Çarşamba, Mart 23, 2005

Kriz sonrası kuşağı reklam yazarları.

Bildiğiniz gibi 2001 krizinden sonra, irili ufaklı bir sürü reklam ajansı, çok kısa bir süre içinde deneyimli yaratıcıları işten çıkararak onların yerine genç ve deneyimsiz (elbette daha az ücretle çalışan) "elemanları" işe aldılar. Bunların içinde reklam yazarları çoğunluktaydı.

Bir zamandır onlarla görüşüyorum. Verdiğimiz ilana başvuran reklam yazarı arkadaşların çoğu bu kuşaktan. İki üç yıllık deneyimleri var. Kimi vasat işler üreten "muteber!" reklam ajanslarında, kimiyse basılı iş ağırlıklı çalışan yerlerde. Çoğuyla işi bitmiş muteberlerin; onlar da "adı duyulmadık" ajanslara geçmişler. İçler acısı manzara!

İş örneklerine bakmaya başladığımızda en kötü anlar başlıyor. Nedense deneyim, yaptığımız iş sayısıyla ölçülüyor ya, biriktirebildiği ne varsa gösteriyor arkadaşlar. Yaptığı işleri savunanlar, utananlar, hızla geçenler, hatalı bir işin üzerinde uzun uzun konuşanlar, yayımlanmış bir ilanı anlamamız zormuş gibi saniyesinde açıklamaya başlayanlar. "Yalnızca ben geldim!" diyenler.

Bulaştıkları sektörün çalıştıkları ajanslardan oluştuğunu sanmışlar. Bu nitelikteki reklam ajanslarında bulunarak, iş üreterek deneyim kazanacaklarını düşünmüşler. Hepsi bir fırsat istiyor, doğru bir yerde başladığında doğru işler yapacağını hayal ediyor. Şimdiye dek öğrendiklerini unutamayacak kadar işin içindeler. Ne yapmamaları gerektiğini öğrenmenin buruk bilinci içindeler.

Genç insanlar bunlar. Bazıları başka şehirlerden gelmişler. Ev açmışlar, düzen kurmuşlar.

Geçen bu süre içinde sıkışıp kaldıklarını anlamışlar. Ne ilerliyor ne geriliyor kariyer. Gerilemiyor, çünkü pek çok işkoluna karşılık iyi para kazanıyorlar, edindikleri ve artık alıştıkları bir hayat standardı da var. İlerlemiyor, çünkü yetmiyor yaptıkları, kaplarına sığmıyorlar, ceplerinden para verip seminerlere, kurslara yazılmışlar, sertifikaları da var, iyi reklam yapanlara katılmak istiyorlar. İyi reklam yapanlara katılmak...

Bu krizin yaş ortalamasını daha da düşürdüğü bir gerçek, bu avutucu bir yan.

Başvuranların içinde televizyon dizileri yazan gençler de oldukça fazla. Onlarla görüşmedim, neden reklamcı olmak istediklerini soramadım. Nedenlerini kestirebiliriz herhalde.

Peki ne olacak bu kuşağın hali? Kim el verecek? Nasıl çıkacaklar bu işin içinden? "Yazık size, çalışmayın böyle ajanslarda! Kalmasın böyle ajans!" diyebiliriz de bir çırpıda. Bir ikisi istifayı basmış zaten, istediği gibi bir ajansta çalışana kadar inat edecek. Ne olacak peki düzenleri, nasıl geçinecekler? Girmişler artık bu işe, yutmuşlar bu tozu bir şekilde. Gönül vermiş hemen hepsi.

Başka bir iş yapmalarını önerebiliriz. Yol yakınken dönmelerini. Zaten bu iş bırakır kimilerini. Reklamcılığın bıraktığı insan sayısı hiç de az değildir, bilirsiniz.

Kimsenin kalbini kırmak istemem, amacım bu değil, aman ha!

Fakat merak ediyorum bu deftere kim not düşecek bu konuda?

Kendini sahiplenecek mi bu kuşak?

Burası değil de nere?

3 Comments:

Blogger Önder Öncel said...

Demek Türkiye'deki reklamcılık tarihinde bu sekilde anılacağız..."Kriz sonrası kuşağı reklam yazarları.."

