Pazartesi, Ekim 02, 2006

Siz emredin komutanım ve lütfen böyle durduğuma bakmayın. Sırf size olan sevgimden.

Bir Türk dizi film setinde, post-prodüksiyonunda, yapımında ve yayınında çalışan hiç kimse askerliğini yapmamıştır. Bedelli bile yapmamıştır bırakın muazzaflığı. Bu yüzden karşımıza favorileri kulaklarının altına inen ya da neredeyse atkuyruklu askerler çıkar durur. Eğer içlerinde yapan biri olsaydı askerliğini, acemi birliğinde yediği bir tokadın acı hatırasıyla fırlar “Yahu olur mu böyle saçmalık” deyip yönetmeni uyarırdı. Velhasıl, her sete lazım askerliğini yapmış biri. Belki de diyorum oyuncu kaprisinden kaynaklanıyordur bu basiretsizlikler. Yok saçıma dokundurmam imajım sarsılır, yok ben favorilerimden para kazanıyorum kestirtmem; bu sefer de elin adamının bir filmde oynamak için elli küsür kiloya düşmesi geliyor aklıma, iyice sinirleniyorum. Tam bir süredir böyle şeyler görmüyorum diye seviniyordum ki, her sabah otobüs beklediğim durağa giydirilmiş “Emret Komutanım” adlı dizinin afişiyle sarsıldım geçenlerde. Hem de tam Sağır Oda’nın ilk bölümündeki Özel Harekat Polisleri’nin gerçeğe son derece yaklaşmış kostüm, ebat ve teçhizatları sayesinde bir parça nefes alabilmiş, yüreğimdeki yangını kontrol altına alabilmişken. Neyse. Sadede geliyor, afişi tarif ediyorum. Dizinin başrolünü paylaştıklarını tahmin ettiğim beş (dört ya da) (ama altı değil) oyuncu, üzerilerinde kamuflajları, fotoşop vasıtasıyla önlü arkalı selam durdurulmuşlar beyaz zeminde. En öndekini görmelisiniz. O nasıl ciddiyet, o nasıl uçurumun kenarına konmuş ufku gözleyen kartal bakışı, o nasıl bir görev aşkı... Gel gelelim bacaklar omuz mesafesinde açık. Yani “rahat” ya da “rahatta dinle” vaziyetinde. Sonra annem 27 yaşına geldin hala tırnak yiyorsun diyor.

Amma boşluk.
Yaza yaza boşluğu yaz dur şimdi
Porno sitelere bir şey olduğunda
Bulacağım yeni oyuncak,
Yazacağım boşluk olmayacak.

Şarkı falan da istemiyorum.
İstediğim gibi geçirtmiyorlar zamanı,
Pazar sabahı,
Yanımda dötünü dönmüş yatan karıyı,
Blanco’nun iyi çalmasına tercih etmekte haksız sayılmam.

Az daha içinde anneme seslenme olan bir dize yazıyor,
Hemen önceki dörtlüğü beşlik ediyordum.
Ben altımı leşliyorken, Rıdvan Hayrettin’i beşliyordu.
Annem bunu bilmez.
Unuttum ne diyeceğimi.

Amma boşluk be.
...
Sara sara unutkanlığına sar dur şimdi.

Herkese iyi haftalar.

1 Comments:

Blogger Can Yücel Metin said...

Ayak üstü iş yapma felsefemize bir örnek daha. Görüş alanıma öyle bir afiş yerleştirmekle, bana hakaret etmek arasında bir fark göremiyorum. Şaka gibi işlere imza atıp, bunları ciddi bir işmiş gibi afişe ederek yolunu bulanların diyarı burası, şaşırmamak lazım. "Benim sesim çok güzel" diyen Ajdar'dan aylarca malzeme çıkaranların memleketi. Medyanın halka değil, halkın medyaya hürmet ettiği bir ülke. Olmayan ülke. Bizi izlemeye devam edin! (Ne de olsa eliniz mahkum.)

02 Ekim, 2006 14:44  

Yorum Gönder

<< Home