Cuma, Aralık 15, 2006

Komşu Çocukları

Apartman hayatının en güzel yanlarından birisi, komşu çocuklarıyla arada bir de olsa sohbet etmek, onlarla az da olsa zaman geçirmektir. Bir zamanlar bizlerin de birer komşu çocuğu olduğumuzu düşünürsek, çocukluğumuzda bizimle ilgilenen ağabeylerin ablaların tatlarını daha iyi hatırlarız sanırım. İşlerinden okullarından eve geldiklerinde o yorgun hallerine rağmen çocuk işte demeyip sohbet eden o güzel abiler ablalar... Ah neredeler, ne yapıyorlar şimdi kim bilir. Ben de işten eve geldiğimde apartmandaki çocuklar eğer dışarıdalar ise onlarla birkaç dakika da olsa zaman geçirmeye çalışırım. Belki bir gün onlar da beni, çocukluğumun geçtiği Ankara’da oturduğumuz apartmandaki ağabeylerimi ablalarımı benim hatırladığım gibi hatırlarlar diye, hem de onların o neşesini paylaşayım diye...

Hasan esmer, kısa ama yumuşak saçları olan bir çocuk. 7 yaşında. Okula yeni başlamış. İki kere ikinin kaç ettiğini sorduğumda hep farklı cevaplar veriyor. İlk önce elindeki çikolatalı gofretten bir parça alıyor sonra onu ağzında biraz çiğneyip cevabı yapıştırıyor. Kimi zaman beş diyor, kimi zaman altı... O da işi espriye döktü artık. Biliyor da kerata cevabını ama abisiyle şakalaşacak ya... Ben de inadına hep aynı soruyu soruyorum Hasan’a. Ne zaman beni görse Çağlayan abi, Çağlayan abi, diye arkamdan koşturuyor. Hınzır işte... Apartmanın en yaramazı Hasan.

Ufuk dokuz yaşında. Yaşı itibariyle Hasan’a göre daha iri bir çocuk. Tombiş tombiş yanakları var. Tam bir Beşiktaş fanatiği. Çarşılıyım ben, diyor yaşından beklenmeyecek gururla. Counter strike oyununa da bayılıyor. İnternet kafeye gidiyor musun diye sorduğumda “bazen” diyor. Niye evinizde bilgisayar yok mu, diyorum. Var ama orada büyüklerle oynamak daha zevkli, diyor. O da tam bir abi hastası anlayacağınız.

Merve 6 yaşında. Üst komşunun kızı. Onu fazla görmüyorum. Şimdiye kadar iki kere konuştum. Küçücük omuzlarına dökülen siyah, bukle bukle saçları, kocaman yeşil gözleri var. Okula da seneye başlayacakmış, ama annesi ona şimdiden okuma yazmayı öğretiyormuş, babası da onu her zaman iş yerine götürürmüş, patates cipsini de çok severmiş, amanda amanmış. Tam bir şirinlik muskası... Kelimeleri ağzında bir yuvarlayışı var ki, değme şirinlere taş çıkartıyor.

Komşu çocuklarını ne zaman görsem kendi çocukluğumda yaptığım yaramazlıklarım geliyor aklıma, hem mutlu oluyorum hem de çocukluğumu kaybettiğim için hüzünleniyorum bir an. Niye büyümek var ki diyorum kendi kendime Peter Panvari bir düşünceyle, niye büyümek var ki...

6 Comments:

Blogger Burak Kargın said...

Benim favorim Ufuk :) Kendimi gördüm Ufuk'ta çünkü. Beşiktaşlı, kendinden büyüklerle Counter Strike oynayan, tombul yanaklı, düz saçlı bir çocuktum ben de...

Dahası var, ismim konusunda ailem Ufuk ve Burak konusunda kararsız kalmışlar. Kura çekmişler, Burak çıkmış. Ufuk da olabilirdi abimin ellerindeki kağıt. Ha Ufuk ha Burak, ikisi de büyüyecekti...

Neyse, komşu çocuklarına benden selam söyler misin Çağlayan? Ufuk'un da başını okşarsın artık, torpil geçelim biraz :))

15 Aralık, 2006 15:26  
Blogger Hatice Üzgül said...

Benim çocukluğumda komuşularımızdan biri reklamcıydı. Nişantaşı'nın (takdir edersiniz ki) oynamaya pek müsait olmayan caddelerinde, abuk sabuk oyunlarımı ona anlatmaya çalışmaktan yorulurdum:)) Cadde oynamaya elverişli olmadığından, ben de caddeye göre oyunlar kurgulardım. Ne bileyim işte... Kimsenin katılmaya gönüllü olmadığı saçma sapan oyunlardı. Hiçbir arkadaşım bana katılmayı tercih etmezdi. Ne de olsa oyunun kurallarını ben kendi kafama göre koyup koyup, bozuyordum:))))

Bir tek o arada bir gelip, "Hatice, bugün ne oynuyorsun?" diye soruyordu. Kimi zaman, sırf o eğleniyor diye, şappadanak, (oynamamış olsam bile) oyun senaryoları yazıyordum.

Kim bilir, benim hakkımda neler düşünmüştür Esat Bey:))) Herhalde, deli deyip gülüp geçmiştir:)) Aklından ne geçiyordu hiç söylemedi ama, gerçekten hep gülümseyip geçiyordu:))

Şimdi yıllar sonra hatırladım.

Sayın Esat Bey! Hala reklamcılıkla ilgiliyseniz ve bu yorumu okuyorsanız, ben o kızım!!! Selamlar:)))

15 Aralık, 2006 18:20  
Blogger Çağlayan İbiş said...

Ufuğun başını bugün sabah senin yerine okşadım Burak. :)Defter'in adresini de verdim hatta Counter Strike oynarken bir de kendisi okusun diye. :)

16 Aralık, 2006 19:52  
Blogger Burak Kargın said...

Teşekkürler, ne mutlu bana! :)

16 Aralık, 2006 23:39  
Blogger Maksude Kılınç said...

Bir apartmanda oturmadığım için komşu çocuğu mıncıklama şansım olmuyor ama eksik kaldığım anlamına gelmez.

Nerede bir minnoş şey bulsam sohbet ederim. Çocukluğumun ekmek üzeri salçalı günleri, aradan geçen asırlara rağmen aklımda. Sen ne biçim kız çocuğusun derlerdi bana, kız mısın oğlan mı? Belki de o nedenle cin bakışlı haydutları çok severim.

Ne güzel bir metin bu Çağlayan? Çok sevdim, yaklaşımını da o minikleri de çok sevdim.

18 Aralık, 2006 12:24  
Blogger Çağlayan İbiş said...

Çok teşekkür ederim Maksude Hanım. Siz ustalarımızdan böyle güzel sözler duymak iyi yazmak için ateşleyici güç oluyor her zaman.

Şimdi bir daha okudum da metni, aslında daha iyi olabilirmiş...

19 Aralık, 2006 13:05  

Yorum Gönder

<< Home