Cumartesi, Kasım 05, 2005

ÖLÜM NEDENİ: BELİRSİZ(LİK)

...

“Çevredekilerin kayıtsızlığına klasik bir örnek olan, gazetecilik, siyaset ve bilim çevrelerinde pek çok polemiğe yol açan olay, New York’un Queens bölgesinde olağan bir cinayetle başlamıştı. Otuzuna yaklaşmış bir kadın Catherine Genovese, gece geç vakit işten dönerken evinin sokağında uğradığı bir saldırıda öldürülmüştü. Cinayet hiçbir zaman hafife alınacak bir şey değildir. Ne ki, New York büyüklüğü ve havasındaki bir kentte Genovese olayı New York Times’ın bir sütununun küçük bir bölümüne sıkışmaktan öteye gidemezdi. Catherine Genovese’nin öyküsü, eğer bir yanlışlık olmasaydı kendisiyle birlikte 1964 Mart’ının o günü ölüp giderdi.

Times’ın Büyükşehir editörü A. M. Rosenthal bir hafta sonra kentin polis müdürüyle öğle yemeği yiyordu. Rosenthal, müdüre Queens’deki başka bir cinayet hakkında bir soru sormuştu. Müdür, sorunun Genovese olayıyla ilgili olduğunu sandığından, polis tahkikatında ortaya çıkmamış şaşırtıcı bir şeyi açıkladı. Bu, polis şefi de dahil işiten herkesi ağzı açık bırakan ve açıklama istemeye iten bir gerçekti. Catherine Genovese, hızlı ve sessiz sedasız bir şekilde ölmemişti. Bu uzun, gürültülü, işkenceli ve kamuya açık bir olaydı. Katil, bıçağıyla, sonunda imdat çığlıklarını susturmadan önce, otuz beş dakikalık bir süre içinde Genovese’yi üç kez kovalayarak saldırmıştı. İnanılır gibi değil ama, tam otuz sekiz komşusu onun ölümünü, polis çağırmak için parmaklarını kımıldatmak zahmetine katlanmadan, pencerelerinin güvenli sığınaklarından seyretmişlerdi.

Pulitzer Armağanı sahibi bir muhabir olan Roshental, iyi bir öyküyü işitir işitmez ayırtına varırdı. Polis şefiyle yemek yediği gün, bir muhabirini Genovese olayının “Şahitler Açısı”nı araştırmakla görevlendirdi. Times, bir hafta içinde baş sayfasında, polemikler ve spekülasyonlara yol açan uzun bir yazı yayımladı. Raporun ilk birkaç paragrafı yayılan öykünün tonu ve odaklandığı noktayı belirlemekteydi:

Queens’de oturan saygın ve yasalara saygılı otuz sekiz vatandaş, bir katilin
Kew Gardens’da bir kadını takip edip üç ayrı saldırıyla bıçaklanmasını yarım saatten
fazla incelediler.

Sesleri ve ansızın yanan yatak odası ışıkları katili iki kez durdurdu ve kaçırdı.
Her defasında geri döndü, onu buldu ve tekrar bıçakladı. Saldırı sırasında hiç kimse
polisi aramadı; kadın öldükten sonra ancak bir kişi telefon etti.

Olay iki hafta önce bugün olmuştu. Fakat beldenin yirmi beş yıllık polis şefi olan ve
dedektiflerin başında bulunan başkomiser yardımcısı Frederic M. Lussen olayın
şokundan hala kurtulamadı.

O, pek çok cinayet olayını duygularına kapılmadan anlatabilir. Ancak Kew Gerdens
cinayeti onu şaşkına çevirdi. Olay sadece bir cinayet olduğu için değil, “iyi insanlar”
polis çağırmadıklarından.



Hiç kimse, bayan Genovese saldırıya uğradığında otuz sekiz kişinin kendileri bile
açıklayamazken, neden telefonu kaldırmadığını bilemez. Bununla birlikte,
kayıtsızlıklarının büyük şehir kayıtsızlığı olduğunu varsayabiliriz. Bu, eğer kişi
milyonlarca insan tarafından kuşatılmış sıkıştırılmışsa ve onların sürekli baskılarından
korunmak için tek yol onları göz ardı etmekse, psikolojik bir yaşam sürdürme
meselesi haline gelir. Komşuya ve onun sorunlarına kayıtsız kalmak, diğer büyük
kentlerde olduğu gibi New York’ta da şartlı bir reflekstir.

Genovese öyküsü yaygınlaştıkça (Rosenthal’ın kitabı yanında olay, pek çok gazete ve dergiye, birkaç televizyon belgeseline ve Broadway dışında sergilenen bir oyuna konu olmuştu) New York’ta çalışmalarını sürdüren iki psikoloji profesörünün, Bibb Latane ve John Darley’in, mesleki yönden ilgisini çekmişti. Profesörler Genovese olayının raporlarını inceleyerek ve toplum psikolojisi bilgilerine dayanarak hiç akla gelmeyecek bir açıklama yolu buldular: Neden, olay yerinde otuz sekiz şahidin bulunmasıydı. Olayın o zamana kadarki tüm anlatımlarında hiç şaşmadan, otuz sekiz şahidin seyretmesine rağmen, hiçbir şey yayıpmamış olduğu vurgulanmaktaydı. Latene ve Darley, hiç kimsenin yardım etmediğini çünkü olay yerinde çok fazla izleyicinin bulunduğunu ileri sürdüler. Psikologlar, kaza anında orada bulunan bir kişinin etrafta başkaları da varsa en az iki nedenden dolayı yardım etmesinin uzak bir olasılık olduğunu düşünüyorlardı. Birinci neden oldukça açıktır. Ortalıkta birkaç potansiyel yardıma koşacak kişi varken, her bir bireyin kişisel sorumluluğu azalmaktadır: “Belki birisi yardıma koşar ya da telefon eder ya da etmiştir bile.” Böylece herkes başka birinin yardıma koşacağını ya da çoktan koşmuş olduğunu düşünürken, hiç kimse bir şey yapmamış olur.

