Çarşamba, Kasım 09, 2005

Jingle Mingle


Arkadaşlar sizce reklam müziği ne kadar önemlidir.
Aklınızda reklam müziğiyle kampanya kotarmış bir marka var mıdır?
Varsa bilgilendirin. Bu arada hazır reklam müziği demişken benim aklımdakileri sayayım bari. :)

ETİ ETİ ETİ

Bir bilmecem var çocuklar.
haydi sor sor.
çayda kahvaltıda yenir.
acaba nedir nedir?
bisküvi denince akla.
tamam şimdi buldum
hemen onun adı gelir.

MÜJDE MÜJDE SİZE Parizienden müjde size hafifi, sağlam, esnek çorap, rahat çorap müjde.:)

tam iki dakika vardır bir de
sabah öğlen akşam her yemekten sonra
aşağı yukarı yukarı aşağı

Bir de araba reklamlarının müzikleri çok sağlam oluyor diyorum ben.:)

11 Comments:

Blogger Murat Kaya said...

First'ün Azra Akın ile yaptığı reklamı, müziği için defalarca izlemiştim. Müzik ve görüntüler kafamda çok iyi yer etti. Markayı bile Vivident veya diğer markalar ile karıştırmadan söyleyebiliyorum. First. First. First.
Ağır çekimde dans eden "kapıcı" karesi ile beynime güzelce yerleşti.
Kullanılan müziğin Dandy Warhols'un beni cezbeden şarkılarından biri olmasının etkisini de göz ardı edemem belki de.
Bir sonraki "açıl susam" benzeri reklam etkilemedi beni o kadar. Birşey anlamadım o filmden. Hatta ve hatta önceki film ile aralarında bir bağ bile kuramadım.
Müziğini de hatırlamıyorum...

Ayrıca Telsim'in mycep kampanya müziği var bir de aklımda kalan. Beğeniyorum. Hoşuma gidiyor. Reklam bittiği zaman mırıldanmaya devam ediyorum.

Ve tabi reklam müziği çok önemlidir. Hatta cümlem eksik kaldı sanki. "Reklam müziği çok çok çok önemlidir" diyerek düzelteyim.
Müşterinin beş duyusuna da hitap etmeyen pazarlama iletişimcisini dövdüklerini sanıyordum. İşitme organında bir sorun yoksa tüketicinin... Gerçi ikinci bir düşüncede müziğin sağırlara bile hitap ettiğini hatırladım.
First reklamını bir daha izlersem sesi kısıp izleyeceğim (unutmuşum şimdiye kadar).
Ogilvy de emretmiyor muydu zaten reklamı bir de "mute" konumunda izlemeyi? Doğru doğru.

09 Kasım, 2005 13:09  
Blogger deniz ural said...

Benim tereddütsüz en sevdiğim reklam müziği, bakalım herkes hatırlıyor mu? :)

"Evde, her köşeyi
Döşedikçe böyle zevkli..
Her şey, hayatımdaki her şey
Güzelleşti, değişiverdi birdenbire.
Konfor, zevkle buluştu
Çağdaş yaşam bu demek!
Rahatlık bu
Kolaylık bu.
Bir yere döşenir, her yere döşenir.
Kelebek! "

Sırf bu jingle sayesinde bir sempatim vardır Kelebek markasına. İşte bu kadar önemli bence reklamda müzik :)

09 Kasım, 2005 13:39  
Blogger Murat Kaya said...

Reklam müziği ile jingle kavramları karıştı. Şimdi farkettim, post da bunu ayırmamış. Ben de tutup yalnızca reklam müziği yanından dem vurmuşum.
Jingle'lar -tuhaf bir şekilde- benim algılamama girmiyor. Beynim müzik ile sözü çok nadir kombinasyonlarda aynı anda algılayabiliyor. Aksi taktirde algım "fonda çalan müziğe" kayıyor.

Duymayan kalmamıştır herhalde, Bioder "müziği" vardı bir zamanlar, belki hala vardır. O müzikte de "Bioder bu çok iyi haber" dediğini bir kaç ay sonra algıladı beynim.

Evet öyle, bu kimsenin sorunu değil. Tamamen benim beynimin sorunu. Ayrıştırmayı ya yapamıyor veya çok fazla yapıyor:) Ama ben bu konuyu herkesin okuduğu bir yere yazıyorum. Git kendi blog'unda karala öyle değil mi? Özür özür.

