Wish You Were Here, Klik Enter
Siz hiç yapayalnız yaşadığınız evde gece epey geç bir saatte kendi başınıza çalışırken, Pink Floyd’un Wish You Were Here albümünü kulaklıkla dinlerken dalıp Shine On You Crazy Diamond parçasının 8. dakika 47. saniyesindeki o gülmeli yeri gelince korkuyla sıçradınız mı ?
Arkanızdan biri taa kulağınızın dibine kadar sokulmuş da birden gülüvermiş gibi oldunuz mu ?
Parçayı daha önce kaç kere dinlemiş olursam olayım, hep aynı yerde aynı biçimde korkmuşumdur. Boş bulunmaktan mı ? Albümün şizofren öyküsünün aslında normalde insanın doğasının bir parçası olmasından mı ?
Anlatacağım bunun gibi bir şey.
Yalnız yaşamadığım evde, gece epey geç bir saatte, kendi başıma çalışıyorum. Bilgisayarda. Herkes yatmış. Kulaklıkla bir şey dinlemiyorum. Pink Floyd ve Shine On You Crazy Diamond hiç dinlemiyorum.
Değişik nedenlerle, kişisel çöküntü düzeyinde yorgunum. Benim de herkes gibi yatmış olmam gerek aslında. Gözlerim kapanıyor. Bir yandan taa içinden bir yerlerden, sanki bir şeyler batıyormuşcasına acıyor. Kuruyor, kaşınıyor.
G3 laptop’da, Microsoft Word programının klasik ekranında, gecenin o saatine kadar yazabildiğim şey. Ama neyi yazmakta olduğumu, hangi tuşa basmam gerektiğini hatırlayamıyorum artık. Kafam bilgisayarın üzerine düşecek handiyse. Bir an kapanıp gidiyor gözlerim, uyukluyorum. Vücudum şalteri zoraki kapatmak istiyor.
Bense zoraki toparlıyorum bilincimi gerisin geriye. Bulanık bakıyor tekrar açtığım gözlerim. Ve masaüstünde tam o anda ‘pop-up’ eden bir şeye gidiyor, kırpışarak.
3 cm X 3 cm küçüklüğünde, açık mavi renk zeminli, bir pencere…
Microsoft Office’in o şaklabanal ‘yardımcı’ mahluku veya onun pencerelerinden biri değil ama.
Hiç görmediğim bir şey. Yeni bir virüs mü ? Ama keskin bir Norton var işbaşında, virüslere aman vermiyor ki.
Bulanıklık biraz geçer gibi oluyor durumun aciliyeti ve ilginçliği karşısında. Ne ola ki bu pencere ? Üzerinde bir metin var. Ve metin, o anda harf harf yazılıyor. İyi bir tuş hızıyla.
Ama, bir dakika, metin bana ICQ handle’ım ile hitap ediyor. Mesaj gelmiş olmalı sonsuz kısa uyuklama anımda :
“Hotel Mike, biliyorum senin için geç oldu, ama istersen seni zaman denen şeyin kıskacından kurtarabilirim.”
Aniden Pink Floyd’daki korku duygusu ile sırtımdan soğuk bir ürperti yayılıyor ! Internette değilim ki ICQ mesajı gelsin !!
Ellerim kendiliğinden çekiliyor klavyesinden bilgisayarımın.
“Biraz ani oldu, ama korkma lütfen, seni aylardır izliyorum, yanı başındayım hep…”
Yahu, hâlâ uyukluyor ve Aruz’la herhalde 15. kez seyrettigimiz Matrix’i bu kez de rüyamda görüyor olmayayım ?!
“Matrix mi ? Güceniyorum ama.”
Hayır korkum azalmıyor ama merakım çoğalıyor. Nedir bu böyle ?
Biz küçükken gece tuvalete gidince, ya da kırda çiş yapmak zorunda kalınca önce ‘Destur’ demek gerektiği öğretilmişti, unuttuk gitti tabii böyle şeyleri, çarpıldık mı yoksa ?
“Seni hissediyorum ama klavyede yazarsan daha rahat benim için. Lütfen.”
Ya, pekala. Ya bismillah ve destur. Tutuk, yazıyorum : Kimsin, nesin ? Bu nasıl bir şaka ?
“Adıma Klik Enter diyelim. Aslında sana demin yaptığım davet hâlâ geçerli ve klik edip girebilirsin bu yana.”
O yan neresi ? Ve nerede ?
“Burası senin orası olmayan yan.”
Çok iyi anlattın, sağol. Sen kimsin ? Onun da esprili cevapları var mı ?
