Çarşamba, Eylül 07, 2005

El yazmaları

Yazıyorsun. Ne âlâ! Öncesinde birazcık düşünmeye ne dersin?

***
Aklına ilk geleni yazmak, başlamak için iyi.
Bitirmek için, aklına gelmeyini yazdığından
emin olmalısın.

***
Yaz ve çöpe at! Yaz ve çöpe at! Yaz ve çöpe at!
Dolunca, boşalt çöp sepetini ve yaz... Ve...

Tâ ki, çöpe atacak bir şey bulamayasın...

***
Yazıyorum, yazıyorsun, yazıyor...
Yazıyorsun, yazıyorsunuz, yazıyorlar....

...Yaz geliyor!

Dene, göreceksin!

***
Daha iyi, daha ustaca yazmayı öğrenmenin
tek (tech değil!!!) yolu, yazmak!
Türkçe yazacaksan, Türkçe ama!

***
Kaleminden çıkanı kağıdın duysun!
(Şöyle mi demeli yoksa:
Klavyenden çıkanı ekranın duysun!)

***
Görüntüyle düşünebilirsin. Bu, iyidir.
Ama unutma, sözcüklerle yazacaksın.

***
‘Yazar’san, görüntüler kuzenindir.
Sözcükler, ikiz kardeşin!

***
Türkçe yazarken Türkçe ‘abc’yi kullanmayacaksan,
sana döve döve bir yazdıran mı var?

Yazma! Git limon sat!

***
Kağıdına koklatacağın her bir sözcük için
uzun uzun düşün. Unutma,
neyi koklatırsan, onu kokarsın!
Sen değil sadece, reklamını yazdığın marka da.

***
‘Uzun’ un da bir kısalığı olmalı!
Malûm, kavakta da boy var!

***
“Yazar” mısın?
Sahiden “yazar”mısın?
Emin misin?

Türkçe’n kaç?

***
Kaç sözcükle konuşup yazabiliyorsan,
o kadarlık “yazar”sın.
Ne bir eksik, ne bir fazla.

***
Kaç paralık yazar olduğun, sözcük dağarcığında
kaç sözcük bulundurduğunla doğru orantılıdır.

***
Nicedir önümde duruyor: Reklam Yazarlığı Üzerine
Bir Profil Araştırması. Bakışıyoruz. Onun bakışlarında,
ince bir alay. Benimse yüzüm kızarıyor, bakarken.

Otuz beş reklam ajansından yüz reklam yazarı ile
yapılan görüşmelerden çıkan sonuçlardan bir kaçı:

Bizim aslan parçaları arasında psikoloji,
sosyoloji ve mesleki kitapları birinci okuma tercihi olarak
gösterenlerin oranı, sadece %17 imiş. Çeşitli TV
kanallarında yayınlanan mesleki programları izleme
oranı ise, %2. Peki, bu arkadaşlar mesleki
gelişimleri için öncelikli olarak hangi kaynaklara
başvuruyorlarmış? Mesleki dergiler. Oran? %29
Hangi dergi öncelikli derseniz, o da ayrı bir vaka:
Lürzer’a Archive! Yani, aslında okumayı değil de,
bakmayı tercih ediyoruz. Ne demişler? Su akar,
yazar bakar!

Şaşırtıcı mı? Şu bulguya bakınca, değil:
Bizim aslanların %40’ının geleceğe yönelik bir
kariyer planları yokmuş ya da kariyerlerini reklam
sektöründe sürdürmeyi düşünmüyorlarmış!

Eskiler buna “fuzulî işgal” derdi. Yeniler ne der, bilemem!
Hele, işini de, kendini de ciddiye alan bunca işsiz varken...

Sanırım, geç kalınmış bir “bahar temizliği” gerekiyor.

Çerden çöpten başka türlü nasıl kurtulunur?

