Salı, Aralık 13, 2005

Sessizliğin Sesi

Bugün sessiz kalmak istiyorum. Trafiğin sinir hoplatan yoğunluğuna,insanların özel yaşamlarını cep telefonunda, ortalık yerde ve üstelik ulu orta konuşarak zorla dinlemeye mecbur etmelerine, soru sorup dinlemeyenlere karşı sessiz kalmak istiyorum. Beni kıskananlara, övenlere, dalga geçenlere, küçük görenlere, abartanlara karşı sessiz kalmak istiyorum. Televizyonların boş görüntülerine, radyoların kuru gürültülerine, gazetelerin tekdüzeliklerine, sokakların, evlerin kirliliğine sessiz kalmak istiyorum. Bugün ormanlık bir yolda, amaçsız bir biçimde yürümek, sadece kendi soluğumu dinlemek istiyorum. Bugün, bu bedene girmiş bir yabancı gibi etrafı gözlemlemek istiyorum. Bugünü mutluluğu, mutsuzluğu, yalnızlığı, zevkleri, zevksizliği, yalanları, doğruları, sevinçleri, sıkıntıları, kuşkuları, tutkuları, umutları, umutsuzlukları, utançları, üzüntüleri, iyilikleri, kötülükleri, gururu ya da gözyaşını hiç bilmiyormuş, hiç de öğrenmeye, anlamaya niyeti yokmuş gibi tüketmek istiyorum. Bugünü tüketirken, ara sıra küllerini silkelemek, çok şey düşünüyormuşçasına gözlerimi kısıp, anlamlı anlamlı kafamı sallamak istiyorum. Elime, Şilili şair Pablo Neruda’nın Aşk adlı kitabı (Artshop yayıncılık) geçiyor. İl Postino (Postacı) filminden şiirler. Gürkal Aylan çevirmiş Türkçe’ye, aslının tadını koruyarak. Şiirlerden biri şu andaki ruh halime çok uygun. Diyor ki Neruda: “Sessiz kalmak istiyorum senin için: sen yokmuşsun, / beni çok uzaklardan duyuyormuşsun ve / değmiyormuş gibi sesim sana. / Uçup gitmiş olmalı gözlerin / örtmüş gibi bir öpücük, dudaklarını. / Ruhumla dolu nesnelerden doğuyorsun / ruhumla dolu olduğu için tüm nesneler. / Benim ruhum gibisin sen, bir düş kelebeği / ve melankoli sözcüğü gibisin...” Sessiz kalmak istememin benim değil, senin melankolinle bir bağlantısı var, demesi de ilginç geliyor bana şairin. Sevdiğinin içe dönük ruh hali, sessizliği, sesini kısıyor belli ki. Demek ki susarak, dinleyerek, gözlemleyerek, her şeyden bir an için soyutlanarak, çevremizde akıp giden her şeyi daha doğru yorumlayabiliriz. Hatta duygularımızı da...Hangi davranışlarımız sonradan üstümüze yapışmış, hangileri karakteristik özelliklerimiz, susarak anlayabiliriz. Buradaki susma, “susma, sustukça sıra sana gelecekteki” susma değil. Ama olsa bile korkutmuyor. Çünkü bazen susmak, konuşmaktan ve yazmaktan daha etkili. Bilgeliğin simgesi adeta. Uzakdoğulu budistlerin, zen rahiplerin, dergahta çile çeken dervişlerin de günlerce süren uzun sessizliklerinin hikmeti bu olsa gerek. Belki böylece kendimiz olmayı öğrenebiliriz. Gereğinden çok konuşarak, boşboğazlık yaparak ilişkilerimizi tüketiyoruz. Sessizliğin sesini keşfetmeli bugün. Sessizliğe evet, sensizliğe hayır.

4 Comments:

Blogger Eda Çizioğlu said...

Susmanın kardeşi durmak, hayatın içinde durmak, önünde, yanında ya da arkasında durmak. Gözlerini dikmek ve önünden akıp giden her şeye bakmaya başlamak. Uzun uzun, uzun zamanlardır denemekten şaşkına döndüğüm, içi boşalan, boşaltılan, boşalttığım kelimelerimle barışmak için durduğum günlerde bile neden beceremiyorum kaçırıyorum onu -ellerimin arasından kaçırıyorum- hissini. Tüketmemek, tükenmemek için dururken, neden bu korku, kendime soruyorum aslında bunu, size değil.
Çok denk geldi sadece.

13 Aralık, 2005 17:54  
Blogger Haluk Mesci said...

Oğuzhan usta. Başka bir konu gibi ama, lütfen sen sessiz kalma : Yaz hep. Ne yazarsan. Ama yaz. Defter yazarsan var.

13 Aralık, 2005 18:02  
Blogger Tayfun Kısacık said...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

14 Aralık, 2005 10:17  
Blogger Tayfun Kısacık said...

Sessiz mi kalmalıyım bu bir solukta okuduğum yazıya? Alt metnini mi okumalıyım yoksa? En iyisi bin düşünüp bir söylemeliyim. Birkaç kelimeye indirgemeliyim. Basit ve anlaşılır olmalı söylediklerim. Bunu söylerken bile ne kadar uzattım. O kadar içi boşaldı ki kavramlarin. "Iyi ki doğdun" diyorsun sıradan bir kutlama diyorlar. Var mı ötesi? O yüzden uzattım, sırf söylediğim şeyin benim için ne denli değerli olduğunu anlatmak için. Korkarım içini boşalttığımız/boşalttıkları başka birşey söyleyeceğim sana.
Aklına, fikrine, ellerine sağlık usta.

14 Aralık, 2005 10:22  

Yorum Gönder

<< Home