Salı, Ağustos 08, 2006

bir zamanlar aklıma gelmiş şimdiyse atıl bir karikatür

Bir gün öyle boş boş oturuyorum masamda mı, vapurda mı, otobüste mi artık, hatırlamıyorum, ha ama şunu hatırlıyorum, vakit, son çıktığım herbirşeysi dahil kemer tatilimin arifesi. Tatili batsın, allahtan gece denize girdim doya doya da iyice kahretmedim kendimi dönüş yolunda, arka lastiğin üstünde hoplayıp dururken. (Buradan mp3 player denen aparatı icat eden ve gelişimine katkıda bulunan herkeslere can-ı gönülden teşekkürü bir borç bilirim.) (Neyse) ...arifesi. Aklıma bir karikatür geldi. Daha önce fikrime düşmüş benzerleri gibi, benzerleriyle hiçbir ilintisi olmayan bağımsız fikir zerreciklerinden biri daha işte. Kimi bir film karesi, kimi bir ilan-ı aşk fikri, kimi ağırlığınca saçma bir yemek tarifi, kimi bir albüm kapağı fotoğrafı olanlardan. Uzunca süredir o kategoriye soktuğum düşünlerin poposunu bir yere bağlamaya çalışmıyorum. Hani bir yerde kullanır mıyım acaba anlamında. Belli ki dağınıklar, belli ki uzay boşluğunda salınırken, hop oradan Akaşa Yayınları, amaaan, internette sörf yapmak gibi şey düşünmek... (Neyse) ... karikatür geldi. tek karelik karemtrak alanda karamizah. Karenin üst tarafında tam ortada Kadir Topbaş'ın başı var. Orijinalinden iki farkla. Başkanın saçları Adolf Hitler gibi taralı ve yüzünde Hitler’in karekteristik bıyığı var. (Ayrı konu da, Kadir Topbaş’ın bıyığıyla Hitler'in bıyığını çok benzetirim ben oldular olası, bilmem siz ne dersiniz.) Alt kısımda ise trafiğe sıkışmış üç halk otobüsü. (Ortadaki ortalı, öndekinin arkası, arkadakinin önü görünüyor.) İçleri tıklım tıklım dolu. (Mübalağa sanatına çok müsait burası. Aklımdakiler gözümün önüne geldikçe gülüyorum hala. Dışarı sarkmış dilleriyle açık camdan bir yudum nefes alabilmek için dışarı pörtlemiş kafalar, efendime söyleyeyim, parmakları yardımistercesine açılmış evine ulaşmaya çabalayan eller, kollar...) Günlük hayatta sık sık görmeye alıştığımız (Günlük hayatta sık sık görmeye alıştığımız demek ne kadar sıkıcıymış) bir manzara. Ortadaki otobüsün güzergah levhası okunuyor-okunmuyor arası. (Levha çok göze sokulmamalı, logo büyüklükleri konusunda patronyayla kavgalı sanat yönetmenlerinin davasına destek olunmalı (Mesaj çok gizli olmuş diye ben gidicem arada)) (Levhada, ikinci dünya savaşı döneminin Alman toplama kamplarının isimleri mi yoksa İstanbul’un herhangi bir hat güzergahı mı olmalı karar veremedim hala) İşte kabaca böyle bir kareydi aklıma gelen. İronikti. İkinci dünya savaşında insanların evlerinden, yurtlarından toplanıp, trenlerle (Filmlerden gördüğüm kadarıyla söylüyorum) toplama kamplarına götürülüşleri bir yanda, bugün insanların üstüne üstlük bir de “akbil” basarak evine ulaşmak adına çektiği şekilsel olarak benzer çile diğer yanda. O ilk heyecanla Penguen Dergisi’yle temas kurmaya çalıştımsa da başarılı olamadım, belki de para isteyeceğimi sandılar, nasıl işliyor mizah dergilerinde bu işler bilmiyorum. (Neyse)

5 Comments:

Blogger Bülent Şentay said...

:( ! * ? ; /!!!! %_-_-_- :( ,,, ¨µµƒ¶#^ø∂®~^𬵨†@å´`∆¨∑√ç¯Ω§∫§!!!!!

08 Ağustos, 2006 22:45  
Blogger Maksude Kılınç said...

Of, okurken nefes alamadım. Ömer, iç sesin ne kadar geveze senin. Azıcık sussun yahu. Peki sonra ne oluyor? Hikayeyi kaçırdım sanırım. (Neyse)

09 Ağustos, 2006 10:27  
Blogger Erçin Sadıkoğlu said...

İtiraf edeyim, yazının son bölümündekis soru hariç pek bir şey anlamadım. Anladığım yerle alakalı olarak da, bu işler şöyle işleyen işlerdir diyeceğim.

Mizah dergilerinin karikatür bakma günleri olur.
Amatör çizerler ve de yazarlar (ama çoklukla çizerler)
bu günlerde ki muhtemelen pazartesi ya da salı akşamları olur, dergiden bir ustaya ellerindeki dosyalarındaki işleri gösterirler.
Leman'da Tuncay Akgün yapardı bu işi, onan sonra Selçuk Erdem devralmıştı.
Penguen, Lombak ve Kemik dergileri, ki hepsi aynı binada, tek kare bir karikatür, çizgi roman, (ya da çizgi roman senaryosu) ve de yazıları getiren amatörleri haftanın belli gününde ağırlamaya devam ediyorlar.

Nasıl bir reklam fikrini en berbat şekilde de olsa çizerek kağıda anlatmaya çalışıyoruz (çizim yeteneği yok ise diye, varsa ne ala) onun gibi bu karikatür fikrini de bir kağıda kabaca çizer ve varsa bir kaç tane daha ile karikatür vb. kabul günlerini öğrenip, kapılarına dayanırsan, seninle ilgileneceklerdir.

10 Ağustos, 2006 14:16  
Blogger Hatice Üzgül said...

Yeni ajansımda henüz bilgisayarım yok. Bu sebeple nete de bağlanamıyorum. Bağlanırbağlanmaz Ortak Defter'i açtım ve... BU NE YAHU?

Ömer senin dekoderin var mı?:))) Ben ne yazdığını tam olarak anlayamadım da (?)

Ama şunu anladım ki, karikatürlük bir mizacın var; hoşgeldin aramıza!

10 Ağustos, 2006 19:45  
Blogger Ömer Siber said...

şey, ben şunu söyleyeyim öncelikle, ııı, ben bu yazıyı "bunun hakkında ne yapabiliriz" gibi bir niyetle yazmadım buraya. öylesine yazdım. yine de erçin'e teşekkür ederim yardımcı olmak adına yorum yazma zahmetinde bulunduğu için. şu var bir de, maksude'nin sandığı gibi hikayenin bir devamı yok. :) evet, okunması zor belki yazdığım şeyin fakat çok kişisel bir hissiyat olarak burayı defterim gibi benimsemezsem hiç birşey yazamam. kolay anlaşılır şeyler yazmayı meslek edinmiş olmanın dışaföşürdemesidir belki bu ne bileyim. dekoderim yoktur, karikatürlük bir mizacım var mı bilmem, aranıza hoşbuldum.

11 Ağustos, 2006 15:34  

Yorum Gönder

<< Home