Jingle'ları algılayamayan benden başka biri var mı? Merak ettim. Söz ile müziği beyninde ayrıştırıp müziğe konsantre olarak, sözleri yalnızca "duyan" fakat "algılayamayan" birisini arıyorum. Türkçe şarkılarda bile "şarkı sözlerine" ihtiyaç duymak utandırıyor beni bazı zamanlarda.
Beynimi, tıp dünyasına armağan mı etsem? İnsanlığa faydalı olabilir.

Neyse ben "reklam müzikleri" dinleyip kaldığım yerden hayata devam edeyim. Bugün evde olduğumu nasıl da belli ediyorum değil mi?

Deniz Ural'a: Bahsettiğin jingle'ı hiç hatırlayamadım. Herhalde o da "ıskalamalarım"dan birine kurban gitmiş:)

09 Kasım, 2005 14:47  
Blogger deniz ural said...

Jingle ve reklam müzikleri karışmış gerçekten de.
İyi reklamlar iyi şarkılarla birleşince şarkının da güzel bir reklamı yapılmış oluyor. Markanın adı akıllarda daha çok kalıyor, "Fanta reklamındaki şarkı kimin yahu? gibi. ( Tabi bir de kötü reklam-kötü şarkı ikilisi oluyor. Bence en iyi örneği "dale ve Elidor [muydu?]:) )
İyi jingle'lar ise dillere dolanıp markanın reklamını iki katı etkili hale getiriyor. (En azından benim dilime dolanıyor...keleBEK! :) )
Bu nedenle jingle da reklam müziği de gerçekten "çok çok çok" önemli.
Elbette, jingle'daki sözleri ıskalamayanlar için :)))

"Murat Kaya, karikatür çizemeyen bir Monet midir yoksa tablo yapamayan bir Oğuz Aral mı?" Galiba en ilginç tarafı müzik ve sözü birbirinden ayırarak dinlemesi! Ben de telefonda konuşurken kesinlikle başkasını duyamıyorum. Tedavisi var mıdır acaba? :)

Son olarak, birgün bir reklam yapacak olursam en çok kullanmak istediğim şarkı Ünlü'nün "Kafam" şarkısıdır. Hoş olmaz mı?

09 Kasım, 2005 15:31  
Blogger Murat Kaya said...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

09 Kasım, 2005 16:40  
Blogger Murat Kaya said...

Dale dedin. Dale. Evet. Elidor reklamı.
Elidor, ürünün üzerine güzel bir müzik yapışacak diye mi çekinip de değiştirdi o güzelim müziğini yoksa "akıllı"nın biri çıkıp da "sıktı bu müzik artık" diyerek önce remixlerle ardından da daha farklı denemelerle mi yok etti o güzelim müziği merak ediyorum.

Bir de "nefret ettirerek" akıllarda kalmak mümkün. Benzerini sanırım İstikbal denemişti "Oy Müzeyyen Müzeyyen" diyerek -o müziği duyup sinirlerini muhafaza edebilenlere madalya verilmesi lazımdı. Fakat Elidor o güzelim müziğini nasıl bu hallere soktu (bu haller "Dale" oluyor) merak ediyorum.

Dale, kanımca berbat bir müzik. Belki önceki Elidor müziğini bilmiyor olsaydım böyle düşünmez üzerinde durmazdım. Ama dilime dolanmış o Elidor melodisinden sonra bununla karşılaşmak üzücü tabi. Belki mutlu olanlar da vardır... Vardır mutlaka.:)

Elidor aklımda kalmaya "Dale" ile devam ediyor. Eh bu da bir başarı. Hiç ıskalamadan "Elidor muydu o?" sorusuna "evet Elidor idi" diye cevap verebiliyorum.

