Pazartesi, Haziran 27, 2005

İmdat, sayfalar cayır cayır yanıyor!

Yani: İstediğim kitapları gönlümce alamıyorum çünkü çok pahalı!

Çıkan çoğu filmi sinemalarda izlemem, takip etmem de gerekiyor mesela. Hadi onu korsan dvd’lerle hallettik diyelim (utanıyorum bunu burada söylemekten ama maalesef çoğumuz gibi ben de onları izliyorum) ama bir yere kadar...

Derdim büyük, çünkü ya çok hızlı okuyup bitiriyorum ya da sürekli bir kitaptan ötekine sıçrayıp aynı anda birkaç kitap bitiriyorum ya da bitirmediğim, ama arada açıp açıp baktığım kitaplarım oluyor... Bazen okumayacağımı bile bile kitap almanın da keyfini yaşıyorum. Koskoca bir kitabı, sadece tek bir konusu ilgimi çekse de almak gibi...

Nasıl anlatsam, sanki hazine bonosu (veya bu bir kadın için yeni bir çift ayakkabı olabilir) almak filan gibi çok faydalı (veya kendini iyi hissettiren) bir yatırım olduğunu düşünerek hiç çekinmeden “saldırıyorum”. Bu durumda ortalama rakam, ayda en az 5 kitaba tekabül ediyor.

Hele taksitle kitap almak, işte o daha da bir ağarıma gidiyor.

Bir çok şey pahalı ama neden kitaba bu kadar taktın diyecek olursanız,

Sanki film/sinema pahalı olabilirmiş, ama kitap olamazmış gibi hissediyorum. Zaten okumayan bir milletiz, salonlarımızda kütüphane yerine kristal bardakların sergilendiği anlamsız “vitrin”ler var hala (tamam sizde yok, bende de yok ama ben genelden bahsediyorum), kitaba korka korka dokunuyoruz, daha ne okuyacağımızı filan doğru dürüst bilemiyoruz, bir de fiyatları bu hale getirerek neden iyice caydırıyoruz bu halkı okumaktan? Bu en temel ihtiyaç, neden ithal bir yüz temizleme jeli edasında sanki bir lüks malmış gibi muamele görüyor?

Ben (ve dahil olduğum sosyo-ekonomik grup) bile bundan böyle satırlarca, dırdır’larca şikayet edebiliyorsa, genel hal ve gidişat pek memnun edici olamaz değil mi?

Bugün beni sinir eden, aklıma takılan şey bu!

Çözümü ne? Valla belli başlı ajanslara, belli başlı yayın evleri yeni kitaplarından birer tane her ay yollasa… Ne güzel olur… -du…

2 Comments:

Blogger Tunç Balaban said...

Peki karnın doyuyor mu?
Yaşadığın yerde okul var mı?
Tedavi için kaç kilometre yol gidiyorsun?

Farklı bir bakış açısı benden...

Keşke bu ülkedeki herkes senin gibi sadece "kitap fiyatları çok yüksek, yeterince sinemaya gidemiyorum" dese.

Binlerce kazanılamamış insan için kitap, sinema, dergi vs diye bir şey yok!

Sonuçta herkes kendi derdini düşünüyor. Araba alacak adam "ya şu abs farkı bu kadar olmasa" diyor, ben ve sen "sinema fiyatları çok yüksek, ayda 2 kere gidebiliyorum" diyoruz, birçok insanın da bunlardan haberi yok.

27 Haziran, 2005 14:30  
Blogger Ceylan Pojon said...

Haklısın, o da var tabi. Ama apayrı... Yani benim kafamdakiyle apayrı...
Hatta senin dediğin, benim yazdığımdan apayrı olmaktan da öte,
ters bile denebilir.
"Ne kitabı, insanlar aç!" demek, sinema ve kitabı lüks mal olarak algılatabileceği için.
Diğer yandan ben kitabı diğer kültürel aktivitelerle kıyaslamışım, sen temel ihtiyaçlarla kıyaslamışsın...
Ama zaten dediğin gibi,
"farklı bir bakış açısı"...

Okuma-yazma öğrenme-öğretme sorununa inersek hele, OF! İyice dağılır konu ve benim etrafinda kalmak istediğim nokta...

Okumak deyince, ben kendim biraz dağıtmak istedim. Bak dağıtıyorum:

Paris'te, Seine'in üzerindeki köprülerden birinin altında yaşayan, pislikten eli yüzü görünmeyen, üstü başı yırtık pırtık bir evsizi ayaklarını uzatmış büyük bir dikkat ve ilgiyle gazete okurken görünce çok şaşırmıştım. Kimin okuyup kimin okumadığını kestirmek mümkün olmuyor çoğu zaman. Çünkü diğer yanda, birtakım kadınsal dergiler grubunu çatısı altında toplayan bir yayınevi genel yayın koordinatörünün, tek kelime kitap okumadığını, "yakından" biliyorum.

Mesela...

Evet evet çok dağıldı konu. Son olarak,
Galatasaray'dan Fransız sokağına giderken yol üstünde birtakım kitapçılar var ki, içine gir kaybol, on milyona on kitap al!
(Ankaralı olduğum için bunu ilk keşfettiğimde pek bir heyecanlanmıştım)

"Comment" ine "comment" kattım :)

27 Haziran, 2005 16:52  

Yorum Gönder

<< Home