Salı, Nisan 18, 2006

She makes me wonderbra:)

Wonderbra ilanı, Hatice’nin yazısı, bana Alain De Botton’un şu sözünü anımsattı, ayrı bir konu olarak açayım istedim:

“İhtiyaç temelli olmayan alışverişe yöneltilen ahlaki saldırıyla, üreme amaçlı olmayan cinsel birleşmeye yöneltilen ahlaki saldırı arasında gözle görülür bir bağlantı vardır: Her iki durumda da sansüre uğrayan şey hazdır.”

Ortak Defter'deki "Sigara içmeyenlerin hakları" başlıklı yazı ve onun yorumunda Jean Jacques Brochier'den alıntılanan şu yazı bağlamında bir bağlantı kuracak gibiyim, bu saatteki kafa karışıklığımla: “Sigara içme yasağı tatsız bir şaka olmaktan çıkıp özgürlüğümüze yönelen açık bir saldırıya dönüşüyor. Yaşamın bütün zevklerinin sağlık ya da ekonomi gerekçesiyle mahkum edilmesine doğru gidiliyor. Zar zor elde edilmiş onca özgürlükten sonra iğrenç ahlakçılık halkasını yeniden mi boynumuza geçireceğiz?”

8 Comments:

Blogger Nokta Çelik said...

Sigara konusunda bir çift sözüm var: Yasaklanmasın ama kibar olunsun. İçmeyen de içmeme özgürlüğünü kullansın. Sizler bile isteye, olası risklerini ve sonuçlarını göze alarak, keyif yükleyerek ya da fiziksel bağımlığıyla başa çıkmayarak sigara içmeyi tercih etmiş olabilirsiniz. Ama ben etmiyorum! Dolayısıyla keyif almadığım gibi, zararlarına maruz kalmak zorunda bırakılmamalıyım. Bu da benim özgürlüğümü kısıtlıyor. Ah öyle insanlar gördüm ki, evde çocuğunun yanında içmediğini söyler, gün boyu çalışma arkadaşını zehirlerdi.

18 Nisan, 2006 18:32  
Blogger Hatice Üzgül said...

Evet, bu reklamı görüp de benim gibi düşünen bayanlara (ki hedef kitle tartışmasız, bayanlar) bu yazıyı gönderebiliriz:))))

Gerçi ben arada bağlantı kurup, etkilenerek fikrimi değiştirmedim ama belki diğer kadınlar benden daha anlayışlı çıkar (?)

Ayrıca şunun farkında olduğumu söylemek istiyorum, beni iğreti eden bu reklam herkeste aynı etkiyi bırakmayabilir..

Bunun iğrenç ahlakçılıkla da alakası yok.
Prensip ya da ilke desek? Ama ne dersek diyelim, insani duyguları es geçen bir reklamdan da ben sonuç beklemem açıkçası.

Belki satışları artmıştır ama benim markaya olan bakış açımı şu an sormayın:))))

18 Nisan, 2006 18:42  
Blogger Ayşe Tüzel said...

Mesele sigara meselesi ya da sigaraya güzellemeler yazma meselesi değil. Brochier'in sözleri şu cümleyle tamamlanır. Abartmamak için yazmamıştım şimdi yazayım.

"Zevk ilkesi mutlaka savunulmalıdır."

Yoksa ben de size kesinlikle katılıyorum. Sigara içenler içmeyenlerin haklarına saygı duymalıdır. Onların yüzlerine dumanı üflememeli ya da bebeklerin yanında ziftlenmemelidir! Ama sigara içenler de olur olmadık yerlerde sırf sigara içtiği için hakarete maruz kalmamalı, üç paralık zevki (açıkhavada sigara içse dahi) mundar edilmemelidir.

Sigara da, çikolata da, alkol de bir zevktir. Hepsi de zararlıdır. :)

18 Nisan, 2006 18:46  
Blogger Şahin Tekgündüz said...

Biz sigara içmeyenler, birlikte olduğumuzda size en küçük bir zarar veriyor muyuz? Siz sigara içenler, birlikte olduğumuzda bize en küçük bir zarar verme hakkına sahip olabilir misiniz?

Özgürlüğünüzü dilediğiniz gibi yaşayın, dilediğiniz kadar sigara için, bize ne... Bu sizin sorununuz. Ama başkalarının özgürlüğü için konulan ya da konulabilecek yasakları da "ahlakçılığın iğrençliği" gibi tanımlayıp, saldırgan olmaya kalkışmayın. Bu mantık, cinsel tacizi ve tecavüzü yasaklamayı da "ahlakçılığın iğrençliği" gibi gösterebilir. Çünkü o eylemler de birilerine "zevk" veriyor ve kendilerine göre "yaşamdan tat almalarını" sağlıyor, ama birilerinin de yaşamını söndürüyor. Ne dersiniz?..

18 Nisan, 2006 22:28  
Blogger Haluk Mesci said...

Kimsenin cinsel tacizden veya tecavüzden söz ettiğini sanmıyorum. Daha çok, cinsellikten zevk almayı ayıp-günah sayan vb vb ahlakçılıktan söz ediliyor sanki.

