Pazar, Temmuz 29, 2007

Bir genç kızın hikayesi

Cumartesi günü sabaha karşı saat 3 civarı... Erhan Ali ve ben Üsküdar'da çınaraltında tavşankanı çaylarımızı yudumlarken her zamankinden farklı olarak bu sefer sektörden konuşuyoruz. Yan tarafımızda genç bir kız... 20-21 yaşlarında, saçları dağınık. Üstünde yanlamasına çizgili bir tişört hemen yan taburesine koyduğu yeşil, bacaklarına kadar sarkan bir çanta... Gecenin serinliğinde sıcacık mercimek çorbasını kaşıklıyor. Sohbetimizin bir de kulak misafiri var meğerse. Hoşgelmiş. Merakını ve dikkatini çekmiş olacağız ki, kız, pardon siz hangi ajanslarda çalışıyorsunuz acaba, diye meraklı bir ses tonuyla bize sesleniyor. Kulak misafirleri de tanrı misafirleridir, deyip çalıştığımız yerleri söylüyoruz kibarca... Radikal Gazetesi'nde staj yapacaktım ama olmadı, sonra bir reklam ajansına başvurdum( büyüklerden bir ajans)diyor.

Masamıza oturuyor. Çaylarımızı yudumlarken sohbet sohbeti açıyor. Bir Erhan Ali, bir ben sektörü anlatıyoruz meraklı gözlere ve kulaklara... Adı Zeynep. Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü 3. sınıf öğrencisi. Merakı, yanıbaşımızdaki daha tamamlanmayan Marmaray'ın içinden karşıdaki ajansların içine akıyor...

Soruyor ve çoğu soranların aksine sorduğu sorunun cevabını dinlemesini de biliyor.
Öğrenci haliyle, size çay ısmarlayayım mı, diye kibarca teklifte bulunuyor. Biz de, sen dur bu masada ısmarlaması gerekenler bizleriz, deyip teklifini kibarca geri çeviriyoruz.

Uzun uzun sohbet ediyoruz. Güneş yeryüzünü yeniden aydınlatacak ama genç, meraklı bir kızın aklı da güneşle birlikte aydınlanıyor. Yüzünden hayal ettiği mesleğin gerçeklerini, iyi yanlarını, kötü yanlarını, saçmalıklarını iki reklam yazarından dinlemenin verdiği mutluluğu okumak hiç de zor olmuyor...

Hesaplar ödeniyor, masadan kalkıyoruz.
Erhan'la ben karşı yola geçiyoruz. Zeynep de evine gitmek üzere taksiye biniyor. Ben eve yürüyelim, diyorum, Erhan, "Çok yorgunum taksiye binelim" diyor. Çünkü Üsküdar İskelesi'yle evim arasında 12 dakika 40 saniye mesafe var.
Erhan yorgun... Taksinin birisine durması için el sallıyoruz. Meğerse içinde bizim meraklı kız Zeynep var. O da taksinin arka camından bize el sallıyor, ona el salladığımızı düşünürek... Aklımızda mesleği merak ettiğimiz zamanlar, taksiye biniyoruz. Bir gece daha bitiyor...
İlk aşk, ilk kendi evine çıkmalar, ilk maaş, ilk meslek...

Zeynep bize insanın bir mesleğe başlamasının onun için ne kadar heyacanlı olduğunu hatırlıyor tekrar...

3 Comments:

Blogger Burak Kargın said...

Zeynep'in durumunu okuyunca 2005 yılının ağustos ayında başlayan merakım ve arkasından gelen ajans maceralarımı hatırladım. Ajans hikayelerini dinledikçe dinleyesiniz geliyor. Önce küçük ajanslarda çalışma merakı, sonra gözüne devlere dikme hesabı, bazen ajansların çalıştığı markalar, kimi zaman da yarışmalarda alınan ödüller konuşuluyor da konuşuluyor.

Reklamcı muhabbetlerinde konu dönüp dolaşıp ajans içi yaşananlara, yaratıcı işlerin ayrıntılarına, başarılı işlerin hikayelerine, sıkıntılı reklamveren ilişkilerine ve ego tatminlerine doğru gidiyor. Muhabbetin tadını alan memnun, veren memnun gözden kaybolunuyor.

Zeynep'in kulak misafirliğinde kendimi gördüm diyebilirim. Her ne kadar bugünlerde bastırmaya çalışsam da reklam konuşanları affetmiyorum. Aralarına dalmamı kimse engelleyemez. Hatta Zeynep'i bulup bir iki hikaye de ben anlatacağım! :)

Çengelköyü özlemişim, bir hafta kaldı İstanbul'a kavuşmama, orda mı buluşsak Ortak Defter sakinleri...

30 Temmuz, 2007 15:50  
Blogger Tuğçe Özel said...

1 hafta mı kaldı, süper! Gel artık...

Çengelköy olmasa da bizim Nevi'ye gidebiliriz. Çatıda biralarımızı yudumlarız.

:):)

30 Temmuz, 2007 17:07  
Blogger Burak Kargın said...

Nevi de olur, çok severim çatısını...

Tez zamanda görüşüle! :D

31 Temmuz, 2007 13:13  

Yorum Gönder

<< Home