İkinci neden ise pisikolojik yönden daha karmaşıktır; bu, toplumsal kanıt prensibi üzerine kurulmuştur ve çoğulcu kayıtsızlık etkisini içerir. Çoğu kez bir acil durum, gerçekten acil bir durum değildir. Ara sokaklardan birinde yatan adam kalp krizi mi geçirmektedir, yoksa sızıp kalmış bir sarhoş mudur? Sokaktan gelen ses bir silah sesi mi, yoksa kamyon egzozundan mı çıktı? Bitişik evdeki gürültü, polisi gerektiren bir saldırı mı, yoksa karışmanın iyi olmayacağı ve iyi karşılanmayacak bir karı koca kavgası mı? Neler oluyor? Böylesi kararsızlık durumlarında doğal eğilim, ipucu elde edebilmek için etrafta bulunanların davranışlarına bakmaktır. Diğerlerinin tepkilerinden, olayın bir acil durum olup olmadığını anlayabiliriz.

Fakat kolayca aklımızdan çıkan bir gerçek de, diğerlerinin de toplumsal bir kanıt aramakta olabilecekleridir. Hepimiz başkalarının yanında dengesini koruyabilen ve şaşırıp kalmayan bir kişiliği yeğlediğimizden dolayı, büyük olasılıkla bu kanıtı sakin bir tavırla, etrafımızdakilere gizli, kaçamak bakışlar atarak araştırırız. Bundan dolayı da herkes diğerlerini heyecansız ve bir şey yapmazken görür. Sonuçta, toplumsal kanıt etkisiyle, olay acil olmayan bir durum olarak yorumlanır. Latene ve Darley’e göre bu ÇOĞULCU KAYITSIZLIK durumudur. “Bu durumda herkes, hiç kimse ilgilenmediği için yolunda gitmeyen bir şey yok kanısına varır. Bu sırada tehlike tek bir kişinin, diğerlerinin görünüşteki sakinliğinden etkilenmeksizin, tepki göstereceği bir noktaya doğru tırmanıyor olabilir.”

İknanın Psikolojisi
Robert B. Cialdini, PH.D.
Çev: Fevzi Yalım
Mediacat Kitapları

(Alıntı yaptığım bölüm
Ölüm Nedeni: Belirsiz(lik)
161. sayfa)

3 Comments:

Blogger Nokta Çelik said...

Ortak Defter'le ilgili ironik bir benzetme yapmaya çalıştım:) Bu kitabı 1,5-2 yıl önce okumuştum. Bu ve bir-iki bölümü daha hiç aklımdan çıkmıyor. Ayrıca ara ara açıp tekrar baktığım bir kitap. Bırakın reklamcılığı, günlük hayat için bile iyi bir kılavuz olduğunu düşünüyorum.

Bu arada, bu satırlarımla, yazının son kısımında yer alan "bireysel sorumluluk"umu yerine getirdiğimi düşünüyorum. Haydi bakalım pamuk eller klavyeye:)

05 Kasım, 2005 13:23  
Blogger Sedef Türkmen said...

Nokta Çelik'e teşekkürler !
Yazıdaki kayıtsızlıkla Ortak Defter'deki kayıtsızlık arasındaki benzerlik şaşırtıcı. Hatta 'çarpıcı' demek istiyorum ama, bu kelime de -yazıda belirtilen nedenlerle- anlamından çok şey yitirmiş galiba, diye düşünmeden de edemiyorum.

Ortak Defter üyesi değilim ama sizlerin neler yazdığınızı merak ediyor ve düzenli olarak takip ediyorum. Çünkü beynine, emeğine saygı duyduğum/inandığım bir ustanın oluşturduğu ve üyelerini belli bir süzgeçten geçirerek seçtiği bu blog'un, pek çokları arasından sıyrılan anlamlı bir paylaşım ortamı olduğuna inanıyorum.

Peki şimdi ne oldu ? Çok mu meşgulsünüz ? Çoğu şeyden olduğu gibi buradan da mı sıkıldınız ? Düşünceleriniz, deneyimleriniz, izlenimleriniz, okuduklarınız yok mu artık ? Ya da paylaşmaya değer mi bulmuyorsunuz acaba ?
Hiç değilse nedenlerinizi açık yüreklilikle paylaşmaya ne dersiniz ? Bunu kendinize ve bu blog'u izleyen diğerlerimize borçlu olduğunuza inanıyorum.

Silkinmeniz ve bu ortamın değerini kaybetmeden önce bilebilmeniz dileğiyle...

Sedef Türkmen

05 Kasım, 2005 17:16  
Blogger Kağan İşmen said...

Bu yazı bana, AtlasJet-Avis talihsizliğini hatırlattı!
Cinayeti gördük ama, polisi aradık mı?

07 Kasım, 2005 18:48  

Yorum Gönder

<< Home