Salı, Nisan 18, 2006

Kayda geçsin deyü.

13 Comments:

Blogger Kağan İşmen said...

Cumhuriyet'in bugüne kadar yaptığı işleri özellikle beğenen biri olarak, bu işi Cumhuriyet'e hiç yakıştıramadığımı söylemek istiyorum.

Nedir şimdi bu?
Felaket habercisi gibi gazetecilik yapmak, Cumhuriyet'e yakışıyor mu? Ayrıca bize ne söylüyor? Bilmediğimiz bir şeyden mi bahsediyor? İrtica konusunda yeni gelişmeler oldu, geri dönülmez bir yola girdik de, bizim mi haberimiz olmadı?

Açıkçası durumu takip etmedim!
Ama, konuya dair yeni bir araştırma yazı dizisi yoksa Cumhuriyet'te yayınlanacak...
Bu reklam, bizi yeni bilgilerle tanıştırmanın bir habercisi değilse, yani sadece, yaratıcı iş olsun, Cumhuriyet ortalıklarda görünsün diye yapıldıysa...
Sadece bu yüzden, konu yeniden ısıtılıp önümüze sürüldüyse, yazıklar olsun!

Öyleyse başka bir gazete de çıkıp, atıyorum 1 Mayıs gösterileni bahane edip, Komünizm'i hedef göstererek Tehlikenin farkinda misiniz desin!

Başka bir gazete, Kürtlere karşı kışkırtsın bizi!

Hiç yakıştıramadım!
Eğer yeni bir yazı dizisini anlatıyorsa bu reklam, onu da anlamadım açıkçası. Anlatmıyor!

18 Nisan, 2006 11:14  
Blogger Tayfun Kısacık said...

Ben öyle düşünmüyorum. Daha bu sabah NTV'de Türk Tabipler Birliği'ni ele geçirmeye çalışan hükümete karşı doktorların direnişinden bahsediliyordu. Üniversiteler de aynı durumda. Birçok kamu kuruluşu işgal altında. Bilinçli bir çalışma sürdürülüyor. Belki bizler bunları unutuyoruz... Belki göremiyoruz... Belki sadece kendi derdimize düştük. Toplum olarak 23 gün önceki gündemi unuttuğumuz da bir araştırmayla kanıtlandı ya... Belki birilerinin bize birşeyleri yeniden hatırlatması gerekiyordu.. Ayrıca Cumhuriyet'in safları bellidir yani hiçbir zaman olmadığı bir kılıfa bürünüp ikiyüzlülük yapmıyor ki? Kredi alınca susan ve ertesi gün tünelin ucu göründü edebiyatı yapan medya gibi bugün İsa'ya yarın Musa'ya yaranma çabasında olduğunu hiç sanmıyorum... Bence asıl tehlike gazetemize uyku ilacı katanlardır.
Tehlikenin farkında mısınız?

18 Nisan, 2006 11:55  
Blogger Başak Kanat said...

Takip eden var mı bilmiyorum. Ama Kanaltürk'te her Pazar, saat 12:00 ile 13:00 arası Politika Durağı diye harika bir program var. Tuncay Özkan ve Cüneyt Arcayürek'in... Tavsiye ederim. Her geçen gün daha da yaklaşan, hatta burnumuzun ucunda olduğu halde göremediğimiz tehlikeyi anlatıyor, belgeleriyle gösteriyor ve zekice eleştiriyorlar.

Mutlaka izleyin!

18 Nisan, 2006 13:19  
Blogger Şahin Tekgündüz said...

Bir önceki yorumumda bir sözcüğü yanlış yazdığım için özür diler, düzeltirim.

Cumhuriyet çok önemli bir görev yapıyor... Ama ne yazık ki sadece Cumhuriyet...
Farenin bebek kulağını kemirip bitirirken uyuşturucu bir sıvı yaydığını, kulağı uyuşan bebeğin de hiçbir şeyin farkına varmadan mışıl mışıl uyumaya devam ettiğini bilir misiniz? Kimi farkında olmadan uyur, kimi gaflet uykusu uyur, kimileri de olup biteni bilir ama, uyur gibi yapmayı seçer. Bir olsun uyumayalım...

