Pazartesi, Ağustos 15, 2005

samimi bir merak sorusu.

En son ne zaman reklam yazdınız ya da son zamanlarda reklam yazan birine rastladınız mı?
Samimi olarak soruyorum. Merak ediyorum. Öğrenmek istiyorum.

11 Comments:

Blogger Haluk Mesci said...

??

Nasıl yani ?

15 Ağustos, 2005 17:22  
Blogger Tayfun Kısacık said...

Ben sektörün ve reklam yazarlığı'nın aşırı derecede kan kaybettiğini düşünüyorum. Hal buyken bu kadar çok reklam yazarı olmak isteyen arkadaş olmasını anlayamıyorum. Garipsiyorum. Ortaya çıkardığı fikri heyecanla paylaşan reklam yazarlarının bir şekilde sakinleştirildiğini görüyorum. Dolayısıyla da sayıları gittikçe azalıyor. Televizyonlardaki, gazetelerdeki işlere bakıyorum; cinfikir ya da tüketicinin ilgisini çekecek bir güzellik göremiyorum. Müsteri işleri görüyorum. Bu arada tabii olarak işler müşterinin olacak demek istediğimin bu olmadığını biliyorsunuz. Yalnızca ben mi göremiyorum. Gün geçtikçe geriye gidiyoruz gibi geliyor. Ne olacak bu reklam yazarlarının, sanat yönetmenlerinin ve elbette reklamcılığın durumu?

15 Ağustos, 2005 17:39  
Blogger Bülent Şentay said...

Mesleğimizi yanlış tanıtmadık ama yanlış ellere geçtiği kesin. Çünkü son yıllarda tele-vole'ciler ajanslara da sızdılar ve sızıyorlar. Böylece -herkesten özür dilerim- mesleğimizin içine de sızılıp sıvanmış oluyor!

16 Ağustos, 2005 12:06  
Blogger Kağan İşmen said...

Durum tespiti doğru!
Fakat bu tespiti yaptıktıktan sonra lafı uzatmak, sanki biraz söylenmeye giriyor gibi:)
Bundan sonraki ilk adım: -bir şeyler yapmalı- olmalı sanırım. Yaratıcılık Konferansı bu bir şeyler yapmalının içine giriyor elbette de, kişisel olarak da bir şeyler yapılmalı sanki.
Yapılmıyor da değil aslında!
Mesela: Bundan 4, 5 ay önce Farkyeri'ni kurduk biliyorsunuz. Ve kuruluş aşamasında da, varolan konkur sistemini eleştirmek, bu konuda bir tavır oluşturmak için, -konkurlara girmeyeceğimizi ilan ettik- hatta daha da ileri gidip, otomotiv sektöründe biz konkur açtık. Hep söylenir dururuz konkurlarla ilgili. Hep şikayetçiyizdir bu konuda. Hyundai korkurunu hatırlayın lütfen. 100 küsur ajans katılmış konkura. Yazık değil mi? yaratıcılık bu kadar mı ucuzladı? 99 ajansın işleri çöp oldu. Emekleri boşa gitti. Daha söylenecek bin tane söz var. Ve bir ajans çıkıyor diyor ki... Arkadaşlar, sözümüz söz. Biz, hiçbir koşul ve şartta, konkurlara girmeyeceğiz. Yaratcılığın onurunu kurtarmak adına, son yıllarda daha iyi bir girişim hatırlıyor musunuz? Ama sektörden nasıl bir tepki geliyor? TIK yok! Kristal Elma ödül töreninde, dostlarla sohbette helal olsunların ötesine gidemiyor bu tepkiler. Bu mudur şimdi? Yazarken hiçbirimiz mangalda kül bırakmıyoruz ama, yeri geldiğinde, aslında herkesin söyleyeceği bir söz anında da, nedense derin bir suskunluğa bürünüyoruz. Gerçekten bu konunun en azından bu tür mesleki örgütlenmeler arasında dahi hiç konuşulmamış olması, gerçekten düşündürücü bence. Reklama girer diye mi acaba:)

Sevgiler

Kağan İşmen

16 Ağustos, 2005 12:23  
Blogger ERKAN BELEN said...

Daha önce yazdığım yorumun Türkçe karakter problemi çözülmüş hali.

