Salı, Mart 27, 2007

English Time'ın İletişim Zerafeti.

Keşke buraya daha güzel şeyler yazabilsek:)
Ama hayat işte, bize her gün yeni bir şey öğretiyor, yeni bir şey gösteriyor.

Efendim aslında hikaye şöyle başlıyor...

Geçtiğimiz haftanın sonunda English Time’ın Kurumsal Departmanı’ndan Nilüfer Dönmez ajansımızı aramış ve "iletişim sorunlarımız var, acil çözümlere ihtiyacimiz var, en kısa sürede sizinle gorüşmek istiyoruz- demiş.

Biz de en uygun zamanlamayla bugün ( 27-03-2007) kendilerini ziyarete gittik. Tam zamanında. Gittiğimizde Nilüfer Hanım toplantıda dediler, bizi beklememiz için, Nilüfer Hanım’ın odasının tam önündeki bir salona aldılar. Salonla Nilüfer Hanım’ın odasını cam bir paravan ayırıyordu. Toplantının yapıldığı odanın camı da örtülü değildi. Doğal olarak bizim bulunduğumuz yerden, Nilüfer Hanım’ın odası son derece açık bir şekilde görünüyordu.

Nilüfer Hanım gerçekten bir toplantıdaydı. İçeride, sektörden tanıdığımız bir reklam ajansı vardı. Doğal olarak, hem kendi durumumuza, hem de içeride toplantıda olan ajansın durumuna üzüldük.

Bir iki dakika sonra, Nilüfer Hanım bu durumdan hiç rahatsız olmamış bir şekilde odasından çıktı ve hoş geldiniz, sizi biraz bekleteceğim dedi. Biz de kendisine bu işin bu kadar aleni, bu kadar nezaketsiz yapılmaması gerektiğini, bir mesleki etiğin, bir mesleki onurun varlığını, pazardan amele seçer gibi reklam ajansı seçilmemesi gerektiğini uygun bir dille anlattık. Üstelik bir de bu uyarılarımıza alındı ve isterseniz hiç görüşmeyelim deme cürretini de gösterdi. Biz de zaten böyle bir kurumla çalışamayacağımızı söyledik ve English Time’ı terkettik.

Şimdi bu durumun okumasını sektöre bırakıyorum. Bizim sektörümüz bu kafalarla, bu nezaketle, bu zerafetle, bu haysiyetle
2 milyar USD reklam harcamasını geçse ne olur, geçmese ne olur?

Tanrı sektörümüzü, Nilüfen Hanım gibi reklamverenlerden korusun:)

Sevgiler

Kağan İşmen

4 Comments:

Blogger Ayşe Tüzel said...

Aynı English Time, bir insan kaynakları sitesine verdiği eleman ilanı ile de kendi bünyesinde görevlendirmek üzere "reklam yazarı" arıyor. Acaba ajans olmadı biz bir tane yazar alır öyle hallederiz düşüncesi mi? Yoksa ajanslarla "biz yazar için para vermeyiz onu düşün bütçeden" pazarlığı için mi? Anlayamadım. Çünkü aradıkları reklam yazarının niteliklerinde açık açık belirtmişler "Marka konumlandırma, konsept oluşturma ve çizgi altı reklamcılıkta deneyimli" diye... Bilemedim. Bu arada "marka konumlandırma ya da konsept oluşturma"nın tek başına yazar isi olduğunu mu düşünüyorlar acaba?

English Time’ın eleman ilanı bağlantısı:
http://www.yenibiris.com/Applicant/vizyon_time_egitim_ve_danismanlik_hizmetleri_tic_ltdsti/reklam_yazari/98741.ilan?Keywords=yazar

Not: Bu “yorumum” konu hakkında ReklamYazıları’na yine sevgili Kağan İşmen’in gönderdiği e-postaya verdiğim yanıttır. Buraya da aynen ekledim ki, ReklamYazıları’na üye olmayan dostlar varsa onlar da eksik kalmasın.

27 Mart, 2007 14:20  
Blogger Serhat Bayram said...

" Bildiğini kağıda dökebilen " bir Reklam Yazarı arıyorlarmış. Bilginize. :)

27 Mart, 2007 22:31  
Blogger Burak Kargın said...

Ben de reklamcılık sektöründeki gelişmeleri yakından takip ettirme arzusuna takıldım. :)

28 Mart, 2007 02:38  
Blogger Maksude Kılınç said...

22 yıl süresince, bu salakça davranışla pek çok kere karşılaştık. Önceleri üzüldük, sonraları bir yazı ile tepki gösterdiğimiz oldu, bir on yıldır da Kağanlar'ın gösterdiği tavrı gösterip orayı terkediyoruz. Hakkımızda "burunları büyük bunların, işe ihtiyaçları yok galiba" dedikodusu çok yapıldı.

Kurumlar insanlardan oluşur. Bu insanların genel tavırları, o kurumun da kimliğini belirler. Falan filan... Kurumlarla ve kurumsallıkla ilgili bir ton laf edebiliriz.

Ama asıl konu nedir biliyor musunuz? İnsan görgüsü...

Hangi konuda olursa olsun, kimi çağırırsan çağır, davetin ve ağırlama yönteminin bir görgüsü, bir adabı vardır. İş çerçevesinde bakıldığında, davranışların biraz daha farklı sorumlulukları vardır. Bu ve benzeri görgüler gözardı edildiği sürece yanlışlıklar, saçmalıklar, kırgınlıklar ve aptallıklar birbirinin üzerine eklenir ve gider.

Bu kurum, tek bir aklıevvelin davranışıyla ve o ilanla yargılanabilir mi? Evet hem de nasıl! Demek ki kurumların, kurumsallaşmadan ne anladıklarını, insana bakışını yeniden gözden geçirmeleri gerekir.

Hangi görevde olursa olsun, bireyin görgüsü, kurumun da görgüsüne götürür bizi.

Sekreterimin telefonda yanlış bir tonlama ile cevap verdiğini duyduğumda tüylerimin diken diken olması geldi aklıma. Ormana çok bakıyoruz biraz da ağaçlara baksak iyi olur sanırım.

28 Mart, 2007 10:37  

Yorum Gönder

<< Home