Salı, Ağustos 02, 2005

hapşırık.

Peki üstadım, söyle bana n'olur! Sağlık kuruluşunun teki için bir iki kelime karalamaya oturup, ırkçılığa karşı reklam (müziği de dahil olmak üzere) ve kampanyayla kalkmak; bir başka gün başka bir müşteriye bir şeyler karalamaya oturup, sende olmayan –hatta hangi ajansta olduğunu bile bilmediğin bambaşka iki marka için araştırmasını da yapıp birer reklam yazıp kalkmak, habire böyle uçup durmaktan gereken yere ancak daha sonra konabilmek, o kişinin daha çooooook genç olduğu anlamına mı gelir? Yoksa bu çağrışım karmaşası ve aklına gelenin peşinden –görevin o olmasa da- gitmek oyunu mesleğin her yaşında, yılında hepimizin mi başına gelir? Büyüklerimden yardim, öğüt, teselli, aferin, örnek, azar, ne varsa bekliyorum. Kafam darmadağın!

3 Comments:

Blogger Haluk Mesci said...

Üstüme alınmış olmayayım, eminim bu hoş konuda bütün arkadaşlarımızın söyleyecek şeyi vardır. Ama hemen bir şeyler söylemeye başlayalım diye ben yazıyorum.

Derler ki, sözlükte bir şey aramak, zevkli olduğu kadar tuzaklıdır da : Aradığın şey için bakınırken, bir de bakmışsın ki aramadığın şeylere takılıp gitmişsin...

Yaratıcı çalışmada çağrışımların rolü bilinen bir şey, gerekli bir musibet. Ama iyi yönetmezsen, hakim olmazsan, bütün sözlüğü okumak veya yazmak zorunda kalabilirsin ki bu da seni yaratıcı yapmaz. Yapsa yapsa dağınık ve verimsiz yapar.

Bu süreçte, asıl işle ilgisi olmayan ama bir yerlerde işe yarayabileceğini hissettiğin şeyleri hızlıca not edip geçeceğin bir 'Con Ahmet' defteriyle yaşamak, sanırım bilinen en klasik çözüm.

02 Ağustos, 2005 13:00  
Blogger Erçin Sadıkoğlu said...

Bir de bu Haluk Bey'in önerdiği defterin, bir süre sonra "defterler" halini alması durumu var ki, iste o da isin en eglenceli kısmı.

Her "aklına estiginde bir" yapılacak bir temizlikle, elemeler yapılır, tarihlerine göre alınan notlar tekrar yazılır ve defterler, gereken kırpmalarla, "defter" olmasa bile daha az rakamlara indirilir, kitaplıklarda yer açılır ve yeni defterler hızla satın alınarak, doldurulmaya başlanır..

02 Ağustos, 2005 14:34  
Blogger Bülent Şentay said...

Haluk Mesci'nin sözünü ettiği Con Ahmet Adanalıdır ve "devr-i daim makinesi" ni bulmuştur. Devr-i daim makinesi kısır olmayan bir döngü içinde daima bilgi peşinde koşmaktır.Belki de bilgi peşinde koşarken coşmaktır (En azından makinenin "kamuoyuna mal olmasından" kırk hatta elli yıl sonra böyle bir yorum yapmak bana düştü!

02 Ağustos, 2005 23:25  

Yorum Gönder

<< Home