18 Nisan, 2006 16:39  
Blogger Kağan İşmen said...

Valla Şahin Abi sağol!

Üzerime alınmayayım diye çabaladım ama, olmadı.
Aydınlık Yurttaş Girişimi'nin doğuşundan itibaren içinde bulunmuş, bu girişim için bir fiil çalışmış, 'Sürekli aydınlık için, 1 dakika karanlık' kampanyasına hem emeğiyle, hem fikriyle destek vermiş, Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin iletişim çalışmaları için yıllarca dirsek çürütmüş, İZ Grubu'nun içinde çalışmış, yıllarca dernekçilik yapmış biri olarak, uyuyan güzel muamelesi görmek iyi geldi:)

Sanırım buraya yazanlar, duruma hangi perspektiften baktığımı çok da sorgulamadan, Cumhuriyet'i karaladığımı düşünerek, Cumhuriyet'i savunur duruma geçtiler.
Buna hiç gerek yoktu bence!

Bu ülkede irtica tehlikesi ne zaman yoktu ki?
Bugünden çok daha zor dönemler geçirmedi mi bu ülke?
Benim dayanamadığım şey, bu durumun dönem dönem ısıtılıp, tekrar gündeme getirilmesi. Ülkenin tamamına, hafızasız muamelesi yapılması. Herkesin aynı kefeye konması.

Ve bunu yapan da, Cumhuriyet gibi bir gazete olunca, ben bozuluyorum açıkcası. Bunu Sabah yapsa, Milliyet, Hürriyet yapsa anlarım da, Cumhuriyet bu olmamalı.

İrtica geliyor, şu geliyor, bu geliyor çığırtkanlığı, Cumhuriyet'in tarzı değil bence. Bu ülkenin insanları hep korkutuldu! Gün geldi, komünizm geliyor diye korkutuldu, gün geldi irtica geliyor diye korkutuldu.
Hep korkuyla, sindirilmiş, provake edilmiş olarak yaşadı. Sonra da, en ufak bir kıvılcımda, toplum patladı!

Soruyorum herkese, bu mudur irticayı önleyecek hareket? Önyargılar oluşturup, toplumu kamplara bölmek, hoşgörüyü ortadan kaldırmak mıdır? Korkutmak mıdır? Bu oyunu yıllarca seyretmedik mi? Oyunun sonunu herkes bilmiyor mu? Hafızayı sorguluyorsak, burada sorgulayalım o zaman? Uyuma fiilini, burada tekrar açalım. Kim uyumuş, kim filmi sonuna kadar izlemiş?

Bunu bir de Cumhuriyet de yapıyorsa, söylenecek söz yok diyorum. Öyleyse ben Cumhuriyet'i, eski haliyle hatırlamak istiyorum.

Umarım bu yazıyı anlayışla karşılarsınız. Hassas noktam!

Herkese sevgiler

Kağan İşmen

18 Nisan, 2006 21:07  
Blogger Haluk Mesci said...

Kağan, heyecanla yazınca, şeklen de olsa gözden kaçan bir çelişki çıkmıyor mu ortaya ? Bazı gazeteler yapsa 'anlaşılır' olan bir şey, bir başkası yapınca 'anlaşılmaz' olabilir mi ? Hem, irtica tehlikesi hep var idiyse, herhangi bir zamanda tehlikeye işaret etmek neden anlaşılmaz olsun ? Evet, 'halkı kamplara bölmek' ve/veya bir başka kampa karşı kışkırtmak 'anlaşılır bir şey değildir' diyorsun ama, ruhu kadar lafzı da tutarlı olmamalı mı yazılarımızın ?

Merak ettiğim bir şey de şu : 'Eski hali' ile hatırlamak istediğin Cumhuriyet'in 'yeni hali'ndeki fark, acaba reklam tarzındaki değişiklikten geliyor olmasın ?

