Salı, Nisan 03, 2007

Reklam Yazarlığı'nda 35 yaş bunalımı

Hayır yazmayayım diyorum. Hayır, tut kendini diyorum. Ama bu kadar da arka arkaya damarıma basılınca, daha doğrusu gündemime müdahil olunca dayanamıyorum.
Bizim reklam yazarlığı futbolculuk gibi.
35 yaşına kadar... Ne yaptıysan 35'e kadar... 35'ten sonra sana futbolcu eskisi muamelesi yapılıyor. Ondan sonra ya futbolu bırakıp antrenörlüğe soyunman gerekiyor Bülent Korkmaz, Rıza Çalımbay ya da Ziya Doğan gibi... Ya da inat edip top oynamak için ısrar etmen gerekiyor, Ergün Penbe, Hakan Şükür gibi... Sonra en küçük bir form düşüklüğünde "yaşlandı artık bu" diye eleştirilmeye veya biraz sesini yükselttiğinde ise "yaşlı futbolcunun çenesine vuruyor" diye dalga geçilmeye başlanıyorsun.

İçimizden kaçı antrenör olarak takımlarda kendine yer buluyor bilinmez... Ama Saffet Sancaklı gibi gidip kulüp satın alacak kadar parası olan da pek çıkmıyor!!! Çenesine vuranlar da Hakan Ünsal gibi TV programlarında boş boş konuşuyor :)

Reklam Yazarlığı'nda 35 yaş bunalımı üzerine söylenecek daha çok söz olduğunu ve bu konunun tartışılmaya değer olduğunu düşünüyorum.

5 Comments:

Blogger Hatice Üzgül said...

Garip değil mi! Belirli bir yaşa kadar tıfıl olduğumuz için değerimizin altında çalıştırılıp, edinmemiz gereken deneyimden sonra da yaş haddinden dolayı sıkıntı yaşıyoruz. Arada bir-iki yılı verimli geçirebilirsek ne ala! Sonrası ayrı dert.

03 Nisan, 2007 14:43  
Blogger Erkan Belen said...

Maçta işler kötü gidince, 'yılların deneyimi' etiketli oyuncu uzun süredir oturduğu kulübeden çıkartılıp 'hadi kurtar bizi' diye sahaya sürülür. Golleri atarsa 'efsane geri döndü' yazar gazeteler. Yok atamazsa, 'artık futbolu bırakma zamanı geldi' yorumları akşam 8 farklı kanalda aynı anda yankılanır.

03 Nisan, 2007 16:46  
Blogger Hatice Üzgül said...

Ayşe Hanım, bence özellikle de burada (Dertleşme köşemizde) hararetle tartışımlası gereken bu önemli konu "gümbürtü"ye gitti.

Çeşitli nedenlerden dolayı kızışan rekabetle kurtlar sofrasına dönen bu sektörün, ne yazık ki, kriterleri çok acımasız. Bir reklam yazarının mutlaka hak ettiğinden az değer görmesi için bir neden oluyor (itina ile bulunuyor). Kimi zaman neden gösterilemeden bile, haksızlığa uğruyoruz.

Bütün bunları bile bile, başına gelecekleri göre göre, hala kendinden vererek yoluna devam etmeye çalışanlara ne denir bilmiyorum. -Yalnız kaldığımda kendi kendime söylediğim şeyler var ama... Onları burada açıklasam benim gibi olan meslektaşlarım üzerlerine alınabilirler:)))-

05 Nisan, 2007 10:33  
Blogger Ayşe Tüzel said...

Hassasiyetin ve ilgin için teşekkürler Hatice. Konunun gümbürtüye gittiğinin farkındayım. Lakin tam da genç-yaşlı, ukala-tecrübeli ya da usta-kalfa-çırak tartışmaları çığrından ve dahi dilin terazisinden çıkmışken, bırakalım şimdilik gümbürtüye gitsin.
Salim kafa daha düzgün konuşuruz bilahare.

05 Nisan, 2007 12:09  
Blogger Emrah Doğu Akay said...

Ham meyvelere bir dal gerek ki sıkı sıkı tutunsunlar. Ama olgun meyvenin dala ihtiyacı kalmaz. Şöyle bi' sallanıp atar aşağı kendini ki tadından yenmesin :)

06 Nisan, 2007 11:50  

Yorum Gönder

<< Home