“Çok güzel bir dişi olsaydım korkun değişir miydi ?”
Erkeksin de söyleyemiyor musun yani, bu o mu demek ?
“Hayır çok güzel bir dişiyim gerçekten de.”
öhhm.
“Cidden. Biraz alıştıysan, yüzümü de göstereyim sana.”
ÖHHMM.
“İyi misin ?”
Ben… çok yoruldum galiba. Deliriyorum yorgunluktan herhalde. Öyle olduğumu düşünecekler garanti.
Command-Q. Her zaman çalışır. Word de, Klik Enter de bir anda yok oldu. Benim pencerelerim kapanırken bilgisayarım ses çıkarmamak üzere ayarlı, ama Klik Enter’in penceresi kapanırken sanki anlık bir tereddüt oldu, hafiften bir iç çekme duyuldu gibime geldi.
Kimseye söylemeyecektim. Kararlıydım. Ama günler geçtikçe, keşke o kadar uykulu olmasaydım da öyle aptalca davranıp kabalık etmeseydim diye hayıflanmıyor değilim.
Geç saatlere kadar çalışıyorum. Bekliyorum. Bir umutla…
[Okuyan olur ve istenirse, devamı var...]
Arkanızdan biri taa kulağınızın dibine kadar sokulmuş da birden gülüvermiş gibi oldunuz mu ?
Parçayı daha önce kaç kere dinlemiş olursam olayım, hep aynı yerde aynı biçimde korkmuşumdur. Boş bulunmaktan mı ? Albümün şizofren öyküsünün aslında normalde insanın doğasının bir parçası olmasından mı ?
Anlatacağım bunun gibi bir şey.
Yalnız yaşamadığım evde, gece epey geç bir saatte, kendi başıma çalışıyorum. Bilgisayarda. Herkes yatmış. Kulaklıkla bir şey dinlemiyorum. Pink Floyd ve Shine On You Crazy Diamond hiç dinlemiyorum.
Değişik nedenlerle, kişisel çöküntü düzeyinde yorgunum. Benim de herkes gibi yatmış olmam gerek aslında. Gözlerim kapanıyor. Bir yandan taa içinden bir yerlerden, sanki bir şeyler batıyormuşcasına acıyor. Kuruyor, kaşınıyor.
G3 laptop’da, Microsoft Word programının klasik ekranında, gecenin o saatine kadar yazabildiğim şey. Ama neyi yazmakta olduğumu, hangi tuşa basmam gerektiğini hatırlayamıyorum artık. Kafam bilgisayarın üzerine düşecek handiyse. Bir an kapanıp gidiyor gözlerim, uyukluyorum. Vücudum şalteri zoraki kapatmak istiyor.
Bense zoraki toparlıyorum bilincimi gerisin geriye. Bulanık bakıyor tekrar açtığım gözlerim. Ve masaüstünde tam o anda ‘pop-up’ eden bir şeye gidiyor, kırpışarak.
3 cm X 3 cm küçüklüğünde, açık mavi renk zeminli, bir pencere…
Microsoft Office’in o şaklabanal ‘yardımcı’ mahluku veya onun pencerelerinden biri değil ama.
Hiç görmediğim bir şey. Yeni bir virüs mü ? Ama keskin bir Norton var işbaşında, virüslere aman vermiyor ki.
Bulanıklık biraz geçer gibi oluyor durumun aciliyeti ve ilginçliği karşısında. Ne ola ki bu pencere ? Üzerinde bir metin var. Ve metin, o anda harf harf yazılıyor. İyi bir tuş hızıyla.
Ama, bir dakika, metin bana ICQ handle’ım ile hitap ediyor. Mesaj gelmiş olmalı sonsuz kısa uyuklama anımda :
“Hotel Mike, biliyorum senin için geç oldu, ama istersen seni zaman denen şeyin kıskacından kurtarabilirim.”
Aniden Pink Floyd’daki korku duygusu ile sırtımdan soğuk bir ürperti yayılıyor ! Internette değilim ki ICQ mesajı gelsin !!
Ellerim kendiliğinden çekiliyor klavyesinden bilgisayarımın.
“Biraz ani oldu, ama korkma lütfen, seni aylardır izliyorum, yanı başındayım hep…”
Yahu, hâlâ uyukluyor ve Aruz’la herhalde 15. kez seyrettigimiz Matrix’i bu kez de rüyamda görüyor olmayayım ?!
“Matrix mi ? Güceniyorum ama.”
Hayır korkum azalmıyor ama merakım çoğalıyor. Nedir bu böyle ?