Peki daha önce nasıldı? Sektör nasıl beslenirdi? Şimdi İki macintoshu ofisine çakan ben ajansım diyor. Bir iki prodüksiyon yaptı diye kendine "medya grup" diyenler var. İstenilen niteliklerde yazar bulunamadğı da zaman zaman kulağımıza geliyor. Siz ancak sizi tanımaya ve dinlemeye zamanı olabilecek ajans yetkililerine tesadüfen ulaşabildiğinizde durumun, durumunuzun farkına varabiliyorsunuz. Ondan öncesine kadar iyi-kötü bi'şeyler yaptığınıza inanıyorsunuz. Elinizdeki cv modellerinizle birilerinin dikkatini çekebileceğinizi umuyorsunuz. İk ilanlarına baktığınızda aranan reklam yazarlarının, işine aşık, esnek çalışma saatlerine uyabilen, yaratıcı olmasının beklendiğini görüyorsunuz. Yaratıcılık bir reklam yazarı için nasıl lütuf olabilir ki? Zaten olması gereken bi'şey degil mi bu?
Reklam yazarı olacak adamın mayasının bu işe uygun olup olmadığını anlamak için yapılan görüşmeler ne kadar yeterli? Kaç kişi sizi gerçekten tanımaya çalışıyor? Ender yetiştiğini söylediğimiz bu insan türü için, bu yollardan geçmiş, daha tecrübeli ustalar ne kadar yönlendirici oluyor? Ya da adayların kaç tanesi onların peşinde koşuyor? Bu durumda elinize kalan sezgilerinize ve şansınıza güvenmek. Tabi bu arada Türkiye'de olduğunuzu unutmamanız da lazım.
Nitelekli adam bulunamıyor...Peki aranan kim? Nasıl biri? Siz bu aradğınız özelliklerde birini bulunca, bu nadide insanın yetişmesi, gelişmesi için gerekli ortamı, ışığı, gübreyi, suyu, ilgiyi verebiliyor musunuz? Yoksa her şey reklam yazarına mı düşüyor? Yoksa bunları beklemek çok mu lükse kaçıyor? Yoksa kolaya mı kaçılıyor? İşte genç! Hırslı, azimli, az paraya çok saat çalışır. Ondan sonra herşey birbirini kullanmaya, sömürmeye dönüyor. Ben mi kurtaracağım sektörü? diyorsunuz bazan, İstemediğiniz halde..Böyle gelmiş böyle gider demek ki diyorsunuz.. Sonra bi iş ilanı görüyorsunuz: işine aşık, heyecanlı...."

Aşkı bilen kaç kişi kalmıştır sizce?

Belki de greçekten daha önce söylendiği gibi doğal seleksiyondur bu.. Yumurtadan çıktıktan sonra, yırtıcı kuşlara yem olmayacak kadar şanslı, hızlı, azimli ve iyi olocaksınız ki denize ulaşabilecek karetta karetta lardan (ya da kereta kerata mı demeliyim:) biri olabilesiniz.
Denize ulaştıktan sonrası ise ayrı bir mücadele zaten..

23 Mart, 2005 12:28  
Blogger Meriç Eryürek said...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

31 Mart, 2005 13:51  
Blogger Meriç Eryürek said...

Bu kuşaktanım.

Ve bu kuşağı asla sahiplenemiyorum.

Kılık kıyafetle reklamcı oldum sanmaları, yüzlerindeki o "nasılsa ne desem anlamazsın," ifadeleri, sığ fikirleri, başarısızlıklarına her zaman kendilerinden öncekileri sebep göstermeleri, "futbol adamları" gibi camiaya verip veriştirmeleri, üç kelimeyle ifade edilecek fikri onyüzbinmilyon kelimeyle anlatamadıktan sonra yazmak hakkında ahkam kesmeleri, Türkçe bilmemeleri ama Türkçe'yi bilinçli olarak deforme edecek kadar usta olduklarını sanmaları, "İmla"yı ünlü bir Japon anime ustası zannetmeleri, "ben yaptım en iyisi oldu"culukları ve diğer tüm gereksizlikleri yüzünden bu kuşağı asla sahiplenmiyorum.

Onları hiç sevmiyorum. Aynı jenerasyondan olduğum için gölgelerinde eziliyorum.

Sahiplenemem.

Yazmak, sayelerinde tarihte hiç olmadığı kadar ucuz bir iş oldu.

Türkiye'de "reklama" bir dakika bakmak yeterli sonucu görmek için.

31 Mart, 2005 13:58  

Yorum Gönder

<< Home