Mesleğimizi yanlış mı tanıttık/tanıttılar?

Yaşadığımız zorlukları hatırlıyorum sektöre adım atınca. (Dokuz yıl olmuş)
Türkçe konusunda nasıl kendimizi kastıgımızı. Ustaların dil kullanımlarını nasıl dikkatlice takip ettiğimizi. Yazdığımız her kelimeyle; müşteriye, dile, ajansımıza ve topluma karşı sorumlu olduğumuzu düşünerek işimizi yaptığımız günleri hatırlıyorum.
Şimdi, zamanında ter döktüğümüz network ajansları dahil tüm sektor, "ürettikleriyle" reklamcılığın kolay ve basit olduğu izlenimini veriyor. Fikir değil, prodüksiyon oyunları... Mizah değil, şaklabanlık... Markaya veya insana odaklı iletişim değil, yaratıcı kadronun tarzına odaklı iletişim... Marka değerini yansıtarak insana özel bir şeyler söyleyen anlamlı cümleler değil, "hey, hop, hadi" gibi yeni gençlik konuşma biçimleri içeren sloganlar...
Bunları gören herkes, parası da iyiymiş diyerek balıklama atlıyor sektöre. Ya duvara tosluyor vazgeçiyor. Ya da kendine bir koltuk bulma şansına erişip, "görup doğru olduğunu düşündüğü reklamcılık" tarzını uyguluyor.
Biz mi suçluyuz, müşteriler mi, ajans yöneticileri mi (Kriz sonrası yeni reklamcı profili açısından) yoksa bir devir kapanıyor mu?
Sonuç olarak... Konu yaratıcı fikir veya kötü fikir değil. Yurt dışındaki işlere bakıp, anlayış olarak uzaklarda olduğunu düşünüyorum sektörün. Ve akşam TV seyredemiyorum.

16 Ağustos, 2005 17:21  
Blogger Ceylan Pojon said...

Acaba reklamcılık neden bu ülkede bu yönde gidiyor ve biz kendi reklamlarımıza –yani kendi isimizin çıktısına- bakmaya dayanamazken yurt dışında yapılan işlere bakmaya doyamıyoruz? Acaba bizde olduğu gibi bir süreçten geçen başka hiç ülke yok mu? Elbette var. Onlarda sektörün başına neler geldi, iş kalitesi sosyal/ekonomik/kültürel değişimlerden nasıl etkilendi, gidişat kötülüğünü ne kadar sürdürdü ve en önemlisi de, bu insanlar reklamcılığa sahip çıkmak için ne yaptılar, mesleklerini nasıl “kurtadılar”?

Çözüme ulaşırken global düşünmemiz gerektiği kanısındayım. Tek dertli biz olamayız**. Yaşanmış örnekler bulmalıyız. Yoksa çok kan dökülecek çünkü ben de bu işi, tıpkı sizler gibi, kafamı dinamo usulü çalıştırdıkça çalıştırıyor diye seviyorum. Ama tecrübeli ve usta bir reklam yazarı bile “son zamanlarda REKLAM yazanınız oldu mu?” diye soruyorsa, ve daha da vahimi onun nesline küçük-eşit nesilden olan herkes aslında bu soruyu sorarken neyin kastedildiğini anlıyorsa, durum ciddi demektir.


**Yoksa öyle miyiz? Yoksa rahmetli Aziz Nesin haklı mı?

16 Ağustos, 2005 18:06  
Blogger Tayfun Kısacık said...

Ceylan, "tecrübeli reklam yazarı"na evet. Ustalık için benim daha çooook fırın ekmek yemem gerek. Ustalara ayıp olmasın :)

17 Ağustos, 2005 14:01  
Blogger ERKAN BELEN said...

Mesleğimizi yanlış mı tanıttık?