18 Nisan, 2006 21:50  
Blogger Kağan İşmen said...

Benim baktığım yerden bakınca, olabilirmiş gibi geldi bana Haluk Abi:)
Zamanında koltuğumuzun altına aldığımız tek gazete Cumhuriyet'ti. Bir başka gazete değil. Cumhuriyet'in bir duruşu vardır. Bunun içindir yazdığım şey, 'bari sen yapma anlamında' belki sırrı içinde gizli kaldı.

Genel bakınca, tabii ki olmaması gereken bir durum. Hiçbir gazetenin buna hakkı olduğunu düşünmüyorum. Uzanlar'ın zamanındaki Star'ı örnek vermek isterim bu duruma yakın tarihimizden. Olunca nasıl oluyorduyu hatırlamak için.

Bulunduğumuz coğrafya ve Türkiye'nin tarihi (osmanlı, halifelik, isyanlar) itibariyle, bu ülkede itrica tehlikesi hep vardı. Bence hala var! Fakat bunun önüne geçmenin yolu, durumu arada bir hatırlatmak değil, örgütlü bir mücadeledir. Politika üretmektir. Bu açıdan bakınca da, hatırlatmak komik geliyor bana. Ben hatırlattım, görevimi yaptım, sıradaki gibi. Hele hele, hatırlatmanın arkasında, bir çözüm önerisi yoksa, daha da yersiz! Ben size bir tehlikeyi hatırlatayım, bir korkun önce siz, sonra gereğine bakarız gibi.

İşte tüm bunlardan dolayı yakıştıramadım Cumhuriyet'e durumu. Belki biraz duygusal!

Aradaki fark da, tamanen hayata bakışı ile ilgili Cumhuriyet'in. Biz de bunu, iletişimiyle anlıyoruz doğal olarak. Bana hastalıklı geldi bu bakış.

Tamamen kişisel fikrim, diğer görüşlere de saygısızlık etmek istemem.

Sevgiler

Kağan İşmen

19 Nisan, 2006 11:16  
Blogger Oğuzhan Akay said...

Biraz muzırca olacak ama dayanamadım:


"Tehlikenin farkında mısınız? Cumhuriyet'e sahip çıkın!"

30 Cumhuriyet alana bir Kırıkkale bedava...

Reklama diyecek yok. Ama korkuya ve korku edebiyatına, kışkırtmaya, kışkırtılmaya hayır...
Hepimiz yurtseveriz.
"Korkmaaaa"...Korkmuyoruz! Korktukça sıra gelebilir.
Faşizmin en büyük besinidir korku.

19 Nisan, 2006 15:18  
Blogger Bülent Şentay said...

Turgay Ciner'in Aytemiz Petrol ile yaptığı ortaklık Cumhuriyet'in birinci sayfasında haber oluyorsa teyiruhmuC netkeçreg edekilhet ritkemed.

19 Nisan, 2006 22:46  
Blogger Maksude Kılınç said...

Cumhuriyet gerçekten tehlikede. Anadolu'ya bakın.

"Az mıyız?" diye sormuştum bir zamanlar, gaza geldiğimi söylemişti bir arkadaşım.

Çanakkale Şehitliği'ne gidin. Orada insanları dolaştıran rehberleri bir dinleyin. Ülkenin çoğunluğunun olduğu Anadolu'ya gidin. Kentlerin ve ilçelerin sokaklarını dolaşın. Hakikaten azız, üstelik sessiz azınlığız.

Cumhuriyet'in ilanı bana da mail marifetiyle gelmişti. Etkilenmiştim ve bravo, iyi bir gönderme yapmış demiştim.

"Hiç kimsenin ardından o kadar üzülünmemişti, ağlanmamıştı!" başlıklı afişlerle, brandalarla kutlamalar yapılıyor bu hafta. Neden? Hz.Muhammed'in kutlu doğum haftası olduğu için. İnançlara hiç bir lafım yok. İnanç kişinin kendi içindedir, kutlansın. Ama başlığa bakın, dokunmuyor mu?