***
Geçenlerde bir ilan gördüm. Yakın gözlüğü için yapılmış.
Başlık: Okuryazar Gözlüğü.
Merak ettim, acaba gözlüğün yarısını satın almak mümkün mü?
Malum, iyi kötü yazıyoruz. Da, okumuyoruz nasılsa!

***
Saçma, kötü, beceriksizce ya da çalakalem yazılmış
bir metin gördüğümde, şöyle derdim: Poposuyla yazmış!
Daha uygun ve ‘efendi’ bir deyiş buldum;
artık onu kullanacağım: Profiliyle yazmış!

***
Cin olmadan usta çarpmaya kalkışmanın
“yazmak”la ilgisi görülmemiştir.
Aynı şekilde, “usta”yım diye çırak çarpmaya kalkışmanın da...

Her ikisinin de bir şeyle ilgisi varsa,
“hazım sorunu”yladır!

***
Yakındır: Reklamverenler, saçma sapan talepleri karşısında
birazcık babalandığımızda, bize şöyle diyecekler:
Profilin kadar konuş!

Biz o zaman dilimizi neremize...

***
Bir öneri: Reklam yazarı adaylarından özgeçmişleri istenirken,
yanında bir de fotoğrafları istenmeli: Ama, profilden!

***
Bir öneri daha: Hazır, bir profil araştırması başlatılmışken,
sürdürülse: Müşteri Temsilcisinin Profili Araştırması,
Stratejik Planlamacının Profili Araştırması,
Yaratıcı Yönetmenin Profili Araştırması,
Sanat Yönetmeninin Profili Araştırması...

Hele hele, Ajans Patronunun ve Yöneticisinin Profili Araştırması...

Ne biçim şenlenir ortalık, kim bilir!

***
“Reklamverenin Profili Araştırması” mı dediniz?

Duymamış oliim!

***
60 günde müthiş bir yazar olmak ister misin? İşte reçete:

. Sabahları ajansa erken gelme. (10-10.30 arası uygundur!)
. Gelir gelmez işe başlama, aceleye mahal yok! Çayını yudumla, muhabbete dal, afyonun patlasın!
. Saatine bak.
. Masanın başına geç! (Hop! İşinin başına demedik!)
. İnternete gir. (Bi’daha çıkma!)
. Gelen e-postaları oku, yanıtla, yanıtlarına gelen yanıtları oku, onları da yanıtla, sonra o yanıtlarına gelen...
. ... yanıtları sonraya bırak, yemeğe çık. (Aç yazar ne yazar?)
. Yemekten dön. Bi’ kahve iç, rehavetten kurtul.
. Telefona yapış. Sekizinci kez anneni, beşinci kez halanı, onbirince kez enişteni, yirminci kez ablanı, beş yüz elli beşinci kez sevgilini ara, uzun uzun konuş. (Konuşmaktan kimse ölmemiştir; kaygılanma.)
. Saatine bak.
. Gazetelere göz at. (Sadece ilanlara, dedikodu malzemesi olarak! Üst yanından sana ne!)
. O masa senin bu masa benim dolaş, son dedikoduları al, ver.
. Saatine bak.
. Hayal kur. Hayalinde, tez zamanda bir ajans kur, bu sünepe yerden kurtul! Sektörü de kendini de kurtar! Meşhur ol!
. Zaten internettesin, sohbet odalarına filan dal, yazış.
. Saatine bak.
. Yazışmalarını dosyala, yazışma dosyalarını tasnif et, “üff be, 20GB yazışmışım bugün, helal olsun bana, söktüm bu işi” şeklinde düşün, övün, güven. Bırak başkaları çalışsın.
. Saatine bak.
. Madem geç geldin, bari biraz erken çık!

Yarına Allah kerim! Kaldı 59 gün. Başaracaksın! Ne demişler, adam olacak yazar, profilinden bellidir!

***
Reklam yazarken edebiyat paralamak
otuzbir çekmek gibidir: Sen gelirsin, tüketici gelmez!


Sürecek...

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home