Hayır demeden önce düşünüyorum. Bireysel olarak, yeni mezunlara ve öğrencilere anlattım mı "okumanın, araştırmanın, kendini geliştirmenin ve hayata çok yönlü bakmanın" gerektiğini. Zorlukları anlattım mı? Evet.
Fakat yeni mezunlar ve öğrenciler, özellikle Reklam Yazarı olmanın kolay olduğunu düşünüyor. Bunun, bizim bireysel çabalarımızla ilgisi yok. Reklamları seyrediyorlar. Kalitesini, düzeyini kendi ölçütlerinde tartıyorlar. Ve bu işi yapabileceğine karar veriyorlar. Biz yanlış tanıtmadık desek de, algılanan gerçek bu. Onlarla konuştuğumuzda zihinlerinde yerleşmiş gerçek bu. Ben elimden geleni yapıyorum demek bunu değiştirir mi? Hayır.

Çözüm toplu olarak hareket etmek mi?

Timur'un (Müşterinin/patronun/derneklerin) karşısındaki Nasrettin Hoca durumu bu kadar yaşanmasaydı keşke...

17 Ağustos, 2005 17:55  
Blogger Vahide Tandelen said...

Şimdi!

Beğenmediğimiz işler olduğu açık. Nesini beğenmiyoruz? Bunlar çeşitlendirilebilir. Gerçekte hiçbir mesaj vermeyen reklam, dili iyi kullananamış reklam, samimiyetsiz reklam, aldatan reklam, araklanmış reklam...

Bunlarla ilgili eleştiri yapan çok. Herkes bunlardan şikayetçi. Peki nerde bu reklamların yaratıcı ekipleri? Nasıl bulunucak bu adamlar? Daha da endişe vericisi, bu reklamlardan şikayetçi olan bizler de bu ekiplerin içinde miyiz zaten?

Tayfun Kısacık bu soruyu sorarken kimseyi tenzih etmemiş anladığım kadarıyla. Eğer öyleyse, doğru da yapmış. Birşeyler yapılacaksa, yapacaksak, bunu en küçük birimlerden başlatmalıyız. Önce bulunduğumuz alanlarda direnmeliyiz. Hepimiz birden direnirsek, ne şahane olur...

19 Ağustos, 2005 13:00  
Blogger Ayça Çavaş said...

Attığım her başlık gündeme bomba gibi düşmüyor.
Yazdığım her alt metin okuyucularına hayatın anlamına dair yeni bir şey söylemiyor.
Çünkü bazen önümdeki her işin kimyası buna izin vermiyor.

Ama olsun. Öncelikle benim sevebileceğim gibi olsun, olamıyorsa da peki tamam müşterinin dediği olsun ama en azından başında sonunda, eğer tabii okuyanı varsa, birilerini gülümsetebilecek, hoşlarına gidebilecek minik espiriler, detaylar olsun diye gayret ediyorum.

Bütün bunları büyük küçük elime verilen her işin,
tamamında olmasa da, en azından yüzde yetmişi sekseninde yapınca, doğal olarak asla kendime en son ne zaman reklam yazdım diye sormuyorum.
Çünkü yayınlansalar da, yayınlanmasalar da,
zaten yazmış bulunduklarımın hepsini daha bu sabahmış gibi hatırlıyorum.

Reklam yazarlığı, sadece para için yapılamayacak kadar zahmetli bir meslek.
Kendi adıma, sadece bu zahmete değecek işler çıkarabildiğim sürece, umutsuzluğa düşmeden devam edecek gücü bulabiliyorum.

23 Ağustos, 2005 18:39  
Blogger Nokta Çelik said...

Daha bu sabah, işe gelirken bir reklam fikri yazdım yolda! Üstelik ben bunu hep yapıyorum. Üstelik müşterim olmayan bir şirket için! Çünkü bu iş benim için bir nev'i beyin jimnastiği.

Bu sabahki reklam fikrimi de anlatayım müsadenizle... Her gün geçtiğim yol üstünde sağda bir sıra billboard var, tam karşısında da Boyner Mağazası. Şöyle bir şey uydurdum: "............, tam karşınızda!" Boyner bu billbord'ları sürekli kiralıyor sanırım, arada başka şeyler de oluyor ama tamamen kapatsa mesela. Ve o sıradaki kampanyasına uygun şekilde kullansa, örneğin 12 taksit fırsatı tam karşınızda, sonbahar koleksiyonu tam karşınızda filan filan...

İnsanın hobisinin, işi olması ne güzel!

Not: Bugün Pollyanna günümdeyim:)

01 Eylül, 2005 19:16  

Yorum Gönder

<< Home