Ve İzmir'de ilk kez, bir kez daha söylüyorum, ilk kez her yerde bu brandalar ve afişler var. İzmir'i bilirsiniz, kendine hastır, ilericidir, sesini yükseltir, cezasını hemen verir yanlışların. Ama bugün her yerde bu afişleri görebiliyorsam ve bu başlık beni bu kadar sinirlendiriyorsa, durup bir düşünürüm.

Efendiler, bulunduğunuz nokta nerededir, bilemem. Ama dışarıya, ülkenizin geneline bir bakın.

Sakın bunları "kışkırtma" adı altında yorumlamayın. Kıştırtma ve çığırtkanlık hiç savunduğum bir şey değildir. Ama ayak sesleri hiç hoşuma gitmiyor, söylemek istedim.

20 Nisan, 2006 15:21  
Blogger Nurettin Yay said...

Tüccarların ideolojik çığırtkanlık yapması doğal.Örgütlenme biçimine reklamla davetiye çıkarılması da doğal, doğal olmayan tek şey psikolojik baskı.....

22 Nisan, 2006 15:06  
Blogger Kağan İşmen said...

Bu saaten sonra, kimse dönüp bu başlığın altındaki yazıları okur mu bilmiyorum ama, yine de yazmak geldi içimden.

Geçtiğimiz ay yukarıda konuştuklarımızdan sonra olanları düşününce... Cumhuriyet'in 3 kez bombalanması, yargıya yapılan saldırı ve Hürriyet'in bugünkü manşeti 'Kaşıya Kaşıya', durumun vahametini bir kez daha gözler önüne seriyor sanırım.

Gerçekten kaşıya, kaşıya bugünlere geldik!
Emeği geçenlerin ellerine sağlık! Bravo!

18 Mayıs Perşembe

Kağan İşmen

18 Mayıs, 2006 13:06  
Blogger Emrah Doğu Akay said...

Kağan, yine senin sayende ben geldim okudum hepsini... Yazdıklarının tamamına imzamı atarım. 80 küsür yıllık Türkiye Cumhuriyeti nice badireler atlatıp bugünlere geldi. İrticadan, şundan, bundan korkacak değiliz. Buyursunlar gelsinler bakalım o kadar kolay mı... Bunların kaşınması, korku üzerinden politika yapılması, hatta reklam yapılması gerçekten hoş değil.

Kimse unutmasın ki bu ülkede ne zaman ortalık karışsa, yıllar sonra ortaya çıkar ki aslında bu "yabancı istihbarat servislerinden birinin ve onun bilinçli/bilinçsiz yerli işbirlikçilerinin" işidir. Bakınız 12 eylül öncesi Beyazıt Meydanı'nda katledilen öğrenciler, bakınız Balgat'ta taranan Tip'liler, bakınız 1 Mayıs 1977 Taksim Meydanı, PKK, Hizbullah, şu bu... Say say bitmez bunlar... HSBC bombalaması da dahil.

"Büyük Ayı" uluslararası arenada ne zaman bir şeyler karıştırmaya başlayacak olsa, destek beklediği ülkelerde el altından ortalık karıştırma ve kamuoyunu hazırlama operasyonları yapar. İran, Suriye gibi ülkelerin vurulmasından önce Türkiye'nin "din" temelli temalarla sıkıştırılması "büyük plan"ı okuyan beyinlere şaşırtıcı gelmeyecektir. İşin içine Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve 2007 Meclis seçimini de katalım. Yine Ermeni diasporası vasıtasıyla dışarıdan gelen sıkıştırmaların da bunlardan ayrı olduğunu sanmayalım.

Neyse... Maksadı aşacak şekilde fazla uzattım galiba. Şu anda gerilimi artırmaktansa, herkesi sağduyuya davet etmek yapılacak en doğru iş olsa gerek.

18 Mayıs, 2006 17:32  

Yorum Gönder

<< Home