birşey değildi. Ofise gelecektim, en önce ben gelmiş olacaktım, Kör Baykus'u bitirip bilgisayarımı açacak ve bugün için iş planı yapacaktım. Sabah sabah ağlamak, kıskanmak, üzülmek, tanıdık isimlerle ilgili paha biçilmez kelimeler okumak, neden benim bir ustam olmadı ve ben kör karanlıkta kendi kendime yol aradım diye diye içimin duvarlarına çarpıp şimdiye kadar varlığını bilmediğim bir yeri titreten sızıya şaşırmak yoktu planımda. Ben, kendi başına doğmuş, bu kentte ustasız büyümüş, kışları kalemi çıplak dolaşmış, ilk reklamlarını suya yazmış bir yazarım. Küçük yazarlar doğurdum yeni ve biliyorum ki bazı yazılar değiştirir insanın hayatını. Bu sabah bu yazıyla kalbimden tuttuğunuz ve şimdiye kadar yaslanacak bir yer bulamayan yanlarıma sırt olduğunuz için teşekkür ederim :))

21 Nisan, 2006 09:17  

Yorum Gönder

<< Home