Perşembe, Ağustos 25, 2005

Biliyoruz da konuşuyoruz...

Şef’in tavsiyesi masanıza geldi. Hmm, diye geçirdiniz içinizden, fesleğen konmuş içine. Bu ekşimsi tat da, hardaldan kaynaklanıyor olsa gerek. Karabiberi biraz fazla mı olmuş ne?
Derken, yanınızdan güzelliğiyle tüm dikkatleri üzerinde toplayan bir kadın geçti. Parfümünden çok etkilendiniz. Leylakla zenginleştirilmiş bir koku diye düşündünüz, temel notası da portakal çiçeği olmalı. Alkol seviyesi biraz daha düşük tutulsa, tam bir yaz kokusu aslında.
Dekorasyon da fena değil hani. Ancak siz olsanız, bu kadar ayna kullanmazdınız.
Yan masadaki çift, sakin sakin konuşurken birden tartışmaya başladılar. Adam hışımla kalktı ve gitti. Ben olsam diye düşündünüz, her şeye rağmen hesabı öder de giderdim.

.................................................................................................

Bir işin, eylemin, sanatın, bakış açısının mantığı üzerine fikir yürütebiliyor olmak, dinamiklerini çözümleyebilmek, içinde nelerin bulunduğunu tek tek sayabilmek... Hatta daha da ileri gidip, eksiklerini, yanlışlarını, şöyle yapılsaydılarını gerçek bir profesyonel edasıyla anlatabilmek... Bizi o işin ehli yapar mı?

Yenilen yemeğin malzemelerini sayabiliyor olmak insanı aşçı yapmaz ki!

2 Comments:

Blogger Haluk Mesci said...

Ceylan, uzun yıllar bir şeyler öğretmeye çabalamış biri olarak, 'yapan yapar, yapamayan öğretir' genellemesine üzüldüğümü belirteyim. Kuru kuruya yazılıp veya söylenip geçildiğinde çok anlamsız oluyor, bilesin.

25 Ağustos, 2005 15:57  
Blogger Vahide Tandelen said...

Ben de tam, yapılan işlerin içinde bulunmadan, ne kadar sabır ve emek istediğini bilmeden yorum yapmaktan bahsetmişken...

Ne diyeyim, yazdıklarımın insanların zihninde böyle bir deyiş canlandırmasına üzüldüm. Sanırım daha çok çalışmalıyım.

26 Ağustos, 2005 10:48  

Yorum Gönder

<< Home