Perşembe, Ağustos 18, 2005

Çöküntü ve muz kabuğu

Son zamanlarda giderek netleşen gözlemlerimden birisi halinde geldi: “iletişim sektöründe çalışan insanlardaki çökkünlük” Nereye baksam, kiminle konuşsam çökmüş, dertli! Sektörde 7-8 yılı doldurmuşlar diyor ki “Ben de başlangıçta senin gibiydim. Ama belli bir süre sonra kalmıyor” Kalmayan ne? Gidip de bir daha gelmeyen ne? Onlar artık –kendilerince- ununu elemiş, eleğini asmış; kendilerini maddi işlerinin rutinine kaptırmış...Müşterilerinin işlerini revize etmekten kendilerini revize etmeyi unutmuş...Peki ya gençlere ya da haz etmediğim söylemle ‘junior’lara ne demeli? Onlar da mı ‘senior’lerinin peşinden gidiyorlar?

“Çöküveriyorlar. Çantalarında, ceplerinde çökkünlük ilaçları; yaşama, insanlara kızgın, küskün; bıkmış, usanmış yaşıyorlar. Geçenlerde bi­risi terapistinin sözleriyle dalga geçiyordu: "Nasıl olduk? Uykularımız ye­rindedir, umarım. Bak gözlerin ışıl ışıl, derslerinde başarılı olduğuna emi­nim. " "Terapist de bu lanet olası yaşamın lanet olası bir insanı. Gidile­cek, ilaç alınacak. Bilsem, hangi ilaçlar, hangi dozda, ne gibi yan etkiler­le işleyecek üzerimde, yanma varmam adamın. O da bu dünyanın, lanet olası sahtekar, tatsız tuzsuz varlıklarından biri. Zaten yüzlerindeki yap­macık sevecenliği gördükçe, anlıyorum, ikiyüzlülüğünü. O da benim gibi çökkün. Sevgisiz. Umutsuz. Ülküsüz. Sürüyor ruhunu bu dünyada, sü­rükleniyor. Çökmüşler. Ruhbilimci, ruhhekimi arkadaşlarım çökkünlük (depresyon) üzerinde çalışıyorlar. Dünyada bu konuda geniş, yoğun bir literatür var. Toplumbilim, İnsanbilim konularında araştırmalar yapanlar çökkünlüğün değişik nedenleri üzerinde duruyorlar. Dünyada insanın, in­san gibi yaşamasını engelleyen önemli bir ruhsal durum, çökkünlük.

Çökmüşler. Gencecik heyecan pınarları. Yaratıcı yürek titreşimlerini bitmez tükenmez enerjileriyle çiçek tozları gibi çevreye yayabilecek bu insanlara neler oluyor. Neden çöküyorlar? Çökmüş olabiliriz. Bir gün kalkacağımızı hiç aklımızdan çıkar­mamalıyız. Yıldızlar çöktüğümüz yerden görülmüyor, çiçek tozları çöktüğümüz yere ulaşıp, saçımıza konamıyor.” Böyle diyor Prof. Ahmet İnam, Cumhuriyet Bilim Teknik- Gönülden Bilime sayfasında...

Kapısının iki adım ötesinde bile keşfedilecek yerler olduğunu sezemeyen, MediaCat kitaplarından başka kitap bilmeyen genç iletişimciler olarak neyi değiştirmeyi planlıyoruz? Nereye fikirle gitsem, hangi kapıyı çalsam; zamansız, erken, gereksiz...bahaneler, ertelemeler...Evet “husumet, negatif elektrik herkesi çarpıyor, hasta ediyor. Yazık”

Tezer Özlü’nün dediği gibi “sen günlere birşey getirmedikçe, günler sana hiçbirşey getirmiyor.”

Yarın, gününe yeni bir şey getirecek her iletişimciye kolay gelmesi dileğiyle...sıhhi tesisatçıya, berbere, simitçiye, matbaacıya ve herkese de tabi...

BG

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home