Salı, Mayıs 02, 2006

küfür

Paylaşmak istediğim bir konu var. Bu konu bugün bir kez daha aklıma takıldı ve beni etkiledi, onun için paylaşıyorum.

Önce yine biraz eskiye gideyim. Ben eskiden asla ve asla küfür etmezdim ve küfürden de, küfür edenden de hiç hoşlanmazdım. Yanımda edilen bir küfür için kavga çıkardığım bile olurdu.

Amaaaaa...

Kocam iyi küfreder. Ortağım Öcal da. Bir süre önce yolları ayırdığımız eski ortağım Murat İyriboz ise aman allah. Hiç yakası açılmadık küfürleri ondan duydum. Bu konuda inanılmaz bir yaratıcılığı vardır. Murat ile her konuşmamız kavgayla biterdi, ben kıpkırmızı olurdum, o da açıl kızım biraz diye dalga geçerdi, hayat küfürsüz geçmez, küfret bak açılırsın derdi. Erkek kardeşim de oldukça iyidir küfür konusunda.

Çevremdeki bu küfürbaz erkeklere (babam mı, hayır, o eski bir asker olarak inanılmaz bir beyefendidir) bir de Benan katıldı. Benim yakın arkadaşımdır ve sıkı kızdır. Onunla ortak yürüttüğümüz 6 aylık bir proje sırasında da onun küfürlerine alıştım.

Bir gün birdenbire küfretmeye başladım. Kendimi paraladığım bir işin ters gitmesi beni çıldırttı ve hanımefendiliği bir yana bırakıp Allah ne verdiyse sıraladım. Literatürümün epeyce iyi bir noktaya geldiğini farkettiğim bir anda çevremdeki şaşkınlığı algıladım. Ve bekaret bitti.

Şimdi, bu kadar laftan sonra gelmek istediğim nokta şu; kim olursa olsun herkes bir gün değişebilir, bu bir. Ama bunu geçiniz, asıl önemli olan ikincisi; önceleri fena halde reddettiğin, aşağıladığın bir şeyi bir süre sonra doğal karşılıyorsun. Bu kimlik değişimi falan değil. Alışkanlık, tanıdık gelme, affedici olma, hele bir de ben deneyeyim bakalım iyi oluyor muymuş deme falan mı? Yoksa birine kırk gün deli dersen sonunda olur gibi birşey mi? Çok kötü bir reklamı milyon kere döndürüp insanların aklına kazımanın, tanıdık, bildik kılmanın altında da bu mu yatıyor yoksa? Nedir, deyin bakayım bir.

Demem o ki, şu İzmirliler'den öylesine yaka silkmişim ki, sunturlu bir küfür patlattım. Ohhhh rahatladım ama sonra farkettim ki hiç duymadığım bir küfür etmişim, yani ben yaratmışım. Buradaki millet beğendi, alkışladılar. Ben alkışlamadım. Ama bu işin artık bana da tatlı gelmesine, doğal gelmesine fena bozuldum.

Hani yarın maç var ya, ne bileyim işte...

4 Comments:

Blogger Hatice Üzgül said...

Küfür ve ben!

Ben kendime küfrü hiç yakıştırmam ama kullandığım zamanlar olur. Özellikle maç seyrederken, kendimi tutamam; yanımda kim var, kim yok umursamam! Ne küfürler... O yüzden kiminle maç seyredeceğime düdük çalmadan karar vermeye çalışırım (Sonra kopuyorum ve maç bitiminde utanıyorum çünkü)

Galiba çok karakterli bir yapım var:))) Duruma, ortama ve karşımdaki kişiye göre her konuda değişiklik gösterdiğim gibi, bu konuda da değişkenlikte sınır tanımıyorum!

02 Mayıs, 2006 11:24  
Blogger Emrah Doğu Akay said...

Türk küfür literatürü gerçekten çok zengin ve oldukça yaratıcı çalışmalarla dolu. Sürekli olarak üstümüz pırıl pırıl ütülü, hijyen amca, hijyen teyze şeklinde gezemeyiz ya... Elbette sokaktan biraz çamur bulaşmalı paçalara filan :) Ben şahsen sizi tebrik ediyorum.

02 Mayıs, 2006 12:20  
Blogger Murat Kaya said...

Küfrün içeriğinden ziyade karşı tarafta oluşturduğu algıyı düşünüyorum.

Küfür her kültürde var. Fakat küfürden de bizim kadar etkilenen bir kültür var mı bilmiyorum.

Bundan on sene önce, çok büyük bir küfür sayılan "üç harfli bir sözcüğün" şimdilerde çocuklar/gençler arasında "karizma" belirten bir laf olarak kullanılması (en azından) beni rahatsız ediyor mesela.

Eskiden belki küfür yoktu, ama şimdi her şey "küfürle" başlıyor diye düşünüyorum.
Her şey=iletişimsizlik, kavga, gürültü, patırtı.

Maksude Hanım'ın bahsettiği reklamı da merak etmediğimi söylersem, yalan olur.

02 Mayıs, 2006 13:31  
Blogger Tunç Balaban said...

Maksude Hanim ben sizi en fazla Ocal Bey`in etkiledigini dusunuyorum. Gozlerimin onune su an geldi. :) Bu arada ortakliginiz bitmis, hic haberim yok valla. Ama cok hayirli olmus.

02 Mayıs, 2006 16:48  

Yorum Gönder

<< Home