Çarşamba, Ekim 26, 2005

Mine Kırıkkanat'ın tespiti doğru değil mi sizce de?

İş dünyasında bir ülkenin nabzını en iyi tutan sektör, reklamcılıktır. Tanıtılan ürünün tutması reklamın beğenilmesine, reklamın beğenilmesi ise hedef kitlenin "istemleri" yönünde etkilenmesine bağlıdır. Başarılı bir reklam kampanyası, doğru okunmuş bir toplumsal eğilimin geleceğe dönük çözümünü hayal eder ve tanıtılan ürüne yönlendirir. İşte bu yüzdendir ki reklamcılık, kültür birikimi, zekâ ve yaratıcılık gerektiren bir meslek olup, Türkiye'de dünya standartlarını kolayca tutturan, hatta ötesine geçen bir gelişim göstermiştir. Reklam sektörü böylesine başarılı olduğuna göre, Türk toplumunu, istemlerini ve hayallerini de doğru çözmüş demektir.Ne var ki Türkiye televizyonlarında gösterilen reklam filmleri, sanki bambaşka bir ülkede çekilmiş, "hedef kitlesi" bambaşka bir toplummuş gibi.Reklam filmlerindeki Türkiye'de herkes çağdaş, herkes uygar. Sanki Türkiye'de değil, İsveç'te bile değil (çünkü orada da epeyce Türk ve Kürt var), İzlanda'da yaşıyor reklam filmlerindeki insanlar. İstisnasız tüm kız ve kadınların başı açık, istisnasız tüm erkekler sinekkaydı tıraşlı. Nadir bıyıklı ve daha da az sayıda sakallılar, ya "komik" rollerine soyunuyorlar, ya da isimlerinden menkul "star"lar.Bu durum yalnız "tarafsız" ürünler için söz konusu değil, yeşil sermaye de en yemyeşil ürünlerini çağdaş, uygar Türkiye imgesi üstüne bindiriyor. Ramazan reklamları bile bağnazlık sembollerinden uzak bir toplum modeli çiziyor. Dikkat ederseniz hep yaşlı kuşağın başı bağlı, o baş bağı da günümüz tesettürü değil, geleneksel baş örtüsüyle sınırlı, zaten tek tük dede de sakalı ağarmış türden oluyor.Aynı reklam filmlerinde, 'nostalji' teması işlendiği zaman da referanslar aynı: İlk cumhuriyet çocuklarının çağdaşlık yolundaki adımları. Başka bir noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim: Salt yazılı medyada yer alan az sayıda tesettür modası reklamları, nedense yaratıcılık yoksunu, tatsız tutsuz, çekimsiz olup, 'ilan'dan öteye geçemiyor. Ve televizyonlarda yıllardan beri, her gün defalarca böyle bir Türkiye seyretmek kimsenin garibine gitmiyor...Oysa hepimiz biliyoruz ki, Türk toplumu bu değil. Kadınların üçte ikisi öyle ya da böyle 'örtülü'. Başı açık kadın yoğunluğuna, artık yalnız kent merkezlerinde rastlanıyor. Her dört erkekten biri takkeli ve sakallı, geniş geneli ise takkesiz, sakalsız ama bıyıklı. Öte yandan, yetenek ve başarısını çoktan kanıtlamış reklam sektörünün 'hedef kitle' seçimi ve bu kitlenin 'istemlerinde' yanılıyor olması mümkün değil. Zaten kampanya sonuçları doğru gördüklerini her seferinde yeniden test ediyor. Eee? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu: Yarısı tutucu bir toplumun, güncel söylemde sözüm ona reddettiği çağdaş ve uygarlık çizelgesini, reklam filmlerinde benimseyip izlemesini nasıl açıklayacağız?Acaba Türk toplumu 'kapansa' da açılmak mı istiyor? Doğu'ya baksa da Batı'yı mı gözlüyor?

Mine Kırıkkanat'a katılıyorum. Siz ne dersiniz?

2 Comments:

Blogger Haluk Mesci said...

Mine Kırıkkanat'a ait olan metni tırnak içinde yazıp belirtmek daha iyi olurdu...

26 Ekim, 2005 16:53  
Blogger Murat Kaya said...

Katılmak ya da katılmamakla pek ilgili olmayacak belki..
Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası" romanı günümüz için nasıl hala geçerli ise sanırım bazı şeylerin de değişmesi veya gelişmesi mümkün olamıyor. Hele ki toplumlardan bahsediliyorsa.

Araba Sevdası'nı günümüzde bir daha yazmaya kalkışsak, eski filmlerin tekrar çekilmesi gibi bir uyarlama yapar isek, herhalde sadece kıyafetlerde ve semtlerde değişiklik olacak ve anlatılan aynı güncellikte kalacaktır. Daha da kötüsü, Araba Sevdası karakterleri çok daha medeni kalabilirler yeni versiyonun yanında... Belki biz ileriye gidiyoruz sanırken biri de halıyı altımızdan çekiyor ve bizim ilerliyor olmamız pek de birşeyi değiştirmiyor.

27 Ekim, 2005 00:12  

Yorum Gönder

<< Home