Ünlü'nün "Kafam" şarkısını bilmiyorum. Bir dinleyeyim önce sonra dönerim bu bahise:)

Hani bir "ayrıntılar" maddesi vardır. "Uyuz olduğun bir şarkının diline dolanması ve devamlı onu mırıldanmaya başladığını farketmek. Kendini o şarkıyı ıslıkla çalarken bulmak ve hemen o sırada çevrendekilere bu şarkıya gıcık olduğunu fakat diline de dolanmış olduğunu bildirmek."
Buna benzer bir şeyi Leman'da okumuştum sanırım. Bir kısmını kendim eklemiş olabilirim.
Dale de onlardan biri. Teşekkürler Deniz Ural. Beynimde Dale çalıyor şu anda:)
"Oy Müzeyyen Müzeyyen..." diye geçiş yapmaya çalışayım. (Belki geçer...)

Telefonda konuşurken başkasını duyamamak belki de "ses disleksi"si diye bir rahatsızlıktır. Bir zamanlar düşünüyordum bu konuyu da sen söyleyince hatırladım. Ses disleksisi??

Hazır aklıma gelmişken ustalara soralım: Disleksi sahibi bir reklam yazarı olabilir mi? Deniz Ural'ınkinden değil şu Tom Cruise'un disleksisinden.:)
Aklıma gelmişti bir ara disleksi sahibi bir yazar olabilir mi acaba diye.

p.s. Disleksi kelimesini TDK sözlüğünde bulamadım.

09 Kasım, 2005 17:00  
Blogger Seral Çelikbaş said...

Müziğin ve onunla uyum sağlamış sözlerin reklamı kuvvetlendirdiğine katılıyorum. Fakat bazen orjinal halini çok sevdiğiniz bir parçanın reklam jingle'ında zorlama durduğunu görüp üzülüyoruz, şarkıdan da markadan da soğuyoruz. Hatta şeçim zamanı parti propagandası için dinlediklerimiz çok daha vahim oluyor.
Murat Kaya'nın yaşadığı söz ve müziği ayıklayamama durumunu da şöyle söyleyecebileceğim:
balerina ciftibenim benimadımbanabakın ????????????????
yumuşağım iz bırakmaaaamm ????????
içini dışını sağını solunu ??????
adım balerina cifff temizlik bezinizim.

09 Kasım, 2005 17:11  
Blogger Eda Çizioğlu said...

akşama babacığım unutma ülker getir.

09 Kasım, 2005 18:42  
Blogger deniz ural said...

Disleksinin genel olarak görülen özellikleri şunlarmış: (bilkent.edu.tr)

- b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.
-Okurken kelime atlamak.
-Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.
-Yazı yazmada zorluk.
-Gecikmiş ya da yetersiz konuşma.
-Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.
-Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.
-Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik

Ses disleksisi diye birşey yokmuş galiba, en azından ben değilmişim. :)
Ayrıca böyle bir hastalığı bilmiyorken Einstein ve da Vinci'nin de disleksi olduğunu öğrenerek çok şaşırdım. (Keza Mickey Mouse da öyleymiş, bunu anlamadım:) ) E, disleksiyle da Vinci olunuyorsa, reklam yazarı haydi haydi olur herhalde!

Dale şarkılı Elidor (ben yine de hala Blendax falan diyebilirim:)) reklamının ne kadar ses getirdiğini ve şarkıyı sevenlerin çokluğunu düşünürsek, birçok kişi tarafından başarılı bulunuyor. Galiba, reklam-reklam müziği ikilisindeki başarı, belli bir kalite sınırı aşıldıktan sonra, göreceli olabiliyor.

Son olarak aklımda kalmayı başarmış başka bir jingle daha var:

"...
Güne hazırsın, asla durmak yok
Hızını kesme sakın, gücün dorukta.
En tatlı sabahlar
çokokremle başlar.
Çokokrem!"

10 Kasım, 2005 11:25  
Blogger Başak Kanat said...

"Genciz biz, delikanlı
Aktif, dinamik, heyecanlı!"

Gilette reklamıydı...
Kürek çeken kaslı abiler falan vardı...

11 Kasım, 2005 16:07  
Blogger Murat Kaya said...

Üç gündür internete bakamadım. Seral Çelikbaş'ın yorumunu anlayamadım da... :)
Cif?

"Belki anlarım" diye bir kaç defa okudum. Ama ı-ıh. Anlayamadım. Biraz daha açar mısınız sayın Çelikbaş?:)

p.s. Son cümle, çenesine eli ile destek yapıp (ciddi bir havaya bürünmek için) muhatabına soru soran gazeteci repliğidir.

13 Kasım, 2005 13:22  

Yorum Gönder

<< Home