Salı, Haziran 21, 2005

Sözüm meclisin ta kendisine

Biz reklamcı değil miyiz? Reklamcıyız.

Reklamcının en çok "olması" gereken yer neresi? Gerçek hayatın içi.

E peki o zaman neden gerçek, günlük, basit, etrafımızdaki hayattan hiç konuşmuyoruz da,

Sürekli sektörden, sektörün sorunlarından, sektörün şusundan busundan konuşuyoruz?

Sanki reklam yazarlarının ortak defteri değil de, reklamcılar meslek odası tartışma köşesi.

Tamam ortak noktamız bu, reklamcıyız. Ama bir ortak noktamız daha var: e biz reklamcıyız?

Haydi biraz daha kaynaşalım!
Asıl işimizin "gerçek hayat" oluşunun tadını çıkaralım!

(Hem birbirimize malzeme çıkarırız belki belli mi olur? İnsanın aklına cin fikirler kim bilir nerelerden ne çağrışımlardan geliyor...)

1 Comments:

Blogger Ömer Siber said...

Bu önemli tespit yazısına hiç yorum yapılmamış olması hem garip hem değil. Garip, çünkü biz reklam yazarları yazar/okur/dinlerken hep "hayat" kapaklı, "insan" içerikli, "sevgi" dokunaklı imgeler arar, iş, iletişim kurmaya geldiğinde kendimiz gibi reklamcı olanlardan başkasıyla diyalog yaratmakta zorlanırız. (Bilmemhangikulübün çıkışında, gecenin bilmemkaçında istiklal caddesindeki çöpleri toplayan kamyonun arkasına asılı çöp teknisyenlerine laf atarken büründüğümüz bize ait olmayan kimliği iletişim kurabilmek olarak değerlendirmemek gerek.) Ve bir o kadar da garip değil çünkü çalışma saatlerinin, çalışma arkadaşlarıyla olan muğ(t)lak yakın ilişkilerin ve sektöre ait jargonların reklamcıyı içine hapsettiği bağlamlar, bugün bizleri çocukluğumuzda arkadaşımız olup da bugün "gel bizim bankada sana hesap açalım oğlum" diyen adamların meseleleriyle buluşmaz biçimde ayırmıştır. hayal gücüyle çalışanlar, hesap yardımıyla çalışanlardan, dünya üzerindeki arabaların mercedes ve diğerleri olarak ayrılmasına benzer biçimde ayrılır. en azından bir reklam yazarına göre.

08 Ağustos, 2006 18:19  

Yorum Gönder

<< Home