Hem, 'efenim hiçbir barda-restoranda içilmeyecek !!!'
mantığı saçma. Tam senin dediğin doğrultuda özgürlük olur, seçme şansı verirsin, sigara içmeyenler, içilen yerlere gitmezler. Ama hiç gitmedikleri gitmeyecekleri yerlerde, gidenlerin sigara içmesini de yasaklamazlar...

(Bu arada, Şahin, sen hiç sigara içmedin mi yav ??)

18 Nisan, 2006 22:47  
Blogger Şahin Tekgündüz said...

Sevgili Haluk,

Bu konuda kimse benim kadar anlayışlı olamaz. Ama konu tarafların çatışmasına dönüşünce ben de anlayış olarak yerimi almak zorunda kaldım.

Burada önemli olan, sigara içmek ya da içmemekten çok, insanların duydukları haz uğruna başkalarının özgürlük alanlarına dalmamaları... Ayrıca dikkat ettinse yorumumda "birlikte olduğumuzda..." ifadesini kullandım. Yoksa dileyen dilediği yerde dilediği kadar sigara içebilir. Yasak, toplumsal reflekslerin özgürlük alanlarını koruyamadığı zaman söz konusudur. Ama yine de hiçbir sorunu çözemez.

Son soruna yanıt: Yıllarca sigara içtim ve birlikte yaşadıklarıma yıllarca ne kadar haksızlık ettiğimi, sigarayı bıraktıktan sonra anladım.

19 Nisan, 2006 09:47  
Blogger Murat Sohtorik said...

Botton’un metnin alıntılarken amacım ihtiyaç temelli olmayan alışveriş ile ihtiyaç temelli olmayan cinsel ilişki benzetmesine dikkat çekmekti. İlki, benim tuhaf bulduğum, karşı olduğum bir şeydi, reklamcı olarak böyle bir şey yapmakla suçlansam da... İkincisi ise sık sık yaptığım bir şey☺ Botton, sansüre uğrayan şeyin haz olduğundan söz ediyordu. Brochier de “Yaşamın bütün zevklerinin sağlık ya da ekonomi gerekçesiyle mahkum edilmesine doğru gidiliyor.” diyerek sigara örneğini veriyordu. Botton’un metnine katılıyor değilim, üzerinde düşünüyorum. Güzel bir benzetme ama doğru mu acaba, diye düşünüyorum… Brochier’nin metnine ise katılmıyorum. Brochier’nin görüşünü sadece üzerinde konuşmak için tekrar alıntıladım, katılmadığımı belirtmeden, tarafsız kalarak... Belirtmek gerekirse, ben sigara içmem, yanımda içen olunca da dumanını şöyle bir elimle yelpazeleyip durumumu anlatırım☺)

19 Nisan, 2006 15:06  
Blogger CigdemZeytin said...

SABUNLARIN TANIMLADIĞI YÜZLER...

Yaşamın bütün zevklerinin sağlık veya ekonomi önermesiyle kısıtlanması aslında başka bir çeşit hazcılık değil mi? Kontrol etmenin kısıtlamanın hazzı; üreme gerekçesiz cinsellik ve gereksiz alışverişin hissetirdiğiyle aynı yere gitmiyor mu?
Zaten sistem böyle işlemez mi? Önce sunar, önerir, destekler sonra yasaklar, kısıtlar ve almaya çalışır. Yani bütün güç dengelerini elinde tutar. Örneğin sigara içmek isteyenlerin gücüyle içmek istemeyenlerin gücü. Artı ve eksi iki denge yaratır. Tıpkı yeni pazarlar yaratmak gibi. Seçenekler sunar ve tercihlerimizi konumlandırır. İçinde bulunduğumuz düzen bize önce hazzı (bize keyif veren her hangi bir şey) sunar sonra hazzın zararlarından bizi korumak için kuralları. Bkz: organik ürün çılgınlığı. “Önce hızlı yaşa genç öl” sonra “uzun yaşamak için doğal olana yönel”. Artık bir şeyler kendimize ait kararlar olmaktan çıkıyor gibi.
Fight Club’ın başında Edward Norton’ın alışveriş çılgınlığı, farklı klüplere giderek kendini tanımlamaya konumlandırmaya çalışması bizim şu an yaptığımızdan farklı bir şey değildir. Norton filmin sonunda tüm şehri yıkarak şehri kendine göre konumlar. Yıkar ve kendi bulunduğu noktaya göre sistemi konumlandırır. Kendi şehrini yaratır.
Yani biz bir yandan yağ aldırıyor, bir yandan kendi yağlarımızla yapılan sabunlarla güzellik kürleri yapıyoruz. Yüzümüz arınmıyor. Her seferinde yeni bir yüz beliriyor. Her yeni sabunla yeni bir yüz. Bize ait olmayan; sabunun tanımladığı bir yüz.

Uzun lafın kısası kısıtlanma iyidir. Sana yeni çıkış yolları yaratır. Önemli olan kısıtlanmışlığının farkındalığı ve bunun bilinç düzlemine taşınmasıdır. Çünkü ancak bilinç düzleminde çıkış noktası aranır.

21 Nisan, 2006 11:52  

Yorum Gönder

<< Home