Pazartesi, Şubat 05, 2007

Nesneye Dönüşmenin Utancı...

Arnold Böcklin - Isle of the DeathEmrah Doğu Akay'ın "bilmek ve paylaşmak" üzerine yazdıklarını okuyunca, ister istemez aklıma Neş'e Erdok'un 1977'de MSÜ'den yayımlanan "Figüratif Resimde Bakış Diyalektiği ve Bakış-Espas İlişkisi" tezinin önsözündeki Sartre alıntısı geldi. Çünkü "bilmek" çoğu zaman beraberinde paylaşmayı değil, "eşitsizliğin fark edilmesini" ve heyecanın düşüşe geçip kaygıya dönüşmesini getiriyor:

“Şehirdeki parkta, kestane ağaçlarının uzandığı yoldan, ortasında bir heykelin yükseldiği yeşil çimenliği seyretmekteyim. Bir an, bu gördüklerimin tümü sadece benim için var diye düşünüyorum. Ama bakıyorum, başka biri gelip orada duruyor ve benim baktığım görüntüyü beni de içine alacak biçimde seyretmeye başlıyor. Benim için gerçek dünya olan benim tasarımım, hemen çözülüp dağılıyor ve bu çözülmeden doğan öğeler, yeni gelenin çevresinde dolanıp birleşiyor: Şimdi gördüğüm ne varsa, artık hepsi o adam için de var oluyor ve bu nesnelerin tümü benim görmeme olanak bulunmayan yüzlerini bir başkasına gösteriyorlar. Bir başkasının malı olmak için dünya beni tepip gitmekte...

Ne var ki, beni de kapsayacak biçimde benimle aynı şeye bakan o başkası, dünyayı benden ayırıp götürmekle kalmaz, benim gerçek benliğimi, yani olmayı aklımdan geçirdiğim varlığı da rüzgara katıp götürür. İlkin, beni yargılar ve hakkımda bir fikir edinir. Elbette bunu benim düşündüklerime göre değil, bedenime, o anki durumuma ya da daha çok geçmişime göre yapar. Başkası için ben, ne ise ya da o zamana kadar ne oldu ise ancak o olan bir "kendinde"ye indirgenirim. Çünkü onun benim hakkımda edindiği fikirde, benim olmak istediğim şey, ki bu benim varlığımı oluşturur, kesinlikle göz önünde tutulmaz. Üstelik eğer ben kendimi savunmaya geçmezsem, o ne olmamı isterse o olurum.

Bakışı beni sarar sarmalar ve özne olan benden bir nesne, bir araç yaratır; kendisine bakan herkesi taşa çevirme gücünü taşıyan Gorgone gibi. Onun çevresinde, tasarılarının gereçleri ya da engelleri gibi dizilip örülen, sadece çimenlik, heykel, bank ya da duvar değildir: Ben de kendimi nesneler arasında yerini almış, başkalarının ereklerini gerçekleştirmek yolunda bir araç ya da bir engele dönüşmüş olarak görürüm:

İşte buradan bir utanç doğar. Bir nesne olmanın, yani başkası için bağlanmış ve katılaşmış, değerini yitirmiş bir varlıkta kendimi tanımanın duygusudur bu. Nesneye dönüşmenin utancı, şu ya da bu yanılgıya düşmüş olma durumunun ve olduğum şeyi olabilmek için başkasının düşüncesine gereksinim duyuyor olmamın doğurduğu, kendine özgü bir düşüş duygusudur..."- J. P. Sartre -

3 Comments:

Blogger Maksude Kılınç said...

Peki, benim bilgimin, başkasının bilgisiyle çakıştığı anda neler oluyor? Benim gerçeğim ile bir başkasının gerçeğinin farklı olması gibi, nasıl bir çatışma doğuyor? İki kişinin farklı açılardan baktığı anda algılananan farklılıklar, bir başkası baktığında yeniden farklılaşır. Tıpkı içi içe geçmiş aynalarla sonsuza kadar giden görüntüler gibi.

O halde, varlığımızın en onulmaz dürtüsü olan "şüphe" doğmuyor mu? Hiçbir şeye inanamamak, her şeye şüphe ile bakmak, doğruluğundan emin olamamak, bir bacağı olmayan iskemlede oturmak gibi bir tehdit oluşturmuyor mu?

Özneyken nesne, nesneyken özne olabilme durumu, yerini hiçbir zaman bulamama durumu ile eş değer mi?

Sartre, bu sorulara ve "var olmak" üzerine yıllarca düşünerek cevap bulamamış. Aslında bulmuş ama bulamadığını iddia etmiş. Bulduğu noktada da bir başka açı olabileceğini varsaymış. Ne kasvet!

İçiçe geçmiş yaşamlar içinde, bir nebze nefes alma yolu buluyorsa insan, anlık mutlulukları, farkındalıklar olarak değerlendirerek kendini avutsa, yanlış olur mu?

07 Şubat, 2007 10:03  
Blogger Emrah Doğu Akay said...

Kuantum fizikçileri gözlenenin ihtimallerinin gören tarafından belirlendiğini belirtiyor. Enteresan değil mi?

07 Şubat, 2007 15:27  
Blogger Maksude Kılınç said...

Kuantumcular yüzde yüz bunu diyorlar. Baktığın andaki hareketli gerçeklik sen bakmadığında durağanlaşır ya da farklılaşır. Ve hatta daha da ileri gidiyorlar; gördüğün her şey gerçek mi? Senin gördüğün aslolan, bir başkasının gördüğü ise senin gerçeğin değil.

Enteresan olmaktan öte birşey bu. Bildiğimiz her şeyin tepe taklak gelmesi gibi geliyor. Ama içine girmeden yapamıyorum. Gerçekten 'var mıyız'a kadar gidecek bu konu, susuyorum.

07 Şubat, 2007 17:11  

Yorum Gönder

<< Home