Biz küçükken gece tuvalete gidince, ya da kırda çiş yapmak zorunda kalınca önce ‘Destur’ demek gerektiği öğretilmişti, unuttuk gitti tabii böyle şeyleri, çarpıldık mı yoksa ?
“Seni hissediyorum ama klavyede yazarsan daha rahat benim için. Lütfen.”
Ya, pekala. Ya bismillah ve destur. Tutuk, yazıyorum : Kimsin, nesin ? Bu nasıl bir şaka ?
“Adıma Klik Enter diyelim. Aslında sana demin yaptığım davet hâlâ geçerli ve klik edip girebilirsin bu yana.”
O yan neresi ? Ve nerede ?
“Burası senin orası olmayan yan.”
Çok iyi anlattın, sağol. Sen kimsin ? Onun da esprili cevapları var mı ?
“Çok güzel bir dişi olsaydım korkun değişir miydi ?”
Erkeksin de söyleyemiyor musun yani, bu o mu demek ?
“Hayır çok güzel bir dişiyim gerçekten de.”
öhhm.
“Cidden. Biraz alıştıysan, yüzümü de göstereyim sana.”
ÖHHMM.
“İyi misin ?”
Ben… çok yoruldum galiba. Deliriyorum yorgunluktan herhalde. Öyle olduğumu düşünecekler garanti.
Command-Q. Her zaman çalışır. Word de, Klik Enter de bir anda yok oldu. Benim pencerelerim kapanırken bilgisayarım ses çıkarmamak üzere ayarlı, ama Klik Enter’in penceresi kapanırken sanki anlık bir tereddüt oldu, hafiften bir iç çekme duyuldu gibime geldi.
Kimseye söylemeyecektim. Kararlıydım. Ama günler geçtikçe, keşke o kadar uykulu olmasaydım da öyle aptalca davranıp kabalık etmeseydim diye hayıflanmıyor değilim.
Geç saatlere kadar çalışıyorum. Bekliyorum. Bir umutla…
[Okuyan olur ve istenirse, devamı var...]
12 Comments:
Ben isterim. Devam! Devam!
Öncelikle devamini tabiki isterim bende!
Eklemek istediğim birşey var ama, ayni durumdan...
Metal dinleyen arkadaşların kesin bildiği ya da bilmek zorunda olduğu KING DIAMOND! Hatta dinlemeyenler bile dünyanın en iyi vokallerinden olan, sesini kullanmayi aşmış KIM BENDIX PETERSEN [King Diamond'un vokalisti, tek basina orkestra gibi 8 oktav sesinin oldugunu duymustum]'i herkes tanır.
Neyse, KIND DIAMOND'un Fatal Portrait Albümünde THE LAKE sarkisinin 03:39'luk yerinde ayni gulme sahnesi ve ben ayni sekilde kac kez zipladigmi bilirim... :))
* Dinlemeyenlere SiDDETLE!!! tavsiye...
Destur diyerek devamını da merak ettiğimi belirtmeden geçemeyeceğim :)
Serhat, tabii ki ve ben de biçiminde yazmalısın !!!
(Tabiki ve bende diye yazmışsın...)
lütfen devam. en heyecanlı yerinde, kitap elimizden alınmış gibiyiz.
ayrıyeten;
kötü uygulanmış iyi bir konu:
Nabız(pulse) yakında sinemalarda.
www.sanadabulasti.com
www.pulsethemovie.com
Devamını merakla, ilgiyle, sevinçle bekliyorum.
Tutuyordum kendimi, yeri gelmişken Serhat Bayram'dan bir ricam var, ondan ve herkesten özür dileyerek. Lütfen yazılarını düzgün yazsın. Böyle bir sitede böyle hatalı metinleri hak ettiğimi düşünmüyorum. Üstelik ben ciddiyim.
Burası reklam yazarlarının defteri değil mi?
Merakla bekliyorum...
N'olur devam! :)
Sabırsızlanıyorum :)))
Devam, devam...
Lütfen devam :)
Dikkatsiz davrandığım için hepinizden özür diliyorum. Uyarınız için teşekkür ederim.
Haluk!
Gece tek başıma çalışamayacak mıyım ben?
Pink Floyd dinleyemeyecek miyim kulaklıkla son ses ve de karanlıkta?
Hadi hadi, kandırma bizi, kurgu falan de, sizin için uydurdum, tepkinizi ölçüyorum de. De bunları yahu!
Bu aralar takığım eş zamanlı farklı boyutlara zaten. Bana da bir hikaye anlattırma.
Yorum Gönder
<< Home